Almanya’da “Adil Palta” dosyası: Gazetecilik mi, toplum mühendisliği mi?
Almanya'da Bild Gazetesi'nin hedef aldığı Türk gazeteci Adil Palta, 12punto'ya konuştu: "Kendi sorumluluklarımla yüzleşiyorum. Ama insanların da beni yalnızca manşetlerden tanımamasını isterim. Hayatım boyunca gazetecilik yaptım. Hasta çocuklar için, yardım kuruluşları için, hiçbir karşılık beklemeden çalıştım. Bugün bütün bunların birkaç manşetin gölgesinde kalması beni gerçekten üzüyor"...
12punto
“Bild” gazetesi bunu hep yapıyor. Aslında sadece o yapmıyor. Diğerleri de aynı damardan giriyor ancak daha usturuplu, daha üstü kapalı, daha dolaylı. Bild ise hiçbir şeyden çekinmeden, gözü kapalı dalıyor. Türkiye’deki tetikçi yayıncılık denince hâlâ akla gelen “Taraf” misali yani.
Fakat Bild bunu toplumun en zayıf kesimleri üzerinden, yoksullar, farklı etnik gruplar, dinler, göçmenler, özellikle de son dönemde Türkler üzerinden yapıyor. Avrupa’nın en yüksek tirajlı gazetesi Bild’in peş peşe yayımladığı haberlerle yeniden gündeme gelen gazeteci Adil Palta örneğine bakalım. Alman gazetesinin haysiyet cellatlığı operasyonlarının son örneklerinden biri çünkü.
Almanya’da gazeteci “Adil Palta” hakkında açılmış hukuki bir dosya var. Fakat söz konusu dosya, Avrupa’da giderek ağırlaşan siyasi atmosferde gazeteciliğin hangi noktaya sürüklendiğini tartışmaya açıyor.
Almanya’nın en büyük gazetesi Bild, Türk kökenli gazeteci Adil Palta’yı kısa süre içinde ikinci kez sayfalarına taşıdı. İlk manşetin ardından başlayan tartışmalar henüz dinmemişken, bu kez Stuttgart Asliye Mahkemesi’ndeki denetimli serbestlik sürecine ilişkin yeni gelişmeler haberleştirildi.
İşin kritik noktası haberde yalnızca mahkeme sürecine ilişkin bilgiler yer almadı. Palta’nın mahkeme binasından çıkarken çekilmiş fotoğrafları da yayımlandı.
Kısa süre sonra aynı haber Türkiye’deki bazı medya kuruluşlarında da “kopyala yapıştır” yöntemiyle neredeyse aynı içerikle yer buldu.
Madem kimse sormadı biz soralım o zaman.
Henüz kamuoyuna açıklanmamış mahkeme yazıları gazetecilerin eline nasıl geçti örneğin?
Mahkeme görüşmesinin günü nasıl öğrenildi?
Gazeteciler mahkeme çıkışında nasıl hazır bekliyordu?
Ve bütün bunlar yaşanırken, daha önce Bild’e tekzip ve düzeltme talebinde bulunan Palta’nın avukatının hukuki girişimleri neden haberlerin gölgesinde kaldı?
"DİE ZEİT" FARKLI BİR YOL İZLEDİ
Aynı dosyayla ilgilenen medya kuruluşlarından biri de 600 binin üzerinde haftalık satış rakamıyla Almanya’nın en büyük haftalık siyasi gazetesi “Die Zeit” oldu.
Liberal çizgide yayın yapan ve araştırmacı gazeteciliğiyle tanınan gazetenin muhabiri Simon Langemann, haberini yayımlamadan önce Adil Palta’nın avukatlarına ulaştı.
Muhabir, gönderdiği elektronik postada haber hazırlığında olduklarını belirterek Palta’nın görüşünü almak istediklerini bildirdi.
Kurum politikası gereği haber metninin önceden paylaşılmasının mümkün olmadığını ifade eden Langemann, kullanılacak doğrudan ve dolaylı alıntıların doğrulatılabileceğini de yazdı.
Bunun yanında Palta’ya yöneltilecek sorular da önceden iletildi.
Sorular arasında Jobcenter (sosyal yardım dairesi) ödemeleri, mahkemenin değerlendirmeleri, savunmanın itirazları, haberlerin doğruluğu ve kamuoyunda oluşan algıya ilişkin başlıklar yer aldı.
