20 yıllık imtiyazlı holding düzeni: Holdinge 'kâr garantisi', işçiye “kin ve düşmanlık” suçlaması…

Bağımsız Maden-İş’in hakları gasp edilen ve gözaltına alınan madenciler için mücadelesi, maruz kaldıkları insanlık dışı muameleyle birlikte sürüyor.

12punto

Mehmet Özdağ

Elektronik Mühendisi - Yeni Parti Samsun İl Başkanı

Bağımsız Maden-İş Sendikası’nın aylardır maaş alamayan, izin hakları gasp edilen ve şimdi de gözaltına alınan madencilerin hakkı olan her bir kuruş için sürdürdüğü mücadele ve bu süreçte uğradıkları insanlık dışı muamele, kamuoyunun gözü önünde devam ediyor.

Bu mücadelenin arkasındaki mekanizmayı “Kamu garantisiz piyasa, maaşsız işçi” başlıklı yazımızda anlatmıştık:

“Yunus Emre Termik Santrali’ni işleten Doruk Madencilik aylardır maaş ödeyemiyor, sabit fiyatlı satış sözleşmesi olmadan santral üretimi durdurmak zorunda kalıyor ve şirket devletten garantili alım bekliyor.”

Bugün geldiğimiz nokta, o yazının bir uyarı değil, bir teşhis olduğunu gösteriyor. Bağımsız Maden-İş Sendikası’nın bir başka açıklaması, meselenin tek bir işletmeyle sınırlı olmadığını açıkça ortaya koyuyor:

“Yıldızlar SSS Holding, 20 yıldır Enerji Bakanlığı tarafından büyütülmüş ve memleketi yağmalamasına izin verilmiştir. Yurdun dört bir yanındaki Nesko, Doruk, Yunus Emre Termik, Eti Gümüş, Yıldız Bakır, KMK Madencilik, Söğüt Seramik, OEDAŞ, Kay Süt işletmelerinde aynı holding işçileri, halkı, esnafı ve belediyeleri soymuştur.”

Açıklama, aynı durumun dokuz farklı sektörde, dokuz farklı coğrafyada tekrar eden bir örüntüyü tarif ediyor. Sebahattin Yıldız’ın 2005’te kurduğu holding, aslında 2000’li yılların özelleştirme dalgasının tam ortasında büyüdü. 2003’te Söğüt’teki seramik tesislerinin tamamını, 2004’te Eti Gümüş A.Ş.’yi özelleştirme yoluyla devraldılar. 2010’lu yıllarda enerji sektörüne giriş yaparak beş ilde elektrik dağıtımı yürüten Osmangazi Elektrik Dağıtım A.Ş.'yi de özelleştirme ile devraldılar. Bugün holdingin elinde, kamu kaynaklarıyla verilmiş yaklaşık 2.364 maden ruhsatı bulunuyor. Bu, tesadüfen büyümüş bir şirket değil; devletin özelleştirme ve ruhsatlandırma mekanizmalarını sistematik biçimde kullanarak büyütülmüş bir yapı.

Ve bu büyümenin faturasını kim ödüyor, son bir ayda alenen görüldü. 18 Temmuz’da Elazığ’daki Eti Gümüş ve Doruk Madencilik işçileri, beş ila sekiz aydır ödenmeyen maaşları ve gasp edilen izin haklarını protesto etmek için eylem başlattı. 10 Ağustos’ta Enerji Bakanlığı önünde hak arayan yaklaşık 82 madenci, Ankara’da bir metro istasyonunda polis tarafından durduruldu ve beş saat gözaltında tutuldu. 13 Ağustos’ta, bakanlık önündeki eylem sırasında sendika örgütlenme uzmanı Başaran Aksu ve sendika başkanı Gökay Çakır dâhil 82 madenci tutuklandı; sendika avukatı Lütfi Sabri Batı, gözaltıların bir siyasi mitinge katılım planlayan işçileri hedef aldığını söyledi. 15 Ağustos’ta işçilerin tamamına yakını serbest bırakıldı ama bu yazı hazırlanırken Başaran Aksu, “kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla hala gözaltında tutuluyor.

Serbest bırakılan işçilerin bakanlık önünde attığı slogan, meselenin özünü zaten söylüyor: “Bakanlık halka hesap verecek.” Sendikanın talebi de artık ücret ödemesinin ötesine geçmiş durumda; Yıldızlar SSS Holding’in kamulaştırılması da isteniyor. Bu, hafife alınacak bir talep değil; bir sendika, örgütlü olduğu işvereninin devlet eliyle büyütüldüğünü ve sorunun devlet eliyle düzeltilmesi gerektiğini açıkça ilan ediyor.

Elektrik Mühendisleri Odası’nın 2024-2025 Enerji Raporu, bu tablonun tek bir şirketin kötü yönetiminden ibaret olmadığını, sektörün yapısal karakteri olduğunu gösteriyor. Raporda “özelleştirme burada yalnızca mülkiyet devri değil, aynı zamanda risk ve maliyetin yeniden dağıtım biçimi haline gelmiştir” denilmektedir. Somut veriler bunu doğruluyor. 2015 sonunda ulaşılması gereken kayıp-kaçak oranlarına 2025 yılında dahi ulaşılamadı; elektrik altyapısının neden olduğu yangınların orman yangınları içindeki payı 2013’te yüzde 7’den 2021’de yüzde 27’ye çıktı; yenilenebilir enerji üreticilerine garantili alım fiyatı (YEKDEM) 2024’te bir önceki yıla göre yüzde 37,93 arttı. Serbest tüketici hakkını fiilen kullanabilen tüketici oranı ise, piyasanın teorik olarak yüzde 93,6’sı açık olmasına rağmen, sadece binde 3,7’de kaldı. Rekabet vaadi kâğıt üzerinde kalırken garanti mekanizmaları ise fiilen sermaye lehine işledi.

Yunus Emre Termik Santrali’nin “sabit fiyatlı sözleşme olmadan üretemem” diyen şirketiyle, işçisine sekiz aydır maaş ödeyemeyen Eti Gümüş’ün aynı holdinge ait olması tesadüf değil. Aynı model, aynı sonucu üretiyor. Devlet garantisi olmadan ayakta duramayan bu sermaye grubu, garantiyi alana kadar faturayı işçiye, halka, esnafa ve belediyelere kesiyor. Enerji Bakanlığı’nın yirmi yıldır bu modeli beslediği bir şirkete yeni ruhsatlar, yeni ihaleler, yeni “garantili alım” sözleşmeleri vermeye devam etmesi, bir hata değil, bir tercihtir.

Başaran Aksu gözaltındayken, Yıldızlar Holding’e kamu garantili sermaye aktarımı devam ediyor. İşçinin hak arama mücadelesini “kin ve düşmanlığa tahrik” sayan, buna karşılık yandaş şirketine kamu garantisi vermeye devam eden; AKP’nin bu kara düzeni değişmeden, “bu şirket neden işçisine ödeme yapmıyor” diye sormanın da artık bir anlamı yok.