Euro
Arrow
55,8762
Dolar
Arrow
50,1343
İngiliz Sterlini
Arrow
66,9399
Altın
Arrow
6575,5632
BIST
Arrow
11.420
Anasayfa > Bakış Açısı Haberleri > Avrupa’da yasaklar dönemi: Washington’dan Avrupa’ya aynı el mi uzanıyor?

Avrupa’da yasaklar dönemi: Washington’dan Avrupa’ya aynı el mi uzanıyor?

Işın Ertürk Avrupa sokaklarını karıştıran protestolara ve nedenlerine dair Almanya özelinde dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 06.11.2026 20:40 Güncelleme: 06.11.2026 21:01
Avrupa’da yasaklar dönemi: Washington’dan Avrupa’ya aynı el mi uzanıyor?

İddialar çok ağır.

Avrupa'da sokaklar haftalardır sıcak. Gençler eğitimdeki çöküşe, sosyal kesintilere, hayat pahalılığına, savaşa, militarizasyona ve zorunlu askerliğe karşı çıkıyor. Paralelinde ise başka görüntüler baskın biçimde önümüze sürülüyor.

Şiddet.

Simsiyah giyinmiş maskeli gruplar. Çatışmalar. Yağmalanan dükkânlar. Polis müdahaleleri. Haftalardır ekranlarda, gazetelerde gördüklerimiz bunlar. Siyasette de yine bunlar var.

Ardından ne geliyor peki?

Yasaklar.

Evet, Almanya'da gençlik gösterilerinin yasaklanması talep ediliyor. Antifa, yani antifaşist hareket ve örgütlenmeler hedefte. Sol Parti (Die Linke) hedefte. Göçmenler şiddetle yan yana anılıyor. Üstelik Almanya'yla bitmiyor. Belçika. Fransa. İspanya. İtalya.

Hattın öbür ucunda da Washington.

Almanya'nın önemli dış politika haber analiz platformu “German Foreign Policy”, Almanya'daki Z kuşağı gösterilerinin ardından yayımladığı yazıya boşuna “Yasaklar dönemi” başlığını atmamış.

Sosyal kesintilere ve militarizasyona karşı büyüyen muhalefetin, şiddet ve güvenlik tartışmaları üzerinden baskı altına alındığını anlatıyor. Sağ ve aşırı sağın solu ve antifaşist örgütlenmeleri hedefe koyduğuna dikkat çekiyor. Almanya Federal İçişleri Bakanlığı'nın Trump yönetimiyle bu alanda yakın işbirliği yürüttüğünü belgeliyor.

Bunlar doğruysa önümüzde birkaç sokak çatışmasından çok daha büyük bir oyun var.

WASHINGTON'DA 60 ÜLKEYİ NEDEN TOPLADILAR?

Tarih 16 Temmuz 2026. Washington'da 60'tan fazla ülkenin temsilcisi aynı masada buluştu.

“Uluslararası aşırı sol siyasi terörizmin yeniden yükselişi.” Konferansın başlığı nasıl ama?

Trump yönetimi zaten Kasım 2025'te ABD dışında faaliyet gösteren dört örgütü terörist ilan etmişti.

Aralarında Doğu Almanya'dan Antifa Ost (Faşizm Karşıtları Doğu) da var. Söz konusu örgütlerin finansmanı hakkında bilgi verene 10 milyon dolara kadar ödül konuldu.

Etkili muhalif analiz sitesi “German Foreign Policy” bunun Almanya'da sonuçlarının görüldüğünü yazıyor. Örnek de veriyor: “Rote Hilfe”, yani Kızıl Yardım'ın banka hesaplarının kapatılması.

Washington'daki konferansın diline bakın. Stephen Miller solcuların “haset, nefret ve kıskançlıkla” hareket ettiğini, antifa gösterilerinde kimsenin “normal bir insana benzemediğini” söylüyor. Antifaşistleri “medeniyetin düşmanları” ilan ediyor. Bayağı bildiğiniz düşmanlaştırma dili.

Peki o sırada Almanya nerede? Tabii ki de salonda. Federal İçişleri Bakanlığı Kamu Güvenliği Dairesi Başkanı Christian Klos da toplantıda. Üstelik “Aşırı sol terörizmin oluşturduğu tehdit ortamı” başlıklı panelde konuşuyor. Bunu Almanya'nın Washington'daki bu toplantıya katıldığını ise devlet belgelerinin peşine düşen araştırmacı gazetecilik ve şeffaflık platformu “Frag Den Staat” ortaya çıkarmış. Klos'un orada ne anlattığını bilmiyoruz. Neymiş, İçişleri Bakanlığı hazırlık belgelerini gizli olduğu gerekçesiyle açıklamıyormuş.

Dahası var. Mayıs ayındaki hazırlık toplantısında da iki Alman yetkili yer almış ve devam toplantısı da planlanıyormuş.