Die Zeit’ın yaklaşımı, gazetecilikte temel kabul edilen “karşı tarafa söz hakkı tanınması” ilkesinin uygulanması bakımından dikkat çekiciydi.
Aynı dosyanın bazı yayın organlarında ise savunma makamının görüşü alınmadan ya da yeterince yansıtılmadan yayımlanması, gazetecilik etiği tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.
ADİL PALTA İLK KEZ KONUŞTU: “MAHKEMEDEN ÖNCE MANŞETLER HÜKÜM VERDİ”
Türk gazeteci aylar süren sessizliğini 12punto’ya bozdu. Cezaevi günlerini, yaşadığı ağır psikolojik süreci, hakkında yayımlanan manşetleri ve medya üzerinden nasıl mahkum edildiğini, hukuki mücadelesini ve Türkçe medyaya yönelik sitemini ilk kez anlattı…
Bütün bu yaşananların ardından Adil Palta, ilk kez 12Punto’nun sorularını yanıtladı.
“BİLD’İN MANŞETİ BENİ DERİNDEN SARSTI”
— Bild’in son haberinde kullanılan “Sosyal dolandırıcılık – Tv Sunucusu cezaevine gönderilmeli” şeklindeki başlık oldukça sert bulundu. Siz de uzun yıllardır gazetecilik yaptınız. O başlığı bir gazeteci gözüyle nasıl okudunuz?
Açık konuşayım… O başlık beni derinden sarstı.
Gözaltı nedeniyle cezaevinden çıktıktan sonra zaten çok ağır bir dönem geçiriyordum. Kendimi yeniden toparlamaya çalışıyordum. Tam ayağa kalkmaya çalışırken yeniden Almanya’nın en yüksek tirajlı gazetesinde manşet olmak benim için çok yıpratıcı oldu.
Bu süreç sağlığımı da etkiledi. Uzun süre tedavi gördüm, ilaç kullanmak zorunda kaldım. Kolay atlatılabilecek bir dönem değildi.
Ben, haberde kullanılan dilin yalnızca kamuoyunu bilgilendirmeyi amaçladığını düşünmüyorum. Kendi adıma, bunun yargı sürecini de etkileyebilecek bir atmosfer oluşturduğunu hissettim. Elbette bu benim kişisel değerlendirmem. Ama yaşadıklarımdan sonra böyle düşünmem çok da şaşırtıcı değil.
“AYAKTA KALMAKTAN BAŞKA ÇAREM YOKTU”
— Hakkınızdaki haberlerde denetimli serbestlik yükümlülüklerinizi yerine getirmediğiniz öne sürülüyor. Bir yandan da büyük bir maddi yükle karşı karşıyasınız. Bugün hayatınızı nasıl sürdürüyorsunuz?
Kolay olmadı. Cezaevinden çıktıktan sonra herhangi bir sosyal yardım almadım. Yakın çevremin desteği ve kendi imkânlarımla yeniden hayata tutunmaya çalıştım. Hakkımda yayımlanan haberlerin bütün bunları daha da zorlaştırdığını inkâr edemem.
Maalesef insanlar yalnızca manşetleri görüyor. O manşetin arkasında yaşanan hayatı ise kimse bilmiyor.
Ben bugün yeniden çalışmak, üretmek ve borçlarımı ödeyebilmek için mücadele ediyorum.
Bu süreç beni yıldırmadı. Aksine, yeniden ayağa kalkmak için daha fazla çalışmam gerektiğini gösterdi.
“CEZAEVİNDE EN ÇOK YALNIZLIĞI HİSSETTİM”
—Gözaltı nedeniyle bir süre cezaevinde kaldınız. O günleri bugün nasıl hatırlıyorsunuz?
Kolay anlatılabilecek günler değildi. İnsan cezaevine girdiğinde sadece özgürlüğünü kaybetmiyor. Zaman kavramını da kaybediyor. Umudunu da…
En çok yalnızlığı hissettim.
İçeride insanların kim olduğuna değil, aynı duvarların arkasında yaşadığı hayata tanıklık ediyorsunuz. Özellikle yabancı kökenli gençlerin yaşadığı sorunları çok yakından gördüm.
Bütün bunlar beni derinden etkiledi. Cezaevinden çıktıktan sonra ise bu kez başka bir mücadele başladı.
Ruhsal olarak yeniden ayağa kalkmaya çalışırken hakkımda peş peşe çıkan haberler bu süreci daha da ağırlaştırdı.
Bugün hâlâ o günlerin izlerini taşıyorum.
