Trump’ın Grönland çıkışı yeni bir küresel gerginliğin kapısını araladı
ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland hakkındaki iddialı söylemleri, küresel güçler arasında Arktik bölgesindeki rekabeti yeniden alevlendirdi. Rusya ve Çin’in bu gelişmelere yaklaşımı dikkat çekiyor.
12punto
ABD Başkanı Donald Trump’ın, Danimarka’ya bağlı yarı özerk bölge Grönland’ın ABD’ye devredilmesi yönündeki çıkışları uluslararası ilişkilerde yeni bir tartışma başlattı. Trump’ın, özellikle Rusya ve Çin’in bölgedeki etkisini kırma hedefiyle bu teklifi öne sürdüğü biliniyor. Rusya’dan ve Çin’den gelen değerlendirmeler ise, Arktik’teki büyük güç dengesinin hassasiyetini ortaya koyuyor.
Trump’ın “Grönland’ı savunmak zorundayız. Bunu biz yapmazsak, Çin ve Rusya yapacak,” şeklindeki açıklamaları, özellikle Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in nasıl tepki vereceği konusunu dünya gündemine taşıdı.
Bazı uzmanlar, Trump’ın Grönland üzerindeki iddialarının ve güç kullanma tehditlerinin, Moskova ve Pekin’in işine yarayabilecek bir Batı ayrışması yarattığını vurguluyor. Avrupa Politika Merkezi’nden analist Maria Martisiute, Avrupalı ülkeler ve NATO’nun parçalı görüntüsünün Rusya ve Çin’e stratejik avantaj sağladığını ifade ediyor.
Öte yandan Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, sosyal medya paylaşımında, “Çin ve Rusya bayram ediyor olmalı. Müttefikler arasındaki ayrımdan fayda sağlayacak taraf onlar,” değerlendirmesiyle dikkatleri Batı bloğundaki çatlaklara çekti.
RUSYA SESSİZLİĞİNİ KORUYOR
Trump’ın Grönland’la ilgili son söylemleri, yayılmacılık izlenimi verdiği için Vladimir Putin’in Kırım’ın ilhakı sırasındaki açıklamalarına benzetiliyor. Trump’ın adanın ABD’ye bir “hediye” olduğu fikrinin Sovyetler dönemi retoriğini çağrıştırması ise uluslararası çevrelerde dikkat çekti.
Ancak Kremlin, Trump’ın açıklamalarına dikkatli ve mesafeli bir tutum sergiledi. Vladimir Putin’in, “Grönland’ın alınması bir jeopolitik hamle değil, bir pazarlık konusu,” açıklaması ve bunun doğrudan Rusya’yı ilgilendirmediğini söylemesi ilgi çekti. Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov ise Grönland’ın ABD için Kırım’ın Rusya için taşıdığı güvenlik önemiyle benzer bir pozisyonda olduğunu belirtti. Fakat Moskova doğrudan Trump’a destek vermekten kaçındı.
Uzmanlara göre, Kremlin’in temkinli sessizliği tesadüfi değil. Analistler, Trump’ın öngörülemezliğinin Moskova için fırsat kadar risk de içerdiğini düşünüyorlar. Zira mevcut küresel düzenin tamamen sarsılması Rusya’nın dış politikalarını savunmasını zorlaştırabilir.
ÇİN’DEN ULUSLARARASI HUKUK VURGUSU
Çin tarafı ise Trump’ın baskıcı dili karşısında, ülkelerin toprak bütünlüğüne ve siyasi bağımsızlığına saygı gösterilmesini isteyen Birleşmiş Milletler ilkelerine atıf yaptı. Çin medyasında ABD’nin Grönland çıkışı, NATO içi bir güven bunalımı ve ittifakta çözülme işareti olarak yorumlandı.
Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nden Jose-Ignacio Torreblanca, NATO’daki olası bir kırılmanın Çin açısından stratejik avantaj sağlayacağını, zira Avrupalı aktörlerin hem Washington’a hem de Moskova’ya mesafe almak zorunda kalacağını belirtiyor.
Çinli şirketler, Grönland’ın zengin maden rezervlerindeki fırsatları uzun süredir yakından izliyor. Özellikle Kvanefjeld ve Tanbreez bölgelerindeki nadir toprak elementleri, küresel teknoloji pazarında büyük önem taşıyor. Bu kaynaklara erişime yönelik Çin’in adımları ise çeşitli siyasi engellerle karşılaştı. ABD’li yetkililerin baskıları nedeniyle, kimi projeler iptal edilirken, bazı maden sahaları Batılı şirketlere devredildi.
Küresel ısınmanın etkisiyle Kuzey Kutup Bölgesi erişilebilir hale gelirken, Pekin bu süreci “Kutup İpek Yolu” projesinin bir parçası olarak konumlandırıyor. Çin medyası, ABD’nin Arktik’te Çin varlığını tehdit olarak göstermesine karşı eleştiriler getiriyor.
Sonuç olarak, Grönland tartışması; sadece ABD, Rusya ve Çin arasındaki güç dengesini değil, aynı zamanda Batı içindeki ittifakları ve Arktik bölgesinin gelecekteki jeopolitik statüsünü de şekillendirebilecek bir sınav niteliği taşıyor.