19 Mart’ın birinci yılında tutuklanmış gençler 12punto’ya konuştu: ‘Bir halk hareketiydi’

Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının birinci yıldönümünde bu karara karşı tepki olarak eylemlere katılıp tutuklanan gençler 12punto’ya anlattı.

12punto

Cenk Başboğaoğlu - 12punto.com.tr

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart sabahı gözaltına alınması, yurttaşların seçme ve seçilme hakkının gasbına yönelik bir adım olmuştu. Muhalefete doğru yürütülen operasyona karşı hareketlilik 19 Mart günü olmuştu ve halk yıllardır iktidar tarafından uygulanan baskı politikalarına karşı oluşan korku duvarını yıkmıştı.

19 Mart günü başlangıç olarak kabul edilen direnişin 100. gününde Saraçhane’de düzenlenen eylemlerde gözaltına alınan ve sonrasında tutuklanan 13 gençten Büşra Ürgen ve Emircan Yılmaz, yaşadıkları süreci 12punto’da paylaştı. 

‘OLAY SADECE EKREM İMAMOĞLU DEĞİLDİ’

1 Temmuz’da 100. gün eyleminde, önce gözaltına alınan sonrasında tutukluluğa sevk edilen Büşra Ürgen, direniş hakkında “19 Mart, Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınmasıyla başlayan bir süreç olmuştu. Bu olayı gençlerin adım atmasında bir öncü kısım olarak da görebiliriz. Birçoğumuz ileride bu olayların nereye gidebileceğini veya ne ile sonuçlanabileceğini bilmeden sokaklara çıkmaya başlamıştık. 19 Mart süreci bir tarih ile sınırlı kalmayıp tüm ülkede ses olup birçok farklı düşüncedeki kişiyi, işçisinden öğrencisine bir araya toplayıp direnişin simgesi olmuştu.

Gezi Direnişi’nde nasıl olay sadece ağaçlar değildi ise burda da olay sadece Ekrem İmamoğlu veya CHP değildi bizim için. Burda herkesi birleştiren ortak payda yapılan hukuksuzluklar, ifade özgürlüğümüze vurulan zincirler, gelecek kaygısı yaşatan ve milletin iradesini hiçe sayan bu sisteme karşı gösterilen öfke birikmişlikleriydi. Sokaklara çıkıp anayasal hakkımızı kullanarak daha özgür bir ülkede yaşamak isteğimizi belirtip eylem yapmamız karşısında biber gazları, plastik mermiler ve polisin bize karşı uyguladığı sözlü ve fiziksel şiddetle karşı karşıya kaldık.

Tecavüzcülere, kadın katillerine bile uygulamadıkları ters kelepçeyle gözaltına alındık. Aslında bu bütün olanları Gezi Direnişi’nde de görmüştük. Gezi Direnişi, hem bizlere öncü olan hem de deneyimleriyle yol gösteren bir birlik eylemiydi. Kaybettiklerimiz için, Berkin için Ali İsmail için o sokaklarda hep birlikte sesimiz birleşmişti” dedi. 

Aynı gün gözaltına alınan ve sonrasında tutuklanan Emircan Yılmaz ise 19 Mart’a ilişkin, “Ben de düşüncelerini ifade ettiği ve haksızlığa karşı çıktığı için yargılanan gençlerden biriyim. Süreç Ekrem İmamoğlu’nun hukuksuz bir şekilde gözaltına alınmasıyla başlayan gelişmelerle şekillendi. Ancak bu süreci sadece İmamoğlu üzerinden okumamak lazım. Her kesimden halkın sokağa çıkması, üniversite öğrencilerinin aktif rol oynaması ve sürece doğrudan dahil olması meselenin aslında daha geniş ve toplumsal birikimin sonucu olduğunu gösterdi. Yıllardır süregelen yönetime karşı isyan edilmesi ve devamında büyüyen bir halk hareketiydi.

Üniversitelerin rant alanına çevirilmesi, MESEM adı altında çocuk işçiliğin ve ölümlerinin normalleştirilmesi, KYK’ların güvensiz olması ve ardı ardına gelen öğrenci ölümleri, özgür ve adil eğitim sisteminin olmaması, ülkede geçimsizlik nedeniyle halkın açlıktan ölmesi ve kadınların katledilmesi, faillerinin ise korunması gibi bir çok sosyal güvensizlik ve can güvenliği gibi sorunlardan dolayı ben de sokağa çıktım. Sokakta olmak; yıllardır üzerimizde olan iktidarın salmış olduğu korkuyu yenmek ve tüm bunlara karşı dimdik ayakta durmak için en doğru yerdi” sözlerini sarf etti. 

