Sanayi Devriminden Yapay Zekâya: Ateş, demir ve akıl
Bilişim Teknolojileri Uzmanı Aydın Akgün yazdı... Sanayi Devriminden Yapay Zekâya: Ateş, demir ve akıl
12punto
Bilişim Teknolojileri Uzmanı Aydın AKGÜN
İnsanlık tarihine baktığımızda, teknolojinin doğuşu hep ateşle, demirle ve savaşla iç içe geçmiş. Sanayi Devrimi, o buharlı makinelerin uğultusuyla başladı; fabrikalar, demir yolları, top ve tüfekler… Teknoloji bir yandan özgürlüğün kapısını aralarken, diğer yandan yıkımın daha güçlü araçlarını sundu.
Bizler ise bu yolculuğa çok daha eski zamanlardan damgamızı vurduk. Göktürklerden Selçuklu’ ya, Karahanlılardan Osmanlı’ya uzanan çizgide atalarımız savaş teknolojisinde, astronomide ve matematikte derin izler bıraktı. İstanbul’un fethinde dev toplar, Takiyüddin ’in gözlemevleri, Akşemseddin’in tıp ve kimya çalışmaları… Bunlar hâlâ yeterince bilinmeyen, gurur duyulası katkılarımız.
Bu çizgi, 21. yüzyılda da hiç kesilmedi. Nobel Kimya Ödülü sahibi Aziz Sancar, DNA onarım mekanizmalarını çözerek kanser araştırmalarına ve modern tıbba çığır açtı. Bugün genç bilim insanlarımız da aynı ateşle yol alıyor: MIT’de giyilebilir sensörler ve esnek elektronik cihazlar geliştiren Canan Dağdeviren, Harvard’da yaşamın kökenlerine dair 175 yıllık bir gizemi aydınlatan Şükrü Furkan Öztürk ve daha nice genç araştırmacımız, dünyanın önde gelen üniversitelerinde ve laboratuvarlarında Türkiye’nin bilim bayrağını gururla taşıyor. Bu, sadece geçmişimizin mirası değil; aynı zamanda yarınımızın da güvencesi.
Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü düşündüğümde içimde hep derin bir minnet ve hayranlık uyanır. Savaş meydanlarından çıkmış bir komutan olarak, bilimin ve teknolojinin bir milleti nasıl ayağa kaldırabileceğini en iyi bilenlerden biriydi. 1924’te öğretmenlere içtenlikle şöyle seslenmişti:
“Efendiler Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir.”
Atatürk bunu sadece söylemekle kalmadı, bizzat uyguladı. Demiryolları, fabrikalar, uçak üretimi… “İktisadi bağımsızlık olmadan siyasi bağımsızlık olmaz” derken, teknolojinin bir milleti güçlü kılan en önemli araç olduğunu çok iyi görüyordu.
Teknoloji ile içi içe biri olarak Teknolojinin geldiği noktayı tahmin ediyordum ama bu kadar ivme kazanacağını doğrusu hiç düşünemiyordum. Amerikalı yazar Thomas L. Friedman’ın güzel bir sözü geliyor aklıma: “Teknoloji artık ortalama bir insanın yetişemeyeceği bir hızda ilerliyor.”
PEKİ YA YARIN? YAPAY ZEKA NEREYE GİDEBİLİR?
Bence Sanayi Devrimi’nin buhar makinesinden çok daha derin bir dönüşüm olacak bu. Sadece işleri kolaylaştırmayacak; yaratıcılığı, karar vermeyi, belki duyguyu bile yeniden tanımlayacak. Savaşlar siber alanda, dronlarla yapılabilecek. Ama aynı teknoloji hastalıkları erkenden yakalayıp hayat kurtarabilecek, iklim krizine çözümler üretebilecek, eğitimi kişiselleştirip her çocuğa eşit fırsat sunabilecek.
Atatürk’ün dediği gibi, ilim ve fen hâlâ en hakiki mürşit. Yeter ki biz onu insanlığın hayrına kullanalım. Bizlerin o eski bilgiyle gücü birleştiren ruhunu, Cumhuriyet’in bilim sevdasını ve kendi neslimizin ekran başı heyecanını kaybetmeden…
Teknoloji ilerledikçe asıl mesele şu: Biz insan olarak bu hızın gerisinde mi kalacağız, yoksa aklımızla, vicdanımızla ona yön mü vereceğiz?
Sanayi Devrimi ateş ve demirle başladı. Yapay zekâ belki de akılla devam edecek. Önemli olan, o aklı insanlıktan ayırmamak.