ÇYDD Genel Merkezi noktayı koydu: Stuttgart tartışmasına İstanbul’dan mesafe

Almanya’nın Baden-Württemberg eyaletinde aynı isimle faaliyet gösteren Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği yapılanması içinde patlak veren yönetim krizi; ihraçlar, “paralel yapı” suçlamaları ve sert sosyal medya polemikleriyle büyüyerek yargıya taşınma aşamasına geldi. Türkiye’deki merkez ise Prof. Dr. Ayşe Yüksel imzalı açıklamayla söz konusu yapının bağımsız olduğunu duyurdu.

12punto

IŞIN ERTÜRK – STUTTGART

Almanya’da aylardır tartışılan ÇYDD Baden-Württemberg kriziyle ilgili Türkiye’deki Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Genel Merkezi ilk kez açıklama yaptı. Genel Başkan Prof. Dr. Ayşe Yüksel imzasıyla gönderilen açıklama, dikkatli bir mesafe koyma beyanı olarak değerlendirildi.

Metinde Baden-Württemberg eyaletinde faaliyet gösteren derneğin, ÇYDD’nin tüzel kişiliğinden ayrı, Almanya Federal Cumhuriyeti yasalarına göre kurulmuş bağımsız bir dernek olduğu açık biçimde vurgulanırken, Türkiye’deki genel merkezin bu yapı üzerinde inceleme, denetim ya da yaptırım yetkisinin bulunmadığı özellikle ifade edildi.

Bu ifadeler, aylardır kamuoyunda tartışılan Stuttgart merkezli krizde Türkiye’deki ÇYDD yönetiminin krizin tarafı olmak istemediğini ve hukuki sorumluluk açısından mesafe koyduğunu gösteren ilk resmi açıklama olarak değerlendiriliyor.

Bununla birlikte metinde kullanılan dil dikkat çekici bir denge de içeriyor. Açıklamada Almanya’daki dernekle organik ve hiyerarşik bir bağ bulunmadığı belirtilirken, dernek yöneticilerinin ÇYDD ile benzer amaçlara göre çalıştıkları ifadesi de yer alıyor.

Bu nedenle yapılan açıklama, hem hukuki sınırın çizildiği hem de isim ve amaç ortaklığının tamamen reddedilmediği bir “mesafe koyma açıklaması” olarak yorumlanıyor.

ÇYDD Genel Merkezi’nden gönderilen açıklama şöyle:

"Sayın Işın ERTÜRK,

12punto.com sitesindeki 5 Nisan 2026 tarihli yazınızı okuduktan sonra, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi adına aşağıdaki bilgileri sizinle paylaşma gereği duyduk.

Derneğimiz, 1989 yılında İstanbul merkezli olarak kurulmuş olup halen tamamı yurt içinde 117 şubemiz ve 6 temsilciliğimiz bulunmaktadır. Derneğimizin yurtdışında organik ve hiyerarşik ilişki içinde olduğu şubesi veya temsilciliği bulunmamaktadır. Yazınızda belirtilen Baden-Württemberg’deki dernek, ÇYDD’nin tüzel kişiliğinden ayrı ve bağımsız olarak Almanya Federal Cumhuriyeti yasalarına göre kurulmuş bir dernektir. Her ne kadar dernek kurucuları ve yöneticileri derneğimiz ile benzer amaçlara göre çalışsa da derneğimizin bu dernek üzerinde inceleme, denetim ve yaptırım yetkisi bulunmamaktadır.

Bu açıklamamızı sorumlu habercilik anlayışınız doğrultusunda köşenizde paylaşacağınıza inanıyoruz.

Saygılarımızla

Prof. Dr. Ayşe YÜKSEL

ÇYDD Genel Başkanı”

Gelelim Almanya’ya... Almanya’daki ÇYDD örgütlenmelerinden Baden-Württemberg yapılanmasında aylardır süren tartışmalarla ilgili haber 12punto’da yayımlanmış, haberde iddialara yer verilmişti. Bu iddialar doğal olarak muhataplarına da yanıt hakkı tanıyordu.

ÇYDD BADEN WÜRTTEMBERG YANITI SOSYAL MEDYADAN VERDİ

Basın ve okur ya da kuruluşlar arasındaki üslubun dışında bir yanıt sosyal medya üzerinden geldi. İddialara bilgi ve belgeyle açıklık getiren bir metin yerine haberi hedef alan sert ifadeler, yazana kişisel suçlamalarla dolu bir paylaşım tercih edildi. Böylece Almanya’da aylardır konuşulan ÇYDD Baden-Württemberg tartışması yayımlanan haberin ardından yeni bir aşamaya da geçmiş oldu.