“GAZETECİLİK BENİM İÇİN HÂLÂ BİR GÖNÜL İŞİ”
— Yıllarca gazetecilik yaptınız, televizyon programları hazırladınız. Bugün ise hem hukuki hem de ekonomik açıdan zorlu bir süreçten geçiyorsunuz. Bundan sonra nasıl bir yol izlemeyi düşünüyorsunuz?
Gazetecilik benim için hiçbir zaman sadece bir meslek olmadı. Bu iş biraz da gönül işi. Bir kez içine girdiniz mi, kolay kolay kopamıyorsunuz.
Ben de yıllarca televizyon programları yaptım, gazetelerde yazdım. İnsanların sesini duyurmaya çalıştım. Şimdi ise hayatımın en zor dönemlerinden birini yaşıyorum.
Maddi olarak da kolay bir süreç değil. Ama yeniden ayağa kalkacağıma inanıyorum. Çalışarak… Üreterek… Hayata yeniden tutunarak…
Sadece ben değilim. Avrupa’da ve Türkiye’de çok sayıda gazeteci benzer ekonomik sıkıntılarla mücadele ediyor. Bu yüzden yaşadıklarımı yalnızca kişisel bir hikâye olarak görmüyorum.
“BENİ EN ÇOK, HABERİN DİĞER TARAFININ HİÇ MERAK EDİLMEMESİ ÜZDÜ”
— Avukatlarınız Bild’in ilk haberine karşı hukuki girişim başlattı. Buna rağmen aynı haberler farklı mecralarda da yayımlandı. Bu süreçte sizi en çok ne yaraladı?
Beni en çok üzen şey, insanların haberin diğer tarafını merak etmemesi oldu. Birçok yayın organı aynı haberleri kullandı. Ama çok az kişi dönüp, “Bu işin bir de senin anlattığın tarafı var mı?” diye sordu.
Gazetecilik bana göre tam da bunu gerektirir.
Bir iddia varsa, karşı tarafın da sözü alınır.
Ben buna yeterince özen gösterildiğini düşünmüyorum. Elbette herkes eleştirebilir. Kimse benden yana olmak zorunda da değil. Ama dinlemeden hüküm vermek başka bir şey.
İşte beni asıl yaralayan buydu. Bu nedenle hukuki süreci sonuna kadar takip edeceğiz.
Bu mesele yalnızca benim değil, doğru haberciliğin de meselesi.
“YILLARCA İNSANLARA FAYDALI OLMAYA ÇALIŞTIM”
— Bu süreçte yıllarca yaptığınız gazeteciliğin de gölgede kaldığını düşünüyor musunuz?
Evet, bunu hissediyorum. Yıllarca sadece haber yapmadım. Toplumsal sorumluluk projelerinde yer aldım. Yardım kampanyalarına destek verdim. Hasta çocuklar için ekranlarda ücretsiz programlar yaptım.
İnsanların sesini duyurmaya çalıştım. Birçok sivil toplum çalışmasına katkı sundum.
Bugün dönüp baktığımda, bütün bunların neredeyse hiç hatırlanmadığını görüyorum. Birkaç manşet, yılların emeğinin önüne geçti. İnsan ister istemez üzülüyor.
Çünkü insan, yaptığı iyiliklerle değil, hakkında atılan manşetlerle hatırlanmak istemiyor.
“BEN OLMASAYDIM, BU KADAR BÜYÜR MÜYDÜ?”
— Sizce bu olay neden bu kadar büyüdü?
Bunu ben de çok düşündüm. Bazen kendi kendime şu soruyu soruyorum: Eğer ben televizyon programları yapan, tanınan bir gazeteci olmasaydım, bu dosya yine aynı şekilde manşet olur muydu?
Bilmiyorum. Belki de olmazdı. Ama şunu biliyorum: Hakkımdaki haberler, yalnızca hukuki süreci anlatmadı. Beni, kamuoyunda tanınan bir kişi olmam üzerinden de tartışmanın merkezine yerleştirdi.
Bu yüzden yaşananların sıradan bir dava haberi olmaktan çıktığını düşünüyorum.
“BİRBİRİMİZİ DİNLEMEDEN HÜKÜM VERMEYELİM”
— Yaşadıklarınızın, Avrupa’da çalışan diğer Türk gazetecileri de etkilediğini düşünüyor musunuz?
