Almanya’da AfD’nin yükselişi ekonomi çevrelerinde Euro Bölgesi ve işgücü kaygısını büyüttü
Eyalet seçimleri öncesi AfD’nin göç ve Euro Bölgesi politikaları; işgücü açığı, ihracat ve yatırım riskleriyle tartışılıyor.
12punto
Almanya’da eylül ayında yapılacak eyalet seçimleri öncesinde aşırı sağcı Almanya için Alternatif’in (AfD) anketlerdeki yükselişi, siyasi tartışmaların yanı sıra ekonomi çevrelerinde de kaygı yaratıyor. Ekonomistler, partinin göç karşıtı çizgisi ile Avrupa Birliği ve Euro Bölgesi’nden ayrılmaya dönük söylemlerinin, ülkenin büyüme potansiyeli, işgücü piyasası ve uluslararası yatırım ortamı üzerinde baskı oluşturabileceğini belirtiyor.
Saksonya-Anhalt’ta 6 Eylül’de, Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern’de ise 20 Eylül’de sandık kurulacak. Son anketler, özellikle Saksonya-Anhalt’ta AfD’nin güçlü konumda olduğunu gösteriyor. Partinin bu eyalette yüzde 42 seviyesinde ölçülen oy oranıyla tek başına iktidar hedeflediği, CDU’nun yüzde 22, Sol Parti’nin ise yüzde 13 seviyesinde bulunduğu aktarılıyor.
Başkent Berlin’de de siyasi tablo parçalı görünüyor. Kamuoyu araştırma şirketi INSA’nın son çalışmasına göre AfD, Berlin genelinde yüzde 17 oy oranıyla üçüncü sırada yer aldı. Kentte konut krizini göçmenlerle ilişkilendiren parti, sosyal konutların yalnızca “yerlilere” verilmesini savunuyor.
EKONOMİDE BEŞ RİSK BAŞLIĞI
Alman basınında yer alan değerlendirmelerde AfD’nin ekonomi programına ilişkin başlıca riskler; refah kaybı, göç politikalarının yol açabileceği işgücü açığı, Euro Bölgesi’nden ayrılmanın ihracata etkisi, bütçe dengesi üzerindeki baskı ve yenilenebilir enerji karşıtı yaklaşımın enerji bağımlılığını artırması olarak sıralanıyor.
Değerlendirmelere göre popülist hükümetlerin izlediği ekonomi politikaları uzun vadede üretimi ortalama yüzde 10 daraltabiliyor. Bu senaryonun Almanya için yaklaşık 450 milyar euroluk kayıp anlamına gelebileceği belirtiliyor. Şirketlerin büyük çoğunluğunun hukukun üstünlüğünü temel yatırım kriteri olarak görmesi de demokratik kurumlara ilişkin kaygıların yatırım kararlarına yansıyabileceği yorumlarını güçlendiriyor.
AfD’nin kitlesel sınır dışı ve göçü sınırlama yönündeki politikalarının, yaşlanan nüfus nedeniyle zaten baskı altında olan işgücü piyasasında sorunları büyütebileceği ifade ediliyor. Uzmanlara göre göçün durması halinde gelecek 15 yılda 7 milyon kişilik işgücü açığı oluşabilir. Göçmenlerin Almanya genelindeki GSYH’ye katkısının yüzde 14, Doğu Almanya’da ise yüzde 11 seviyesinde olduğu aktarılıyor.
Saksonya-Anhalt özelinde risk daha görünür kabul ediliyor. Eyalette gıda üretimi, inşaat, gastronomi ve lojistik sektörlerinde çalışanların yüzde 33 ile yüzde 40’ını göçmenler oluşturuyor. Ayrıca her 5 doktordan birinin yabancı uyruklu olduğu belirtiliyor. Eyaletin gelecek 10 yılda çalışma çağındaki nüfusunun yüzde 13’ünü kaybetmesinin beklenmesi, bu tabloyu daha kritik hale getiriyor.
AfD’nin Brexit benzeri bir süreçle AB ve Euro Bölgesi’nden ayrılmayı savunması ise ihracata dayalı Alman ekonomisi açısından ayrı bir başlık olarak öne çıkıyor. Olası bir ayrılığın beş yıl içinde 700 milyar euroluk ekonomik kayba ve 2,5 milyon istihdamın riske girmesine yol açabileceği hesaplanıyor. Saksonya-Anhalt’ta hanehalkı gelirlerinin yüzde 6’dan fazla düşebileceği öngörülüyor.
Mali tarafta da partinin vergi ve emeklilik vaatleri tartışılıyor. AfD’nin önerdiği vergi sisteminin düşük gelirli kesimlerden çok yüksek gelir gruplarına avantaj sağlayacağı, vaatlerin ise bütçede ciddi açık yaratabileceği ifade ediliyor. IWH’nin Saksonya-Anhalt programına ilişkin analizine göre yıllık yaklaşık 2,5 milyar euroluk finansman ihtiyacına karşılık kanıtlanabilir tasarruf vaatleri 243 milyon euro düzeyinde kalıyor.
Halle Ekonomik Araştırma Enstitüsü (IWH) Başkanı Reint Gropp, AfD’nin yönetime gelmesi halinde eyalet ekonomilerinin zarar görebileceğini belirterek, yabancı düşmanı politikaların ekonomik sonuçlarının ağır olabileceği uyarısında bulundu. Gropp’a göre AfD’nin yöneteceği bir eyalette yıllık büyüme yüzde 0,5 ile yüzde 1 arasında düşebilir.
ING Küresel Makro Araştırma Başkanı ve Almanya Başekonomisti Carsten Brzeski de yaklaşan seçimleri “Almanya’nın sıcak siyasi sonbaharı” olarak nitelendirdi. Brzeski, üç eyalette alınacak sonuçların Berlin’deki siyasi iklimi etkileyebileceğini, durgunlaşan ekonomiyi canlandıracak reformlarda yavaş kalınmasının ise aşırı sağın yükselişine zemin hazırladığını ifade etti.