Ali Adnan Aslan yazdı... Kemal Kılıçdaroğlu'na açık çağrı: 'Bu işi kökünden hallet!'
Ali Adnan Aslan yazdı... Kemal Kılıçdaroğlu'na açık çağrı: 'Bu işi kökünden hallet!'
12punto
Ülkemiz neyi yaşıyor ve yaşadıklarına neden hâlâ şaşıranlar var?
Ülkemizin yaşadığı şey; adım adım değil, koşa koşa; bilimden, hukuktan, varlıktan, ahlaktan ve demokrasiden uzaklaşarak, yakalamak istediği aydınlıktan zifiri ve belirsiz bir karanlığa doğru ışık hızında ilerlemesidir.
Peki bunu kimler istiyor ve kimler yapıyor?
Bu değişimi isteyenlerin kim olduğunu, hangi güçlerin hangi nedenlerle istediğini birçoğumuz biliyor, anlıyor ve tahmin ediyoruz. Ayrıca bunlar gizli de değil; yazılıyor, çiziliyor, açık açık söyleniyor, hatta tavsiyelerde bile bulunuluyor.
Aslında olaylara gerçekçi bakacak olursak, bu karanlığa koşuş son 25 yılın olayı değil; 1946'da başlayan bir koşudur. Bu konu apayrı bir tartışma konusu olduğundan, şimdilik burada bu kadarıyla yetinelim.
CHP KURULTAYI VE 'KEMAL ABİMİZİN' İNCİNİŞİ
Bugün Türkiye'nin gündeminde CHP kurultayı var. Neden var? Çünkü "Kemal abimizin" ihtirası var; Kemal abimiz incinmiş.
Ne olmuş da incinmiş?
Kendisinin getirdiği, hak etsinler veya etmesinler partide çeşitli kademelere yerleştirdiği insanlar, kendi elleriyle yazdırdığı delegelere rüşvetler vererek kendisi aleyhine oy kullandırmışlar. Ve onu koltuktan indirmişler. Çok yazık!
Üstelik yine kendisinin AKP'den getirip elleriyle CHP'den aday yaptığı biri, "Bu kongrede hile var" deyip yargıya gitmiş. Yargı da kararını verince sevinmiş Kemal abimiz, polisle kapıya dayanmış. Bir de bunun ne kadar normal olduğunu çıkmış anlatmaya çalışıyor. Herhâlde bu milletin aklını kendi aklına denk sayıyor.
Bugüne kadar CHP kurultaylarında ve aday tespitlerinde kimlerin neler yaptığının, Kemal Bey'in şu anda suçladığı yöneticilerin ve yanında bulunanların o dönem yine Kemal Bey'in gölgesi altında neler çevirdiğinin bilinmediği mi düşünülüyor?
BAŞARI HİKAYESİ Mİ SOSYOLOJİK DAYANAK MI?
Aslında, "Kemal Kılıçdaroğlu'nun hikayesi nedir?" diye sorulsa, baştan aşağı bir başarı hikayesinden bahsedilemez. Kemal Bey'in o makama getirilmesi, anlaşılan o ki öyle bir ihtiyacın olmasından kaynaklanmıştır. Zaman bize bunu göstermiştir. Artık bu ihtiyaçların kimin, hangi nedenle ihtiyacı olduğu da ayrı bir tartışma konusudur.
Kılıçdaroğlu'nun bu kadar başarısızlığa rağmen CHP'nin başında kalmasının ana nedeni, sosyolojik bir tabana dayanmış olmasıdır. Ancak şimdi görülüyor ki, o dayandığı tabanın hiçbir beklentisine cevap veremediği gibi, o tabanın kültüründen de bir şey almamış.
Çünkü o tabanın, yani Alevi tabanının birçok erdemi kapsayan geleneğinde ve kültüründe "hata görürsen ört" gibi temel değerler vardır. Değerlerden pek nasibini alamadığı ama o tabanın oylarını ısrarla istediği anlaşılıyor.
Mesela, alevi inancı ve kültürüne yönelik bunca yıldır neyi başarmıştır? Sadece "Oylarınızı bana vereceksiniz" demiştir. Hikaye bundan ibarettir.
O taban da CHP'nin daha önce yaptığı bazı dönemsel yanlışlıkları akıllarında tutarak Kemal Bey'e sahip çıkmıştır. Hepsi bu... Yani ortada gerçek bir başarı hikayesi yoktur.
ERBAKAN'IN HAKSIZ ÇIKTIĞI O TESPİT
Burada bir anekdota da değinmek istiyorum. Kemal Bey genel başkan olduğunda, rahmetli Necmettin Erbakan da Tayyip Erdoğan ve ekibi ile yollarını ayırmıştı. Bir televizyon programında moderatör, Erbakan'a Kemal Bey hakkında ne düşündüğünü sordu. Çünkü o zamanlar Kemal Bey çok büyük umutlar vadediyordu, toplumda öyle bir algı vardı. Erbakan'ın cevabını hiç unutmuyorum, dün gibi aklımda:
"Ondan sadece müfettiş olur."
Yıllar, Erbakan'ı haksız çıkardı.
Neden mi? Yıllarca müfettişlik yapmış, bir partide genel başkan seviyesine gelmiş bir insan; kendi aldırdığı araçlara "Bunları hırsızlık, haram parayla aldılar" deyip, sonra işin aslı tersi çıkınca "Şaka yaptık" der gibi bir açıklama yaptırır mı? Bu nasıl bir müfettişliktir? Demek ki Erbakan, Kılıçdaroğlu'nun iyi bir müfettiş olacağını düşünerek yanılmıştı.