İddialara değil de iddiaları kaleme alana ağır ithamlarla dolu bu adım,  sivil toplum alanında tartışmaların nasıl yürütüldüğüne dair endişe verici manzarayı da gözler önüne sermiş oldu.

ÇYDD Baden-Württemberg’in resmi sosyal medya hesabından, sosyal medya hesabımda paylaştığım haber bağlantısının altına yazılan metinde şu ifadeler yer aldı:

"Gazetecilik mesleği kulaktan dolma bilgilerle, tarafların görüşünü dahi almadan tek taraflı infaz yapmak değildir, ancak görüyoruz ki siz bu temel etik ilkeyi tamamen hiçe saymışsınız. Aylardır sosyal medya üzerinden asılsız iddialarla derneğimizi yıpratmaya çalışanların sözcülüğüne soyunmanız, habercilik değil açıkça manipülasyondur. İşin aslını, aylardır sükunetini koruyarak sadece işine odaklanan yönetimimize tek bir soru dahi sormadan bu asılsız 'kira' ve 'yönetim' iddialarını yayınlamanız tarafsızlığınıza gölge düşürmüştür.

Haberinizde bilinçli bir şekilde gizlenen en büyük gerçek şudur: İhraç edilen şahıslar, dernek yapımıza 'paralel' bir oluşum içerisine girmiş, önce 'Türkan Saylan Derneği'ni, ardından 'ÇYDD Esslingen'i kurarak kurumsal kimliğimize doğrudan savaş açmışlardır. Yasal dernekçilikte bu durum başlı başına bir ihraç sebebidir ve diğer iddiaları tartışmaya açmaya gerek bile bırakmayacak kadar somut bir tüzük ihlalidir. Bu paralel yapılanmadan neden tek kelime bahsetmediğiniz, haberi kimlerin ajandasına hizmet ederek hazırladığınızı açıkça ortaya koymaktadır.

Bizler, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin ve efsanevi genel başkanımız Türkan Saylan’ın mirasına olan saygımızdan dolayı bugüne kadar hiçbir polemiğin parçası olmadık, kalitemizi ve duruşumuzu bozmadık. Vizyoner hamlelerimizle derneğimize kazandırdığımız yeni ofis binamız ve başarılarımız ortadayken, sizin bu başarıları karalayıp asılsız iddiaları manşete taşımanızı şiddetle kınıyoruz. Yalan bilgilerle örülü bu taraflı haberciliğinizle ilgili hukuki süreci başlattığımızı ve adaleti sosyal medyada değil, yargı önünde ve yaklaşan genel kurulumuzda arayacağımızı bilmenizi isteriz. Sizi, temsil ettiğiniz mesleğin onuruna yakışır şekilde araştırmacı ve adil olmaya davet ediyoruz!”

Her kurum gibi elbette ÇYDD Baden-Württemberg yönetiminin de görüşlerini açıklama hakkı vardır. Gazetecilikte yanıt hakkı esastır. Ancak bu hakkın kişisel ithamlar yerine somut bilgilerle kullanılması hem kamuoyu hem de kurumun itibarı açısından daha sağlıklı bir yöntemdir.

ÇYDD BADEN-WÜRTTEMBERG’DEN HABERE DAİR HUKUKİ İŞLEM TEHDİDİ

Bu olayda ise farklı bir yol tercih edildi. Sosyal medya üzerinden yürütülen ve doğrudan gazeteciyi hedef alan bir karşılık.

Konuya ilişkin hukuki süreç başlatıldığı ifade edildiğine göre gelişmeler zaten yargı önünde değerlendirilecektir. Bizler de bu süreci izlemeye ve kamuoyunu bilgilendirmeye devam edecektir.

Bugün Avrupa’da siyasi atmosfer gergin. Halklar yoksullaşıyor, savaş ihtimali giderek daha fazla konuşuluyor. Ortadoğu’daki kriz derinleşiyor. Türkiye ile ilgili kaygılar artıyor, diğer yandan Almanya’nın İsrail meselesindeki tutumu yoğun biçimde tartışılıyor. Böyle bir ortamda göçmen toplumların konumu zaten hassas. Tam da bu dönemde Türk sivil toplum kuruluşlarının kendi içlerinde yıpratıcı tartışmaların içine sürüklenmesi Almanya’daki Türk toplumunda ciddi bir kaygı yaratıyor.