Yani Washington-Berlin işbirliği iddia falan değil.

Bildiğin belgeli.

DOBRINDT... YİNE DOBRINDT...

Bu isim sürekli karşımıza çıkıyor: Alexander Dobrindt. Bugünün Federal Almanya İçişleri Bakanı.

2011'de Sol Parti'nin yasaklanmasının incelenmesini istemiş. 2012'de yine istemiş. Hıristiyan Sosyal Birlik'ten (CSU) yani kendi partisinden Gerda Hasselfeldt bile bu isteğe karşı çıkmış. Böyle bir yasak için gerekçe olmadığını söylemiş.

Yıllar geçti. Rastlantıya bakın Dobrindt İçişleri Bakanı oldu. Hani şu, 2025'te bu kez “aşırı solun” yabancı devletler adına casusluk ve sabotaj yapabileceğini ileri süren Dobrindt..

“German Foreign Policy” bunun tamamen kanıtsız bir suçlama olduğunu yazıyor bu arada.

Aynı Dobrindt, günümüzde de Z kuşağı gösterilerinden sonra yine “sol grupları” ve “göçmen çevrelerden gelen kaos çıkaranları” işaret ediyor.

GENÇLER SOKAĞA ÇIKTI, ARDINDAN YASAK GELDİ

31 Ekim'de Almanya'nın dört bir yanında gençler sokaktaydı. Gösterilerin büyük bölümü barışçıl geçti. Bazı kentlerde şiddet de patladı. İşte o günle ilgili sosyal medyada dolaşan ilginç görüntüler var. Simsiyah giyinmiş, yüzleri maskeli gruplar. Polisle karşılaştıktan sonra müdahale görmeden yollarına devam ettikleri ileri sürülen kişiler. Söz konusu görüntüler provokatörlerle güvenlik çevreleri arasında bağlantı bulunduğu iddialarını yeniden gündeme getirdi.

İddialar ortada. Araştırılmalı da araştırılır mı ki?

Yine tesadüfe bakın ki, hemen arkasından gençlik gösterilerinin yasaklanması tartışılmaya başlandı. Dobrindt sol grupları ve göçmen çevrelerini suçlamakta gecikmedi tabii. Hessen İçişleri Bakanı Roman Poseck, gözaltına alınanların büyük çoğunluğunun Alman vatandaşı olduğunu söylese de hemen ardından “çoğunlukla göçmen kökenli çevrelerden” geldiklerini de ekledi. Solcuların ve göçmenlerin günah keçisine çevrildiği bildirilen yazıda  “Trump yönetiminin ırkçı uygulamalarının tarzı” nitelemesine yer verildi.

BELÇİKA DA YASA HAZIRLAMA TELAŞINDA

Belçika İçişleri Bakanı Bernard Quintin, “ulusal güvenliği veya hukuk devletinin temellerini tehdit eden” örgütlerin yasaklanmasını istiyor. Antifa orada da açıkça anılıyor. MR Başkanı Georges-Louis Bouchez daha 2025'te “Antifa dağıtılmalı,” demişti. Savunma Bakanı Theo Francken ise Brüksel'deki olaylardan Belçika İşçi Partisi PTB-PVDA'yı sorumlu tuttu. Ama kanıt yok. Ancak önemli bir ayrıntı var... Çünkü PTB-PVDA hükümetin silahlanma ve sosyal kesinti politikalarına karşı yapılan protestoları destekliyor. Üstelik parti yükselişte.

Hazırlanan düzenlemenin  söz konusu partiye karşı da kullanılabileceği endişesi var.

FRANSA'DA HEDEF ARTIK MUHALEFET PARTİSİ

Fransa çıtayı daha da yükseltti. Senato Başkanı Gérard Larcher ve Bruno Retailleau, La France insoumise'ın, yani Boyun Eğmeyen Fransa'nın, yasaklanmasını açıkça gündeme getirdi. Aşırı sağcı Ulusal Birlik Cephesi'nden Matthieu Valet ise lafı hiç dolandırma gereği de duymamış: “Bütün antifaşist örgütleri dağıtacağız.” Hadi bakalım. Bu arada Marine Le Pen'in partisi iktidara yürüyor.

İspanya'da da Vox boş durmuyor. Antifa bağlantılı örgütlerin dağıtılması için parlamentoya girişimde bulunmuş. Vox yüzde 19 civarında. Muhafazakâr Partido Popular, yani Halk Partisi ile hükümete girme ihtimali var.

İTALYA HİÇ  BEKLEMEDİ

Meloni hükümeti 20 Ekim'de yeni güvenlik kararnamesini kabul etti bile. 23 Ekim'den bu yana da  yürürlüğe girdi. Protestoculara hapis cezaları, para cezaları bekliyor. Yüzünü gizlemek cezayı daha da ağırlaştırabiliyor. Hükümet şiddeti ve yağmayı bu yolla önlediğini söylüyor ama bu gözdağı  gençleri durdurmaya yetmedi.  30 Ekim'de İtalya'nın 60'tan fazla kentinde yine sokağa çıktılar.