Kesinlikle düşünüyorum. Bu yaşananlar yalnızca Adil Palta’nın hikâyesi değil. Benim gibi yıllarını gazeteciliğe vermiş çok sayıda basın emekçisinin de meselesi. Avrupa’da Türkçe gazetecilik zaten zor şartlar altında ayakta kalmaya çalışıyor.
Gazeteler küçülüyor. İmkânlar azalıyor. Gazeteciler her geçen gün daha ağır koşullarda çalışıyor. Böyle bir dönemde birbirimize daha fazla sahip çıkmamız gerekirken, tam tersi bir tabloyla karşılaşıyoruz.
Basın dernekleri var. Meslek örgütleri var. Ama ben bu süreçte beklediğim dayanışmayı göremedim.
Bu beni gerçekten üzdü.
Çünkü bugün bana yapılanın, yarın başka bir gazetecinin de başına gelebileceğini düşünüyorum.
“BİR TELEFON AÇMAK BU KADAR ZOR OLMAMALIYDI”
— Alman ve Türk medyasına, özellikle de Avrupa’da görev yapan gazetecilere vermek istediğiniz mesaj nedir?
Ben kimsenin beni savunmasını beklemiyorum. Kimse benim tarafımı tutsun da demiyorum.
İstediğim tek şey, gazeteciliğin en temel kuralının unutulmaması. Bir haber yazılmadan önce, hakkında yazılan kişiye de söz hakkı verilmesi. Bir telefon açmak… Bir soru sormak… “Bu olayın senin anlattığın tarafı nedir?” demek…
Bunun çok zor olmaması gerektiğine inanıyorum. Çünkü gazetecilik, yalnızca iddiaları aktarmak değildir, gerçeğin bütün taraflarını araştırmaktır.
Benim en büyük kırgınlığım da burada. Bazı yayın organları haberi sorgulamadan yeniden yayımladı. Oysa aynı özen, olayın diğer tarafını dinlemek için de gösterilebilirdi.
Belki o zaman bugün çok farklı şeyleri konuşuyor olurduk.
“BEN HATALARIMLA YÜZLEŞİYORUM”
— Bugün geriye dönüp baktığınızda, hem kendinize hem de kamuoyuna söylemek istediğiniz son söz nedir?
Hayatta herkes hata yapabilir.
Ben de hayatım boyunca kusursuz olduğumu hiçbir zaman söylemedim. Yargı süreci de bunun için var. Mahkemeler de.
Ben kendi sorumluluklarımla yüzleşiyorum. Ama insanların da beni yalnızca manşetlerden tanımamasını isterim. Hayatım boyunca gazetecilik yaptım.
Televizyon programları hazırladım. Toplumsal dayanışma kampanyalarında yer aldım. Hasta çocuklar için, yardım kuruluşları için, hiçbir karşılık beklemeden çalıştım.
Bugün bütün bunların birkaç manşetin gölgesinde kalması beni gerçekten üzüyor.
Yine de umudumu kaybetmiş değilim.
Çalışmaya devam edeceğim.
Hayata yeniden tutunacağım.
GÖZÜNÜ KIRPMADAN KUTUPLAŞTIRMAK...
Adil Palta, böyle konuşuyor,. O zaman soralım: Bild gazetesi habercilik mi yapıyor, tetikçilik mi, yoksa kamuoyu mu oluşturuyor?
Bu soru yeni değil. Yaklaşık altmış yıldır Alman siyasetçilerin, hukukçuların, gazetecilerin ve akademisyenlerin tartıştığı bir konu.
Almanya’nın en etkili kitle gazetesi Bild aynı zamanda ülkedeki en güçlü kamuoyu oluşturma araçlarından biri olarak kabul ediliyor.
Bu tartışmaların en kapsamlı örneklerinden biri de 2021 yılında yayımlanan “Ohne Rücksicht auf Verluste – Wie BILD mit Angst und Hass die Gesellschaft spaltet” (Her Ne Pahasına Olursa Olsun – BİLD korku ve nefretle toplumu nasıl kutuplaştırıyor) adlı kitap oldu.
Gazeteciler Mats Schönauer ve Moritz Tschermak, yaklaşık on yıl boyunca yürüttükleri Bildblog çalışmasından yola çıkarak hazırladıkları kitapta, Bild’in habercilik anlayışını yüzlerce örnek üzerinden inceledi.
Kitapta yayınların toplum üzerindeki etkileri de değerlendirildi. Sosyal yardım (Hartz-IV) alanların hedef gösterilmesi, göçmenlere yönelik önyargıların güçlendirilmesi, mülteciler üzerinden toplumun endişeye sürüklenmesi.
