İmparatorun son akşam yemeği
Esra Deniz Karagöl yazdı... İmparatorun son akşam yemeği
12punto
Esra Deniz KARAGÖL
“Dinozorlar, evrimin ürettiği en ayrıntılı beslenme makinelerinden biriydi.”
— Steve Brusatte (The Rise and Fall of the Dinosaurs)
Jurassic Park’ta duyduğumuz kükremeler kurgu değildi. Yeryüzü gerçekten titriyordu. Dünya, gördüğü en uzun ve en görkemli iktidarı dinozorlara teslim etmişti. Tek bir kükremeyle ufku titreten, rüzgârın yönünü değiştiren ve tüm gezegene mutlak hakimiyetini ilan eden bu ses, doğanın o güne kadar yazdığı en kudretli otorite senfonisiydi. Onlar sadece büyük değildi; kusursuzdular. Dişleri bir silah değil, bir sistemdi. Kasları güç değil, hesaplı bir mühendislikti. Metabolizmaları milyonlarca yıllık evrimin rafine ürünüydü. Ekosistemin zirvesindeydiler ve o zirveye kimsenin gücü yetmezdi.
Zamanı 250 milyon yıl geri sardığımızda Trias Dönemi’ne düşerdik. Dünya büyük bir yıkımdan çıkmıştı ama doğa yeniden reset tuşuna basmaya hazırlanıyordu. İklim hızla değişiyordu. Volkanik patlamalar aralıksızdı. Deniz seviyeleri yükseliyor, sonra çekiliyordu. O dönemin dünyası tek parça bir süperkıtaydı: Pangea. Pangea çatlamaya başladıkça kara parçaları hareket etti, iklimler değişti, yaşam yer değiştirdi. Bazı türler bu kaosu kaldıramadı ve silindi. Dinozorların dağılmak ve göç etmek zorunda kalması, bugün tartıştığımız göç olgusuyla aynı köklere dayanıyordu: kaynak arayışı ve güvenlik. Bazıları uyum sağladı, evrimsel yön değiştirdi. Dinozorlar işte bu boşlukta yükseldi. Yeni coğrafyalar, yeni besin kaynakları ve azalan rekabet onları gezegenin hâkimi yaptı. Ancak bu yükselişin bir bedeli vardı: devasa bir enerji bağımlılığı.
66 milyon yıl önce gökyüzü parçalandı. Dünya’ya dev bir göktaşı çarptı. Yaklaşık 150, belki 200 kilometre genişliğinde, 20 kilometre derinliğinde bir krater oluştu. Yerkabuğu sarsıldı, okyanuslar kabardı, ormanlar aynı anda alev aldı. Ama felaket burada bitmedi. Yeni başlıyordu. Atmosfere yayılan toz, sülfür ve karbondioksit güneşi perdeledi. Dünya hızla soğudu. Ardından fotosentez durdu. Bu, sadece bitkilerin değil, tüm ekosistemin çöküşüydü.
Bitkiler yok oldu. Otçullar aç kaldı. Otçullar gidince etçillerin de sofrası dağıldı. Besin zinciri koptu. Göktaşı her canlıyı öldürmedi. Çarpma anında hayatta kalan bir dinozor topluluğu vardı ve bu sayı, açlık yaşanmasaydı neslin devamı için yeterliydi. Ama açlık başladı. Günde 100 kilo et tüketmesi gereken dev etçiller, avsız bir dünyada dolaşmaya başladı. Dişleri yerindeydi, kasları güçlüydü, içgüdüleri kusursuzdu. Ama mide boştu. Doğanın adaleti serttir; besin zinciri kırıldığında ne kadar güçlü olduğunuzun bir önemi kalmaz. Cüsse artık bir avantaj değil, bir yüktü. Dinozorların sonunu getiren şey, çarpmanın yarattığı açlıktı.
Bu noktada sahne değişti. Küçük memeliler hayatta kaldı. Azla yetinebilenler, tohumla, böcekle, leşle yaşamını sürdürebilenler. Tohumlar ekosistemde en geç tükenen besindi ve bu küçük fark tarihin yönünü değiştirdi. Bir de kuşlar vardı. Bugün gökyüzünde gördüğümüz kuşlar. Onlar dinozordu. Dinozorlar tamamen yok olmadı. Küçük, tüylü ve uçabilen bir kol hayatta kaldı; zamanla kuşlara evrimleşti. Dinozorlar son izi, gökyüzünde kaldı.
Asteroid hiç çarpmasaydı evrim durmazdı. Dinozorlar bugün hâlâ dünyaya hükmediyor olabilirdi. Eğer o göktaşı düşmeseydi, belki biz bugün bu satırları yazmıyor olacaktık. Evrim gücü sormaz. Evrim şunu sorar: Kimin karnı tok?
Ancak o büyük kırılma, memeliler için yeni bir kapı araladı. Dinozorlar açlığın önünde diz çökerken, azla yetinenler ve değişen koşullara hızla uyum sağlayanlar bugünkü dünyayı kurdu. Geçmişin fosilleri yalnızca kemik değildir; bir uyarı taşır. Steve Jobs’ın Stanford Üniversitesi'ndeki o meşhur konuşmasında dediği gibi: “İleriye bakarak yaşamınızdaki noktaları birleştiremezsiniz, o noktaları ancak geriye baktığınızda birleştirebilirsiniz.” Bugün iklim, gıda ve göç başlıkları etrafında şekillenen küresel tartışmalar, dinozorların yok oluşuna giden sürecin modern ayak izlerini hatırlatıyor. Jobs’ın vurguladığı gibi noktaları geriye doğru birleştirdiğimizde, geçmişten ders çıkarmanın bizi takılıp kalmaya değil, hayatta kalmaya götürdüğünü görüyoruz. Bu kadim veri seti bizi tek bir hayati soruya ulaştırıyor: Kriz anında kim doyar?
Dinozorlar öldü çünkü çok büyüktüler. Çok güçlüydüler. Ve çok tüketiyorlardı. Kriz anında bu güç, avantaja değil yüke dönüştü. Küçük olanlar, azla yetinenler ve hızlı uyum sağlayanlar hayatta kaldı. Bir zamanlar dinozorların sofrası olan gezegende, şimdi biz yürüyoruz.
Unutulmaması gereken tek gerçek şu: Tarihin en büyük gücü açlığa yenildi. Çünkü iktidar kas değildir, diş değildir. İktidar sofradır.
Gıda geleceğin geleceğidir.