ALMANYA'DA “GİZLİ POLİS” TARTIŞMASI PATLADI

Tam bu ortamda Almanya'da başka bir kritik tartışma var. Aslında bir süredir var. Ve evet. Tahmin ettiğimiz gibi başında yine Dobrindt. Federal hükümet istihbarat servislerinin yetkilerini genişletmek istiyor. Tasarı Bakanlar Kurulu'ndan geçti. Federal Meclis'te.

EVE GİZLİCE GİRME HAKKI, ÇOCUKLARA MUHBİRLİK

İçinde ne var? Casus yazılımlar, telefonlara ve bilgisayarlara gizli erişim ve hatta belirli koşullarda evlere gizlice girme hakkı, dijital sistemlere müdahale. Ve istisnai durumlarda 16 yaşındaki gençlerin muhbir olarak kullanılması. Yanlış okumadınız. 16 yaş. Devlet söz konusu istihbarat reformuna göre  çocukları gizlice bilgi toplamak üzere istihbarat için kullanabilecek. Gazeteciler açısından da alarm zilleri çalıyor. Kaynak gizliliği. Özel yazışmalar. Meslek sırları.  Doktorlar açısından doktor-hasta gizliliği. Hepimiz açısından özel hayat.

Sol Parti (Die Linke) milletvekilleri Clara Bünger ve Daniela Sepehri bu nedenle “innn.it” platformunda “Yeni Alman gizli polisini durdurun!” başlıklı  kampanya başlattı. Kampanyanın tarihsel göndermesi ağır: “1945 sonrası Almanya. Bir daha gizli polise geçit yok.” İnsanların hayatına gizlice giren, izleyen, müdahale eden devlet aygıtından söz ediyoruz. Kampanyayı başlatanlar yeni reformun tam da bu tarihsel sınırı aşındırdığını söylüyor.

Hükümet elbette ki reformu  başka türlü anlatıyor. “Casusluk” diyor. “Sabotaj, siber saldırı diyor. Dış mihraklar” diyor. İstihbarat servislerinin yeni araçlara ihtiyacı olduğunu savunuyor. Denetim mekanizmalarının bulunacağını da söylüyor. Ama Federal Meclis'teki uzman görüşmelerinde bazı yetkilerin hukuk devleti açısından sorun yaratabileceği uyarısı çoktan yapıldı.

Bir nokta insanın tüylerini gerçekten ürpertiyor. Bir istihbarat görevlisi bilgisayarınıza gizlice müdahale edebiliyorsa, o bilgisayardaki yasa dışı bir unsurun oraya ne zaman ve kim tarafından konulduğunu daha sonra nasıl kanıtlayacaksınız? Devlet delil yerleştirecek demiyoruz. Bu kadar ağır bir yetkinin kötüye kullanılmasını önleyecek duvarların ne kadar sağlam olduğunu sormak zorundayız ama. Çünkü bugünün bir de yarını var. Yarın?

Almanya'da iktidara gelmesine kesin gözüyle bakılan sağ popülist Almanya için Alternatif (AfD) partisi kapıda.

YASAKLAR DÖNEMİ

İddialar ağır demiştik. Amerika-Avrupa hattındaki sol ve göçmen düşmanı gençler üzerinden sisteme entegre ediliyor gibi görünüyor. Manzara da bir o kadar ağır. “Güvenlik” gerekçeleri ile  devlete daha geniş yetki, daha fazla yasak. Savaşın gölgesindeki Avrupa aydınlık ve karanlığın yol ayrımında.

Hedef tahtasında şimdilik ise hep aynı kesimler var: Solcular. Göçmenler. Sokaktaki gençler. Yarın “sen” neden olmayasın?

Bu arada atlamayalım... Bir de Washington'ın dünkü fotoğrafı var. Trump hâlâ başkan. Ama Amerikan seçmeni ara seçimlerde Trump'ın Cumhuriyetçilerine çok ağır bir fatura çıkardı. Hem Temsilciler Meclisi hem Senato, Demokratlara geçti. Yani Trump tarzı ırkçı politikalara, İsrail, İran siyasetine kendi ülkesinde yasama gücü tarafından ciddi biçimde fren bekleniyor. Yargılanması da mümkün. Vasalı Avrupa bu durumda ne yapar? Trump tarzı bu güvenlik, yasak ve göçmen karşıtı siyaset Washington'da darbe alırken, Avrupa'daki ortakları aynı çizgide  yürümeye devam edebilecek mi?

Washington-Avrupa hattı bundan sonra da böyle tıkır tıkır işleyecek mi?

Hiç öyle görünmüyor.

IŞIN ERTÜRK - STUTTGART


Haber Kaynağı : 12punto

Etiketler

ABD AfD Almanya Amerika