Ekonomist Prof. Dr. Duran Bülbül: 'Merkez Bankası'nın faiz kararı enflasyonu olumsuz etkileyecek!'
Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB), yılın ikinci faiz kararını açıkladı. Politika faizi beklentiler yönünde 250 baz puan indirimle yüzde 42,5’e düştü. Kararı 12punto’ya değerlendiren Ekonomist Prof. Dr. Duran Bülbül, “Bankalar yüzde 42,5 politika faizini vermeyeceklerdir. Merkez Bankası’nın kararı, enflasyon verilerini olumsuz yönde etkileyecek” diyerek uyarılarını sıraladı.
Hazal Güven
Hazal Güven - 12punto.com.tr
Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB), mart ayı Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında yılın ikinci faiz kararını açıkladı. Politika faizi beklentiler yönünde gerçekleşerek 250 baz puanlık indirimle yüzde 42,5’e düşürüldü.
Açıklanan faiz kararını değerlendiren Ekonomist Prof. Dr. Duran Bülbül, “Bu zamana kadar siyasi iktidarın emek verdiğini düşündüğü ve mali bedelini halka ödettiği, belli bir noktaya getirdiğini iddia edip “ekonomiyi düzelttim” dediği tablo, bu kararla birlikte bozulmuş oldu” dedi.
“Enflasyon verileri önümüzdeki dönem daha da yükselecek” diyen Prof. Dr. Bülbül, uyarılarını tek tek sıraladı.
Merkez Bankası’nın faiz kararını nasıl yorumlamamız gerekiyor?
“Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB), aldığı kararla birlikte negatif faize doğru yöneliyor. Merkez Bankası politika faizini yüzde 42,5 olarak açıklıyor ama bankalar bu yüzde 42,5 politika faizini vermeyeceklerdir. Daha altında vereceklerdir. Bunun anlamı da şu; bu zamana kadar siyasi iktidarın emek verdiğini düşündüğü ve mali bedelini halka ödettiği, belli bir noktaya getirdiğini iddia edip “ekonomiyi düzelttim” dediği tablo, bu kararla birlikte bozulmuş oldu Tüm halkın özverisini de heba etmiş durumda. Yani; ciddi bir şekilde bu sürece baktığımız zaman eldeki verilerle birlikte negatif faize düştüğü için özellikle sıcak paranın tekrar çıkışı başlayacaktır. Bu önemli bir sorun.
‘MERKEZ BANKASI, KENDİ RAPORUNU ÇÜRÜTTÜ’
İkincisi ise Türkiye’nin borç yükü açısından da temel bir sorun var. Bu sefer döviz de yukarıya doğru tırmanacak. Doların şu anda 36,44 civarında olduğunu biliyoruz. Bunun yaklaşık olarak bugünkü değerlerle doların 42 TL civarında olması gerekir. Çünkü döviz sürekli baskılanmaktadır. Bu baskılanmanın en önemli nedenlerinden birisi de Türkiye’nin dış borç yükünün düşük gösterilmesi çabasıdır.
Türkiye’nin yaklaşık olarak 550 milyar dolar civarında dış borcu var. Eğer döviz 42’lere gelmiş olsaydı Türkiye’nin borç yükü şu an 3 trilyon civarında daha fazla olacaktı. Onun için siyasi iktidar dövizleri baskılıyor ve dövizleri düşük göstermeye çalışıyor. Borçları düşük göstermeye çalışmasının ise ciddi bir şekilde getirdiği bedel var. O bedel de şu; piyasa aradaki 3 trilyon TL gözükmeyen borç yükünün halkımız ve piyasa finansmanını yapmaktadır. Nasıl finansmanını yapıyor? Fiyatlarla finansmanını yapıyor. Ücretlerle, tüketimle, gıdayla, benzinle, mazotla, yakıtla finansmanını yapıyor.
