Yağma düzen Türkiye'yi eritiyor: Orta sınıf yok edildi, sokaktaki refah bir illüzyon
12punto yazarı-ekonomist Meriç Köyatası, uygulanan ekonomi politikasının Türkiye’yi küresel tefecilerin oyun alanı haline getirdiğini vurgulayarak uyardı. Yüksek faiz ve baskılanmış kur denklemiyle Türk milletinin soyulduğunu belirten Köyatası, karşımızda yüzde 80'i Afrika sefaletinde, yüzde 20'si Brüksel lüksünde yaşayan iki kutuplu bir Türkiye olduğunu ifade etti ve bu sürdürülemez çarkın durması için acil kamulaştırma ile planlı kalkınmaya geçilmesi gerektiğini vurguladı.
12punto
Beril Balkan - 12punto.com.tr
Türkiye ekonomisi yüksek enflasyon, derinleşen gelir adaletsizliği, konkordatolar ve iflas dalgasıyla boğuşurken; ekonomi yönetiminin "rasyonel politikalara dönüş" adı altında uyguladığı program hedeflerin çok gerisinde kaldı. 12punto yazarı-ekonomist Meriç Köyatası, ülke ekonomisinin içinde bulunduğu çıkmazı, perde arkasındaki 'sıcak para sömürüsünü' ve sokaktaki sahte refah algısının perde arkasını aydınlattı.
Köyatası, mevcut tablonun sürdürülemez olduğunu belirterek, kurtuluşun ancak köklü bir siyasi değişim ve "kamucu-planlı" kalkınma modeliyle mümkün olabileceğini vurguladı.
"RASYONEL DÖNEM, NEBATİ DÖNEMİNİ BİLE ARATTI"
Mehmet Şimşek yönetiminin göreve gelmesinin üzerinden geçen 3 yıllık süreci değerlendiren Meriç Köyatası, enflasyon rakamlarının vaat edilen başarının çok uzağında olduğunu ifade etti. Şimşek yönetiminin programı 3 yılını doldururken, TÜİK verilerine göre bile bu dönemdeki toplam enflasyonun en az yüzde 216 arttığını hatırlatan Köyatası, enkaz devraldıklarını söyledikleri ve rasyonel olmayan politikalarla eleştirilen Nureddin Nebati dönemindeki 3 yıllık enflasyonun ise yüzde 182 olduğunu belirtti. Köyatası, rasyonel politikalara dönüyoruz dedikleri dönemin, bir önceki dönemden çok daha büyük bir enflasyonist yıkım yarattığını ve her iki dönemin de başarısız olmasına rağmen bu son dönemin tam bir felakete dönüştüğünü vurguladı.
"DOLAR CİNSİNDEN YÜZDE 30 FAİZLE TÜRK MİLLETİNİ SOYUYORLAR"
Uygulanan "baskılanmış kur ve yüksek faiz" politikasının Türkiye'yi küresel tefeciler için bir cennete dönüştürdüğünü belirten Köyatası, ülkenin kaynaklarının dışarıya aktarıldığını söyledi. Dövizi içeride bol göstermek için sıcak paraya dünyada eşi benzeri olmayan bir taviz verildiğini ifade eden deneyimli ekonomist, dünyada dolar faizi yüzde 4,5 seviyelerindeyken, Türkiye’de sıcak paraya dolar cinsinden yüzde 30’ları bulan gizli ya da açık faizler ödendiğini dile getirdi. Bu yöntemle içeride döviz bolmuş gibi bir illüzyon yaratıldığını ancak arka planda Türkiye'nin yılda 25 milyar dolar dışarıya faiz öder hale getirildiğini aktaran Köyatası, bunun yurt dışından yurt içine kurulmuş müthiş bir sömürü mekanizması ve Türk milletinin resmen soyulması olduğunu ekledi.
"DÖVİZ BASKILANDIKÇA FİYAT ANARŞİSİ VE AHLAKSIZLIK BAŞLADI"
Dövizin enflasyonun altında tutulmasının paranın "değer ölçme" fonksiyonunu yok ettiğini savunan Köyatası, piyasadaki fiyatlama davranışlarının tamamen bozulduğunu söyledi. Merkez Bankası'nın bu durumu "fiyatlama davranışı bozukluğu" olarak adlandırdığını belirten Köyatası, işin gerçeğinde insanların fiyat belirlerken ahlaksızlığa sevk edildiğini ve piyasada tam bir fiyat anarşisi yaşandığını ifade etti. Gerçekçi olmayan bu döviz kurunun sanayicinin, ihracatçının ve tarım üreticisinin rekabet gücünü sıfırladığını vurgulayan Köyatası, Türkiye’nin bugün turizmde de son derece pahalı bir ülke haline geldiğini ve yakında her şey dahil turizm modelinde de çok ciddi sıkıntıların başlayacağını öngördü.
