Klippenstein: ABD istihbaratı yapay zeka kıyameti anlatısını desteklemiyor
Gazeteci Ken Klippenstein, resmi raporların yapay zekayı insanlığın sonu olarak değil, mevcut suç ve güvenlik risklerini hızlandıran bir araç olarak gördüğünü aktardı.
12punto
Gazeteci Ken Klippenstein, yapay zekanın insanlığı yok edeceği yönündeki “kıyamet” anlatısının ABD istihbarat kurumlarının resmi değerlendirmeleriyle desteklenmediğini yazdı. Klippenstein’e göre resmi analizler, yapay zekayı yeni ve bağımsız bir varoluşsal tehdit olarak değil; dezenformasyon, siber suç, mali dolandırıcılık ve ulusal güvenlik risklerini hızlandıran bir teknoloji olarak ele alıyor.
Klippenstein’in değerlendirmesinde, yapay zeka tartışmasının yalnızca teknik bir güvenlik başlığı olmadığı; medya, teknoloji şirketleri, düzenleme yanlıları ve düzenleme karşıtları arasında çıkar mücadelesine dönüşen bir alan haline geldiği vurgulandı. Analizde, felaket senaryolarının kimi zaman kamuoyu ilgisi, kimi zaman da şirketlerin pazar konumu açısından kullanışlı hale geldiği belirtildi.
RESMİ RAPORLARDA KIYAMET SENARYOSU YOK
ABD istihbarat camiasının Yıllık Tehdit Değerlendirmesi’nde yapay zekaya ilişkin uyarılar sınırlı ve temkinli bir çerçevede yer aldı. Raporda makinelerin ve yapay zekanın kullanım biçiminin insan kontrolünde kalmasının önemi vurgulanırken, yaygın kullanımdan önce özerklik risklerinin azaltılması gerektiği ifade edildi. Yapay zeka ve kuantum bilişim gibi teknolojilerin ulusal güvenlik üzerinde etkiler yaratmasının beklendiği de kayda geçirildi.
Klippenstein, bu değerlendirmelerde “süper zeka”, “makinelerin isyanı” ya da insanlığın yok oluşu gibi başlıkların yer almadığına dikkat çekti. ABD İç Güvenlik Bakanlığı’nın değerlendirmesinde ise yapay zekanın daha çok mevcut tehdit alanlarına yeni hız ve karmaşıklık kattığı belirtildi.
Bakanlığın öne çıkardığı başlıklar arasında dezenformasyon, sahte video ve ses kayıtları, seçimlere müdahale, siber operasyonlar, mali suçlar, şiddet yanlısı aşırılıkçıların teknolojiyi kullanması, kimyasal ve biyolojik bilgi birikiminin yayılması, yapay zeka güvenlik kontrollerinin aşılması ve eğitim verilerinin zehirlenmesi bulunuyor. Bu risklerin tamamı, yapay zekadan önce de kamu güvenliği ve ulusal güvenlik gündeminde yer alan sorunlar olarak değerlendiriliyor.
ŞİRKETLERİN ÇIKAR TARTIŞMASI
Analizde, yapay zeka şirketleri arasındaki rekabetin “varoluşsal risk” tartışmasını etkilediği de ifade edildi. Meta’nın eski baş yapay zeka bilimcisi Yann LeCun’un, OpenAI yöneticisi Sam Altman, Google DeepMind yöneticisi Demis Hassabis ve Anthropic yöneticisi Dario Amodei’yi kendi lehlerine düzenleme yapılması için lobi yürütmekle suçladığı hatırlatıldı.
Google Brain kurucularından Andrew Ng’nin de yapay zekanın insanlığı yok edeceği iddiasını “akılalmaz derecede aptalca” olarak nitelendirdiği aktarıldı. Ancak Klippenstein’e göre bu tartışmanın karşı tarafında yer alan isimler de çıkar çatışmalarından bağımsız değil. LeCun ve Ng açık kaynaklı modelleri savunurken, OpenAI ve Anthropic gibi şirketler kapalı ve tescilli modeller üzerinden faaliyet yürütüyor.
Bu nedenle analizde, felaket tellallığı ile düzenleme karşıtlığı arasındaki gerilimin çoğu zaman gerçek risklerin üzerini örttüğü savunuldu. Büyük şirketlerin olası lisanslama ve federal düzenleme süreçlerine uyum sağlayabilecek kapasitede olduğu, daha küçük ya da açık kaynak odaklı girişimlerin ise bu tür yükümlülüklerden daha fazla etkilenebileceği belirtildi.
BİYOTERÖR VE FELAKET RİSKLERİ
Pentagon tarafından finanse edilen RAND Corporation’ın Küresel Felaket Riskleri Değerlendirmesi de yapay zekayı bağımsız bir kıyamet mekanizması olarak değil, mevcut sorunlara “entropi ve kaos” ekleyen bir unsur olarak tanımlıyor. Raporda, kaosun ortaya çıkması için süper zeki ya da olağanüstü yetenekli bir yapay zekanın geliştirilmesinin şart olmadığı; mevcut ve yakın gelecekteki kapasitenin de karmaşıklığı artırabileceği ifade edildi.
RAND bünyesinde yapılan bir başka çalışmada, büyük dil modellerinin geniş çaplı biyolojik saldırı planlamayı kolaylaştırıp kolaylaştırmadığı incelendi. Klippenstein’in aktardığına göre araştırmacılar, yapay zeka yardımıyla hazırlanan planlarla bağımsız hazırlanan planlar arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark saptamadı.
ABD Ulusal Bilimler Akademisi’nin değerlendirmelerine göre biyoterörizm alanındaki temel engel de yalnızca bilgiye erişim değil. DNA sentezi taraması, laboratuvar becerisi, kültür üretimi, formülasyon ve aerosol haline getirme gibi süreçler hâlâ maliyetli, karmaşık ve insan müdahalesine bağlı aşamalar olarak öne çıkıyor.
Klippenstein’in sonucu, yapay zekanın risk taşımadığı yönünde değil; risklerin abartılı kıyamet senaryolarından çok daha somut alanlarda yoğunlaştığı yönünde. Analize göre resmi kurumların kayıtlarına geçen tablo, yapay zekanın toplumsal ve güvenlik sorunlarını büyütebildiğini ancak tek başına insanlığın sonunu getirecek bir teknoloji olarak tanımlanmadığını gösteriyor.