Bana göre Türkiye’nin yıllık enflasyonu şu an yüzde 90’ların üzerinde. Zaten burada en temel sorunlardan birisi de şu; Orta Vadeli Program, Merkez Bankası’nın söylediği 2025 enflasyon öngörüsü ve 2025 bütçesindeki döviz ve enflasyon öngörülerini 2 ay sonra revize ettiler. Bu da yıllık enflasyon ve döviz verilerinin tutmayacağı anlamına geliyor. 2 ay aradan sonra Merkez Bankası kendi raporunu revize etmiş oldu. Daha doğrusu çürütmüş oldu. Siz yıllık yaptığınız enflasyon verilerini 2 ay sonra çürütüyorsanız, yıllık döviz verilerini 2 ay sonra çürütüyorsanız burada ciddi anlamda sorun var demektir.
‘BORCU ÇOK OLAN ÜLKENİN BAĞIMSIZLIĞI HİÇ OLUR’
Enflasyonun yüzde 90 olduğu bir ülkede siz 42,5 faiz veriyorsanız yüzde 47,5 eksi, yani negatif faiz veriyorsunuz demektir. Bu yüzde 47,5’luk negatif faizle bu ülkede siz yatırım yaptıramazsınız, sıcak para gelmez, bu ülkeye doğrudan yatırımlar yapılmaz. Siyasi iktidarın bir an önce kur-döviz vakasından kurtulup yeniden üretim ekonomisi, kalkınma ekonomisi, tarım ekonomisi programının önüne koymalı. Yeniden bilimde, teknolojide, tarımda ve sanayide rekabet edecek bir programı önüne koyması gerekir. Bunu koymadığı sürece Türkiye sadece kendini kurtardığını sanar.
Piyasada ciddi bir durgunluk yaşanıyor. Bu durgunluğun getirdiği ciddi bir stagflasyonla karşı karşıyayız. Bu durgunluk önümüzdeki dönemde ciddi anlamda bir daralmayı da beraberinde getirecek. Daralmayla birlikte küçülme gelecek. Firmalar küçüldükçe kamu harcamaları küçülecek. Kamu harcamalarının küçülmesi de milli geliri küçültecek. Bu da yoksulluğu artıracaktır. Tüm bunlar sosyal ve siyasi sorunları da beraberinde getirecektir. Türkiye’nin çok acil bir şekilde milli bir kalkınma modeline, milli bir yatırım modeline, milli bir sanayileşme ve tarım modeline ihtiyacı var. Türkiye, emperyal söylemlerden kurtulup Mustafa Kemal Atatürk’ün milli ekonomi modelini merkezine koyarak, yeniden kalkınmacı, kamucu ekonomiye ivedi bir şekilde dönülmeli.
Borçla borcun finansmanını yapan ülkelerin sonu iflastır. Borcu çok olan ülkenin dirayeti kıt olur, savunması kıt olur, bağımsızlığı hiç olur."
‘KUTSAL GÜNLERDE GIDANIN UCUZLAMASI BEKLENİR’
Açıklanan faiz kararı enflasyonu ne yönde etkiler? Fiyatlarda düşüş yaşanır mı?
"Enflasyon verileri önümüzdeki dönem daha da yükselecek. Merkez Bankası’nın kararı, enflasyon verilerini olumsuz etkileyecek. Hem kur artacak hem de enflasyon artacak. Şu an mübarek bir aydayız. Önemli kutsal günlerde gıdanın ucuzlaması beklenir. Bizim ülkemizde maalesef insanların inanç değerleri üzerinde bile ticaret yapıldığı için ciddi bir şekilde tüm fiyatların arttığını görüyoruz. Yani burada bir ticari ahlaksızlık yaşıyoruz. İnsanların inanç değerlerine bile saygı duyulmuyor ve çok önemli olan bir ayda bile fiyatlar ciddi anlamda artıyor ise bunu ahlaki ve sosyal olarak sorgulamak gerekir.”