Bazen düşünüyorum; iyi ki Kemal Bey Cumhurbaşkanlığını kazanmamış. Kendi aldığı iki aracın konusunu bile doğru dürüst çözemeyen, araştıramayan bir insan veya onun seçtiği ekip ülkeyi nasıl yönetecekti?
İMAMOĞLU, ÖZGÜR ÖZEL VE ÖDENEN BEDELLER
Evet, bugün itibarıyla; sevin veya sevmeyin, isteyin veya istemeyin, yeterli bulun veya yetersiz bulun... Yıllar sonra Kemal Bey'in başaramadığını, CHP'nin başaramadığını yine CHP çatısı altında Ekrem İmamoğlu başarmış olup, arkasından da Özgür Özel son noktayı koymuştur.
Cumhuriyet Halk Partisi artık birinci partidir.
Buna ister "Konjonktür böyleydi" deyin, ister "Zaman böyleydi" deyin... Hangi nedeni alt alta yazarsanız yazın, sonuç önemlidir. Ve bu sonucu enerjisiyle, çabasıyla ve iyi niyetiyle Özgür Özel başta olmak üzere Cumhuriyet Halk Partisi kadroları başarmıştır.
Elbette bu ekibin içerisinde hepimizin midesini bulandıran tipler yok mudur? Elbette vardır. Onlar dün de vardı, zaten bunları biliyoruz. Ancak konumuz bu değil. Konumuz Türkiye'dir ve konumuz, Türkiye'de umudunu CHP'nin yükselişine bağlamış halktır. Meseleye bu çerçeveden, bu zaviyeden bakmamız gerekir.
Buradaki asıl konumuz şudur: Cumhuriyet Halk Partisi bu kadroların yönetiminde yanlışıyla doğrusuyla, günahıyla sevabıyla birinci parti olmuştur.
Ve birinci parti olması nedeniyle, bu kadroların öne çıkan figürleri maalesef ağır bedeller ödemiş ve ödemeye de devam etmektedir.
Görülen bir gerçek vardır: Kim bu iktidara alternatif olma potansiyeli taşıyorsa, çok ağır bedeller ödemeyi de göze almalıdır.
Bunun en belirgin örneklerinden biri Selahattin Demirtaş'tır.
İkinci örneği ise Ekrem İmamoğlu ve ekibi olmuştur.
Tabii şimdi bir de her şeye rağmen çizgisinden taviz vermeyen Özgür Özel, bedel ödetilme tehdidi altındadır.
Peki incinen Kemal abimiz? Bunca zamandır aktif siyasetin içinde. Aslında hiçbir politik deneyimi olmadan, halk deyimiyle paraşütle CHP'nin başına getirilmiştir. Ve uzun yıllardır, bütün başarısızlıklarına rağmen CHP'nin başında kalabilmiştir.
Peki o hiç bedel ödemiş midir? Mesela neyi başarmıştır? Türk toplumuna neyi kazandırmıştır? Siyasetteki ve yaşamındaki başarı hikayesi nedir? Bunları da sorgulamak gerekir. Benim bildiğim kadarıyla bilinen bir başarı hikayesi yok. Bildiğim en büyük hikayesi; "Bu koltuğu kimseye vermem" konusundaki ısrarı ve başarısıdır. Bunun neticesinde ülkenin geldiği durum ortadadır.
Kılıçdaroğlu'nun bugün saat 14.00'te halka bir konuşma yapacağı söyleniyor. O konuşmadan asla farklı bir şey beklenmesin. Bana kalırsa, muhakkak yine silik bir müfettiş portresi göreceğiz.
Bana göre Kemal Bey, hayatı boyunca göremeyeceği makamları elde etti. Hangi yeteneği sayesinde bilemiyorum; bu çok konuşulan 'kurnazlık yeteneği' olabilir. Bu konudaki yorumu okura bırakıyorum.
Bence bu partinin genel başkanlarına, hatta mensup olduğu kültürün değerlerine yakışır bir şekilde; partiyi birleştirerek ve hiç vakit kaybetmeden hemen genel kurula götürmelidir. Hiçbir kurnazlık yapmamalıdır. Pazarlıklara girmeden, bu partiyi genel kurulda kim adaysa ve kazanmışsa ona teslim etmelidir. Yakışık alan budur.
Aslında geçmişte bir fırsatı daha vardı. Altılı Masa zamanında kendisine, aday olsa da kazanamayacağı çok söylendi. Kendisi de bunu aslında biliyor ve fark ediyordu. O gün, müracaatın son gününde adaylığı konuşulan iki isimden birinin elinden tutup Yüksek Seçim Kurulu'na götürerek "Adayımız budur" diyebilseydi; bugün ne Türkiye, ne kendisi, ne de Cumhuriyet Halk Partisi bu durumda olurdu.
Bunu yapacak olsaydı, ölünceye kadar onu CHP'nin başından hiç kimse indiremezdi. Maalesef yapmadı ve ülkenin geldiği vahim durum ortada. Ancak kendisinin bundan rahatsız olmak yerine, tekrar o koltuğa oturup adayı belirleme derdine düşmesi neyle izah edilebilir, onu anlayabilmiş değilim.
Değerli Kemal Bey, herkesin Kemal abisi;
Lütfen artık hislerinle ve duygularınla değil; olgunlukla, mantığınla ve aklınla hareket et. Sağındaki solundaki bağırışları bir tarafa bırak. Onların hiçbirinin derdi Türkiye değil; sadece senin gölgende neye sahip olabileceklerini hesaplıyorlar.
Bu işi kökünden hallet ki ülke rahatlasın, parti iktidara yürüsün.
YAZI : ALİ ADNAN ASLAN