Mekke Savunma Anlaşması için Ankara’dan NATO mesajı: Alternatif değil, tamamlayıcı
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın imzaladığı anlaşma için Ankara, adımın NATO üyeliğine alternatif olmadığını ve Türk askerini otomatik olarak krizlere taşımayacağını vurguladı.
12punto
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Mekke’de imzalanan üçlü ortak savunma anlaşması, Ankara’nın bölgesel güvenlik politikası açısından yeni bir başlık açtı. Anlaşmaya ilişkin ilk değerlendirmelerde, Türkiye’nin NATO üyeliğinin bu adımla ikame edilmediği; bölgesel ortaklıkların güvenlik yükünü paylaşan tamamlayıcı yapılar olarak görüldüğü mesajı öne çıktı.
“Mekke Ortak Savunma Anlaşması” olarak anılan düzenleme, üç ülkenin son dönemde geliştirdiği ikili askeri ve savunma sanayii işbirliklerini üçlü bir çerçeveye taşıyor. Sürece Mısır’ın da toplantılar düzeyinde katıldığı, ancak Kahire yönetiminin bu aşamada anlaşmaya taraf olmadığı belirtiliyor. Anlaşmanın diğer bölge ülkelerinin katılımına açık olduğu da kaydediliyor.
ANKARA'NIN MESAJLARI
Anlaşmanın en dikkat çeken unsuru, taraflardan herhangi birine yönelik silahlı saldırının üç ülkeye yapılmış sayılmasına ilişkin kolektif savunma yaklaşımı. Ankara’ya göre bu madde, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesinde yer alan meşru müdafaa ve ortak savunma ilkeleriyle uyumlu bir güvenlik taahhüdü niteliği taşıyor.
Türk kaynakların değerlendirmesinde, “Türkiye’nin NATO üyeliği ile bölgesel ortaklıkları birbirinin alternatifi değil, güvenlik yükünün paylaşılmasını sağlayan tamamlayıcı yapılardır” ifadesi kullanıldı. Aynı çerçevede Türkiye’nin NATO misyonlarındaki görevlerini sürdürdüğü ve ittifak üyeleriyle diyaloğun devam ettiği vurgulandı.
Ankara ayrıca anlaşmanın herhangi bir üçüncü ülkeyi hedef almadığı görüşünde. Bu mesaj, Türkiye ile İsrail arasında Gazze savaşı nedeniyle gerilimin yüksek seyrettiği bir dönemde dikkat çekti. Türk kaynaklar, düzenlemenin “saldırgan bir askeri cephe” ya da “çevreleme girişimi” olmadığını, savunma odaklı ve bölgesel istikrara katkı sunmayı amaçlayan bir işbirliği olduğunu belirtti.
Anlaşmanın Türkiye’yi Pakistan-Hindistan gerilimi, Suudi Arabistan’ın İran destekli Husilerle çatışmaları veya Körfez’deki krizler gibi bölgesel dosyalara doğrudan sürükleyip sürüklemeyeceği de tartışılan başlıklar arasında. Ankara’dan yapılan değerlendirmelerde bu konuda, “Türkiye başka çatışmalara sürüklenmemektedir. Bölgesel etkisini ve tecrübesini bölgenin güçlü aktörleri ile birleştirmektedir” denildi.
Kaynaklar, anlaşmaya katılımın Türk askerinin her bölgesel krize gönderileceği anlamına gelmediğini de vurguladı. Kuvvet kullanımı ve askeri harekât kararlarının Türkiye’nin anayasal düzeni ve ulusal karar mekanizmaları çerçevesinde alınacağı ifade edildi.
Ankara’ya göre anlaşmanın bir diğer boyutu da savunma sanayii işbirliği, askeri birlikte çalışabilirlik ve deniz ticaret yollarının güvenliği. Özellikle Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilimlerin enerji arzı ve küresel ticaret üzerindeki etkileri dikkate alındığında, Türkiye bu işbirliğinin ihracat, enerji tedariki ve ekonomik istikrara katkı sağlayabileceğini değerlendiriyor.