Deniz hıyarından kopan dokuların yıllarca canlı kaldığı keşfedildi

Kuzey Atlantik’te yaşayan bir deniz hıyarı türünde kopan dokuların yıllarca canlı kalıp çevreye tepki verdiği belirlendi.

12punto

Kuzey Atlantik’te yaşayan bir deniz hıyarı türü üzerinde yapılan gözlemler, kopan bazı dokuların yalnızca kısa süreli canlılık belirtisi göstermediğini, yıllarca yaşamını sürdürebildiğini ortaya koydu. Euronews’in derlemesine göre keşif, yaşamın nerede başlayıp nerede bittiğine ilişkin biyolojik tanımlar üzerine yeni bir tartışma başlattı.

Kanada’daki Memorial Üniversitesi Okyanus Bilimleri Merkezi’nde yürütülen çalışmada, soğuk sularda yaşayan *Psolus fabricii* türü incelendi. Araştırmacılar deniz hıyarını akvaryumdan çıkarırken birkaç küçük tüp ayağın koptuğunu fark etti. Bu tür kopmalar deniz hıyarlarında görülebilse de araştırma ekibini şaşırtan, bu parçaların kısa sürede ölmemesiydi.

Arşiv - © Unsplash

İlk gözlemlerde dokuların haftalar boyunca çürüme belirtisi göstermeden canlı kaldığı belirlendi. Bunun üzerine ekip, kopan doku parçalarını daha ayrıntılı incelemeye aldı. Sonuçta bu küçük doku parçalarının üç yılı aşkın süre boyunca yaşamını sürdürdüğü görüldü.

Araştırmacılar yalnızca tüp ayakların değil, ağız çevresindeki dokunaçların da benzer biçimde canlı kalabildiğini tespit etti. İncelemeler, kopan dokuların kendilerini onarmaya devam ettiğini, bağışıklık işlevlerinin sürdüğünü ve sinir ağlarının çalışmayı koruduğunu gösterdi.

Çalışmanın dikkat çeken sorularından biri, bu dokuların ağız ve sindirim sistemi olmadan nasıl enerji elde ettiğiydi. Araştırma ekibine göre doku parçaları, besin maddelerini doğrudan hücre zarları üzerinden emerek canlı kalabiliyor.

ÇEVRESEL UYARILARA TEPKİ VERDİLER

Kopan dokuların yalnızca pasif biçimde canlı kalmadığı da gözlendi. Araştırmacılar suyu hareket ettirdiklerinde ya da dokulara hafifçe dokunduklarında, bu parçaların normal bir deniz hıyarı gibi büzülerek geri çekildiğini belirledi. Bu davranış, sinir ağlarının çevresel uyaranlara yanıt verebildiğine işaret ediyor.

Çalışmanın başyazarı Sara Jobson, Popular Science’a yaptığı açıklamada bulguyu alışıldık rejenerasyon örneklerinden ayırdı. Jobson, “Bir kertenkele kuyruğunu kaybettiğinde kuyruk yeniden çıkabilir ama kopan kuyruğun kendi başına yaşamaya devam ettiğini görmeyiz. Burada gördüğümüz şey ise buna benzemiyor. Bunu Addams Ailesi’ndeki bağımsız hareket eden ‘Thing’ (El) karakterine benzetiyoruz” dedi.

Araştırmacılar, bu dokuların önemli bir eksikliği bulunduğunu vurguluyor: Üreyemiyorlar. Bu nedenle tam anlamıyla yeni bir organizma olarak değerlendirilmeleri güç. Ancak ölmemeleri, iyileşmeleri ve çevreye tepki vermeleri, onları canlılık tanımlarının sınırında konumlandırıyor.

Jobson ve ekibi laboratuvarda bu doku parçalarına şakayla karışık “laboratuvar zombileri” adını veriyor. Jobson, yaşamla ilişkilendirilen birçok temel süreci sürdürmelerine rağmen genetik bilgilerini sonraki nesillere aktaramadıklarını belirterek bunun konuyu felsefi bir boyuta taşıdığını ifade etti.

Bulguların yaşam ile ölüm arasında “üçüncü bir biyolojik durum” tartışmasını güçlendirebileceği belirtilse de bilim dünyasında herkes aynı görüşte değil. Porto Riko Üniversitesi’nden rejeneratif biyoloji uzmanı José García Arrarás, keşfi heyecan verici bulmakla birlikte, üreyemeyen bir doku parçasının bağımsız organizma sayılamayacağını düşünüyor.