‘DEVAM EDİYORUZ’

Gözaltı ve tutuklamaların ardından başından geçen süreci anlatan Yılmaz, “Karşılaştığım en büyük şey sanırım Silivri Cezaevine gönderilmem ve 65 gün kadar hapis yatmamdı. Yasama, Yürütme ve Yargının siyasallaşması ve iktidarın tekelinde olmasının yanı sıra; geçimsizlik adaletsizlik ve eşitsizliğe karşı mücadelemizde devletin artan baskısı ve acımasız davranışıyla birlikte hukuksuz gözaltılar, baskılar ve tutuklamalarla karşılaştık. Ama bu baskılar taleplerimizin meşruiyetini azaltmadı. Aksine onları daha haklı ve görünür kıldı. Aynı zamanda korkanın sokağa inen halkın değil, ses çıkaran her kesimi engellemek ve önünü kesmek için yargıyı araçsallaştıran sistemin olduğunu gösterdi. Bu süreç bana gösterdi ki, hak talep etmek her zaman güvenli bir alan yaratamayabilir ama sessiz kalmak kendi özgürlüğünü ellerinle teslim etmek demektir” dedi ve cezaevinde yaşadıklarını, “Cezaevine girdiğiniz an sadece özgürlüğünüzü değil; zaman algınızı, gündelik hayatınızı geride bırakıyorsunuz. Aslında 65 gün demir parmaklıkların ardında olmak bana özgürlüğün ne kadar somut bir şey olduğunu gösterdi. Dışarıda akan bir hayatın olması ama sizin için durmuş olması tabii ki sarsıyor. Ama dört duvar arasında en çok yaptığınız aktivite düşünmek. Kendinizle, sevdiklerinizle değer verdiğiniz görüşlerinizle ve neden orada olduğunuzla yüzleşiyorsunuz. İnsan inandığı şeyler uğruna bedel ödediğinde o inanç daha da güçlü kılınıyor. Cezaevinden çıktığımda geride bıraktığım hayatın üstüne daha da katlanmış şekilde önüme serildiğini gördüm. Bu duruma alışmak ve bu durumu aşmaya çaıştım. Sorunları halletmek ve normale dönebilmek hepimiz için zaman aldı. Zamanımızı ve özgürlüğümüzü çaldılar, düşüncelerimizi ve hayallerimizi değil… Bu sayede kavgamıza daha çok tutunduk ve aynı istikrarla düşüncelerimizi savunmaya devam ediyoruz” şeklinde aktarırken Ürgen ise, “Cezaevi sürecinden başlayarak kısaca anlatmam gerekirse, en büyük zorluk aslında ‘içeri’ kısımda başlıyor bence. İlk koğuşa alındığımızda Seyhan Belediye Başkanı Oyan Hanım ile aynı koğuşta kalmaya başlamıştık. Cezaevine girdiyseniz ve siyasi tutukluysanız birbirinize sahip çıkmanız ve orada da birliği devam ettirmeniz büyük öneme sahip oluyor. Bir taraftan psikolojiyi koruyarak, eliniz kolunuz bağlı bir şey yapamadan dört duvar arasında kalmak insan için zor bir durum haline geliyor. Benim şanslı olduğum nokta belki de diğer arkadaşlarımla ve Oya Hanım ile aynı koğuşta olmam olabilir. O 2 aylık süreci en kolay şekilde atlatmaya çalışırken en büyük destekçilerimizden birileri de bizi yalnız bırakmayan avukatlarımızdı. İçerideyken üzüldüğüm, kırgınlık yaşadığım noktalar da oldu. Bu kırıldığım noktalardan birisi de CHP kısmından oldu aslında. Onların mitinginde alınmamıza rağmen ve eylemlerin bu kadar büyümesine öncülük eden gençler olmasına rağmen destek kısmında geri de kalmaları üzücü nokta olmuştu benim için. Bir şekilde atlattığımız 2 ay sonunda, dışarıya çıktığımızda ise hepimiz için alışma süreci de başlamıştı. Bu kısımda daha özgürlüğe yeni adım atmışken maalesef bir taraftan üniversitelerimiz tarafından bir taraftan barınma hakkımız olan yurtlardan açılan soruşturmalarla uğraşmak zorunda kaldık. Ama biliyorduk ki bunlar bizi yıldırmak için yapılan politikalardı. Bu yapılan zulümlerin en yakın zamanda bitmesi ve tüm siyasi tutsakların da özgürlüğüne kavuşması dileğiyle” biçiminde belirtti.