Ve bazı siyaset bilimcilere göre sağ popülist AfD’nin yükselişine katkı sağlayan yayın dili tabii.
Yazarlar, bunların tesadüfi örnekler olmadığını savunuyor.
Moritz Tschermak, milyonlarca kişinin hâlâ Bild okuduğunu, hatta bazı saygın medya kuruluşlarının bile zaman zaman gazetenin doğrulanmamış haberlerini kaynak gösterdiğini belirtiyor.
Kitapta dikkat çeken başka örnekler de yer alıyor: Acılı ailelerin özel hayatlarının manşet yapılması, sosyal medya hesaplarından alınan kişisel fotoğrafların izinsiz yayımlanması ve haberlerin merkezine yerleştirilen kişilerin yaşadığı ağır psikolojik yıkımlar
Örnekler, Bild’in kimi zaman haberin öznesi haline getirdiği insanların yaşamlarını da doğrudan etkileyebildiği yönündeki eleştirileri bariz bir şekilde güçlendiriyor.
HEİNRİCH BÖLL’ÜN UYARISI
Bu eleştirilerin tarihi ise çok daha eski.
Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Alman yazar Heinrich Böll, 1960’lı ve 1970’li yıllarda Springer grubunun yayıncılık anlayışını Almanya demokrasisi açısından ciddi bir risk olarak değerlendirmişti.
Böll taraflı ve sansasyonel haberciliğin yalnızca bireylere zarar vermediğini, toplumdaki kutuplaşmayı da derinleştirdiğine işaret etmişti.
Rudi Dutschke’ye yönelik suikast girişiminin ardından Springer grubunun yayın politikasının araştırılmasını isteyen isimlerden biri de Böll olmuştu. Söz konusu tavrı nedeniyle kendisi de hedefe konuldu.
Bazı siyasetçiler ve medya organları tarafından terör sempatizanı olmakla suçlandı.
Aylar süren karalama kampanyasına maruz kaldı.
Yaşadığı süreç, daha sonra dünya edebiyatının en önemli politik romanlarından biri kabul edilen “Katharina Blum’un Çiğnenen Onuru” eserine ilham verdi.
AXEL SPRİNGER YAYINEVİ ÇALIŞANLARINA İSRAİL BAĞLILIĞI ANIMSATILDI
Bild’in bağlı olduğu Axel Springer Grubu da son yıllarda farklı tartışmalarla gündeme geldi.
Özellikle yayınevinin çalışanlarına gönderdiği ve İsrail’e bağlılığı şirket değerleri arasında tanımlayan kurum içi ilkeler kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
Destekleyenler bunu şirketin editoryal duruşu olarak değerlendirirken, eleştirenler ise medya kuruluşlarının siyasal pozisyonlarının haber diline etkisini yeniden tartışmaya açtı.
Bu nedenle bugün Adil Palta dosyası Bild’in yıllardır eleştirilen yayıncılık anlayışının son halkalarından biri olarak da değerlendirilmeli.
Tartışmaların yaşandığı dönem ayrıca dikkat çekici.
Almanya, son yılların en sert siyasal ve toplumsal dönüşümlerinden birini yaşıyor.
Sert göç tartışmaları, kırpılan sosyal yardımlar, ekonomik durgunluk, sanayide küçülme, hayat pahalılığı ve bütün bunların gölgesinde yükselen sağ popülist siyaset…
Son kamuoyu araştırmaları, içinde aşırı sağcı kanadın da yer aldığı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin ülke siyasetindeki ağırlığını önemli ölçüde artırdığını gösteriyor. Parti, birçok ankette en güçlü siyasi aktör olarak öne çıkıyor ve iktidar ihtimali ciddi biçimde tartışılıyor. Elbette gazetecilik, kamuoyunu ilgilendiren olayları araştırır, suç iddiaları haber yapılabilir.
Ancak hukuk devletlerinde hükmü gazeteler vermez, vermemeli de. Hiç kimse hukukun üstünde değil.Gazeteciler de değil.
Kimse mahkeme kararı kesinleşmeden kamuoyu önünde ikinci kez yargılanmayı da hak etmez.
Savaşın gölgesindeki Almanya’da haberin nasıl üretildiği, nasıl dolaşıma sokulduğu ve kamuoyunun nasıl yönlendirildiğini konuşma zamanı belki de.
IŞIN ERTÜRK – STUTTGART