"AVM'LER VE RESTORANLAR NEDEN DOLU? TÜRKİYE YOKSUL DEĞİL, YAĞMALANAN BİR ÜLKE"
İflas ve dükkân kapama haberlerine rağmen lüks restoranların, otellerin ve alışveriş merkezlerinin dolu olmasını tamamen gelir adaletsizliğiyle açıklayan Köyatası, çarpıcı bir nüfus analizi yaptı. Türkiye’de orta sınıfın tamamen yok edildiğini, nüfusun yüzde 80’inin yoksulluk sınırının altında, adeta bir Afrika ülkesi sefaletinde yaşadığını belirten Köyatası, buna karşın kalan yüzde 20’lik üst gelir grubunun milli gelirin neredeyse yüzde 48’ine el koyduğunu söyledi. Bu kesimin yaklaşık 17-18 milyon insana denk geldiğini ve adeta Belçika ya da Brüksel standartlarında bir hayat sürdüğünü ifade etti.
Türkiye’deki toplam turizm belgeli yatak sayısının 2 milyon, lüks restoranlardaki sandalye sayısının ise 1 milyon civarında olduğuna dikkat çeken Köyatası, bu 17 milyonluk azınlığın Türkiye’deki tüm lüks otelleri doldurabileceğini, hatta üstüne gidip Yunanistan, İtalya ve Fransa’da tatil yapabileceğini belirtti. Türkiye'nin dünyada milyoner sayısı en hızlı artan ikinci ülke olduğunu hatırlatan analist, sokaktaki o kalabalıkların ekonominin iyi gittiğini değil, servetin ufak bir azınlığın elinde toplandığını kanıtladığını, diğer tarafta ise akşamüstü pazar yerlerinde çöp toplayan, asgari ücretle açlığa mahkûm edilen milyonların gerçeğiyle yüzleşildiğini dile getirdi.
MAKRO GÖSTERGELERİN TAMAMINDA BAŞARISIZLIK HAKİM
Bir ekonominin sağlığını ölçmek için bakılması gereken temel makro göstergelerin hiçbirinde olumlu bir tablonun olmadığını ifade eden Köyatası, Türkiye'nin tüm bu alanlarda sınıfta kaldığını söyledi. Fiyat istikrarının son 3 yılda yüzde 216’ya ulaşan enflasyonla tamamen yok olduğunu belirten ekonomist, sığınmacılarla birlikte 95 milyonu aşan nüfusa sahip Türkiye'nin yıllık en az yüzde 5,5 ile yüzde 7,5 bandında büyümesi gerekirken, yüzde 1-2’lik büyüme oranlarının başarı gibi sunulmasının yetersiz olduğunu söyledi.
İstihdam tarafında gerçek işsizlik oranlarının makyajlı verilerdeki gibi tek hanelerde olmadığını, geniş tanımlı işsizliğin yüzde 32, genç işsizliğinin ise yüzde 35 seviyelerinde gezdiğini vurgulayan Köyatası, iç borç ve bütçe açığının tavan yaptığını, kamu borç stokunun ise gelecek nesilleri ipotek altına alacak boyuta ulaştığını ekledi. Dış açık konusuna değinen Köyatası, yıl başında 25 milyar dolar olarak hedeflenen cari açığın, yıl sonunda 60-70 milyar dolardan aşağı düşmeyeceğinin net bir şekilde görüldüğünü ifade etti.
ÇIKIŞ REÇETESİ: HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ, KAMULAŞTIRMA VE PLANLI KALKINMA
Mevcut siyasi iktidardan hiçbir ekonomik çözüm beklenmemesi gerektiğinin altını çizen Köyatası, Türkiye’nin bu borç ve sömürü sarmalından çıkabilmesi için ilk ve en önemli adımın, seçmen iradesiyle iktidarın değişmesi ve hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edilmesi olduğunu belirtti. Hukuk sisteminin güven vermediği bir ortamda ekonominin düzelmesinin imkânsız olduğunu söyleyen Köyatası, ikinci adım olarak özelleştirme adı altında peşkeş çekilen stratejik değerler ile Kamu-Özel İşbirliği projeleri kapsamındaki hasta garantili hastanelerin, köprülerin ve otoyolların hiçbir bedel ödenmeden derhal kamulaştırılması gerektiğini savundu.
Devlet bütçesinin yandaşları zengin etmek için değil; yurttaşı, sosyal güvenliği ve sosyal adaleti korumak için yeniden tasarlanması gerektiğini belirten ekonomist, tarımda ve sanayide ithalata bağımlılığı bitirecek planlı bir kalkınma modeline acilen geçilmesinin zorunlu olduğunu ifade etti. Türkiye'nin aslında son derece zengin kaynaklara sahip olduğunu vurgulayarak sözlerini noktalayan Köyatası, elimizde 85-90 milyon insanımızı refah içinde yaşatacak potansiyelin bulunduğunu, tek ihtiyacımızın bu kaynakların yağmalanmasını önleyerek sadece halkın yararına kullanmak olduğunu dile getirdi.