CHP WÜRTTEMBERG: “YAN YANA ANILMAK İSTEMİYORUZ”

Haberde Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) adının yer alması da tartışma yarattı. Olay gerçekte şöyle gelişti: ÇYDD Baden-Württemberg’in kurucularından ve eski başkanlarından Ahmet Gül, yaşanan tartışmaların ardından bağlı bulunduğu kurum yani ÇYDD Baden-Württemberg yerine, Cumhuriyet Halk Partisi Württemberg örgütünden istifa ettiğini kamuoyuna açık bir metinle duyurmuştu. Geçmişte CHP Esslingen Çalışma Grubu Başkanlığını yapmış olan Gül, istifa kararını “bu süreçte destek görmediği” gerekçesiyle aldığını belirtmişti. .

İşte bu istifa ile Gül'den gelen basın açıklaması, ÇYDD Baden-Württemberg derneği içinde başlayan tartışmanın siyasi bir alana da taşınmasına neden oldu. Ancak burada başka bir soru da gündeme geldi. Bir sivil toplum kuruluşu içindeki ihtilaf nedeniyle bir siyasi partiden destek beklenmesi ya da siyasetin bu sürece müdahil olmaya davet edilmesi ne kadar doğru?

Önceki haberde vurgulandığı gibi sivil toplum alanındaki sorunların çözümü siyasetten medet ummak değil, kurumların kendi demokratik mekanizmalarını işletmesidir.

CHP Württemberg Başkanı Şirin Üstün ise partinin adının bu tartışmalarla anılmasından duydukları rahatsızlığı şu sözlerle dile getirdi:

"Halk Partisi isminin, dedikodu, iç çekişme ve benzeri tartışmalarla, başka kişi ya da sivil toplum kuruluşlarıyla yan yana anılmasına üyelerimizin hassasiyetle karşı çıktığını açıkça ifade etmek isteriz. Partimizin adı, her zaman ilkeler, demokrasi ve toplumsal sorumlulukla anılmalıdır.

Bizler Avrupa’da, demokrasinin yerleşik olduğu ve hukuk devletinin işlediği bir düzende yaşıyoruz. Bu çerçevede, ortada bir haksızlık ya da hak ihlali varsa, bunun çözüm yolu bellidir: bağımsız yargı mercilerine başvurmak ve adalet aramaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi ne bir mahkemedir ne de taraflar arasında arabuluculuk yapacak bir kurumdur. Partimizin görevi, hukukun üstünlüğünü savunmak ve demokratik değerleri güçlendirmektir; bireysel ya da kurumsal ihtilafların tarafı olmak değildir.

Yaşanan süreçle ilgili sorumluluk ve çözüm üretme görevi ilgili kurumların kendi mekanizmalarına, özellikle de ÇYDD Genel Merkezlerine aittir.

Bugün hem Türkiye’de derinleşen ekonomik ve siyasi krizler, hem dünyada artan savaş riskleri, hem de Avrupa’da yükselen milliyetçilik ve ırkçılık gibi ciddi sorunlar varken, enerjimizi bu büyük meseleler üzerine yoğunlaştırmamız gerektiğine inanıyoruz. Toplumsal dayanışmayı güçlendirmek, ortak değerler etrafında birleşmek ve geleceğe umutla bakmak hepimizin ortak sorumluluğudur."

Prof. Dr. Türkan Saylan’ın adıyla özdeşleşmiş bir kurumun aylar boyunca hakaretler, ihraç polemikleri, sosyal medya kavgaları ve mahkeme süreçleriyle anılması giderek bir utanç vesilesi olarak algılanıyor. En azından endişeler bu yönde.

ÇYDD Baden-Württemberg yönetiminin haberde “sözcülük" yapıldığına dair suçlamasına gelince… Haber dikkatle okunduğunda görülecek olan, ayrım yapmaksızın tüm taraflara “kenara çekil” önerisidir.

Haklı ya da haksız olmaları ise artık ikinci planda kalıyor. Çünkü kurumun yeniden ayağa kalkabilmesi için bu tartışmaların tamamından arınması gerekir. Açık söylemek gerekirse krizde rol alan herkesten temizlenmesi gerekir. Yeni bir başlangıç ancak bu şekilde mümkün olabilir.

Şimdi gözler Türkan Saylan’ın “çağdaş yaşam” idealiyle kurduğu bu kurumun yaşanan krizden hangi yolla çıkacağına çevrilmiş durumda.