Dişleri yeniden çıkarmak mümkün mü? Rejeneratif diş hekimliğinde umut veren araştırmalar
Kök hücreler, organoidler ve biyomalzemelerle yürütülen çalışmalar, dolguların ve implantların ötesinde yeni diş tedavilerinin kapısını aralıyor.
Diş kaybı ve çürük tedavisinde bugün kullanılan dolgular, kronlar ve implantlar milyonlarca kişi için önemli çözümler sunuyor. Ancak bu yöntemler çoğu zaman hasarı onarmaya odaklanıyor; dişin biyolojik işlevini tam anlamıyla geri kazandırmıyor. Bu nedenle dünyanın farklı araştırma merkezlerinde bilim insanları, diş dokusunun kendini yenilemesini sağlayabilecek ya da laboratuvarda yeni diş gelişimini mümkün kılabilecek yöntemler üzerinde çalışıyor.
Araştırmaların merkezinde rejeneratif tıp var. Amaç, çürük nedeniyle kaybedilen dokunun yeniden oluşmasını teşvik etmek, mine ve dentin gibi dişin temel yapılarının onarımını sağlamak ve daha uzun vadede eksik dişlerin biyolojik olarak yerine konulabilmesi. Uzmanlara göre bu hedef henüz klinik uygulamaya dönüşmüş değil; ancak laboratuvar bulguları diş hekimliğinin geleceği açısından dikkatle izleniyor.
ABD’deki Washington Üniversitesi Kök Hücre ve Rejeneratif Tıp Enstitüsü’nden biyokimyacı Hannele Ruohola-Baker, dişlerini yeniden çıkarmaya yardımcı olabilecek deneylere katılmak isteyen kişilerden sık sık mesaj aldığını belirtiyor. Ruohola-Baker’a göre bu ilgi, diş hekimliğinde daha kalıcı ve biyolojik çözümlere yönelik beklentinin ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor.
DOLGUNUN ÖTESİNDE BİR HEDEF
Diş sağlığı, yalnızca estetik ya da çiğneme işleviyle sınırlı görülmüyor. Diş eti hastalıkları ve ağız içindeki bakteriler; kalp hastalığı, solunum yolu enfeksiyonları ve bazı nörolojik hastalıklarla ilişkilendiriliyor. Diş kaybı ise beslenmeyi, konuşmayı, gülümsemeyi ve sosyal yaşamı etkileyerek genel yaşam kalitesini düşürebiliyor.
Mevcut tedaviler bu sorunları hafifletse de sınırlılıkları var. Dolguların ömrü kullanılan malzemeye ve hastanın ağız bakımına göre değişiyor; bazı dolgular yıllar içinde yenilenmek zorunda kalabiliyor. İmplantlar ise eksik dişlerde güçlü bir seçenek olsa da doğal dişteki sinir ve doku yapısını tam olarak taklit etmiyor. Bu nedenle araştırmacılar, yalnızca boşluğu kapatan değil, dişin kendi dokusunu yeniden inşa etmeye çalışan yaklaşımlara yöneliyor.
Illinois Üniversitesi Chicago Kampüsü’nden Prof. Anne George’un çalışmaları, dişin dentin adı verilen tabakasının kendini onarma kapasitesine odaklanıyor. Dentin, diş minesinin altında yer alan ve çürüğe karşı mineye göre daha hassas olan tabaka. George ve ekibi, dentinin büyümesi, mineralize olması ve hasarı onarmasında rol oynayan proteinleri inceliyor. Bu bilgiler, ileride çürük nedeniyle oluşan boşlukların yeni dentin üretimiyle kapanmasını sağlayabilecek tedavilerin temelini oluşturabilir.
Ruohola-Baker’ın ekibi ise “canlı dolgular” olarak tanımlanabilecek bir başka hedef üzerinde çalışıyor. Bağışlanan yirmi yaş dişleri üzerinde yapılan araştırmalarda, mineyi oluşturan ameloblast hücrelerinin insan dişi çıktıktan sonra ortadan kalktığı görülüyor. Ekip, kök hücreleri kimyasal sinyallerle ameloblast benzeri hücrelere ve dentin üreten odontoblastlara dönüştürerek laboratuvarda mine proteinleri salgılayan diş organoidleri oluşturdu.
Bu yaklaşımın ilk pratik hedefi, çatlak ya da hasarlı dişlerde mine benzeri proteinlerin kullanılabilmesi. Daha uzak hedef ise hastanın ağzına, diş gelişimini başlatabilecek mühendislik ürünü hücrelerin yerleştirilmesi ve sürecin doğal gelişime benzer biçimde ilerlemesi.
LABORATUVARDAN KLİNİĞE UZUN YOL
Eksik dişlerin tamamen biyolojik olarak yerine konulması için yürütülen çalışmalar da farklı yönlerden ilerliyor. İngiltere’de King’s College London’dan Ana Angelova Volponi, laboratuvarda geliştirilen dişlerin implantlara kıyasla daha dayanıklı ve biyolojik bir alternatif olabileceğini değerlendiriyor. Volponi’nin ekibi, yetişkin insan diş eti dokusundan alınan hücreleri farelerden alınan diş oluşturucu hücrelerle birleştirerek canlı köklere sahip hibrit diş benzeri yapılar üretmeyi başardı.
Tufts Diş Hekimliği Fakültesi’nden Prof. Pamela Yelick’in çalışmaları ise insan ve domuz diş hücrelerinin birleşimiyle diş benzeri yapıların oluşturulmasına odaklandı. Yucatán minidomuzlarında yürütülen deneylerde, gelişmekte olan diş çevresini taklit eden biyomühendislik ürünü iskeleler üzerinde diş benzeri yapılar meydana geldi. Yelick, bu sonuçları yöntemin çalışabileceğine dair bir “prensip kanıtı” olarak değerlendiriyor.
Buna rağmen uzmanlar, dişlerin yeniden çıkarılmasının yakın vadede rutin bir tedaviye dönüşmesini beklemiyor. İnsanlara uygulanmadan önce daha fazla laboratuvar çalışması, hayvan deneyleri, güvenlik değerlendirmeleri ve klinik araştırmalar gerekiyor. Ruohola-Baker, insan dışı primatlar üzerinde yapılacak çalışmaların da bu sürecin önemli basamaklarından biri olacağını vurguluyor.
Rejeneratif diş hekimliği araştırmaları, yalnızca diş tedavileri için değil, sert ve yumuşak dokuların birlikte nasıl geliştiğini anlamak açısından da önem taşıyor. Bilim insanlarına göre güvenli, sürdürülebilir ve erişilebilir tedavilere ulaşmak zaman alacak; ancak çürükleri kendi dokusuyla onaran ya da eksik dişlerin biyolojik karşılığını üreten çözümler artık yalnızca bilim kurgu konusu değil.
Haber Kaynağı : 12punto
Çok Okunanlar
Özgür Özel'in 'Yeni Parti'si için çarpıcı tablo
Özgür Özel'den istifa sayısı için tarihli yanıt
Antalya'da ormanlık alandaki yangın kontrol altına alındı
PKK açılımı ve Özgür Özel’in yolu!..
Gazeteler Özgür Özel'in CHP'ye vedasını nasıl gördü?
Husiler, Suudilere ait tankeri vurdu
CHP neler yaptı?
Özel’in yeni parti hamlesi dünya basınında
Yeni CHP, CEHAPE’ye karşı
Öz yeterlikten çaresizliğe