Almanya’da 'Atatürk' operası krizi büyüyor: Ortak metne 34 Türk kuruluşundan destek, hukukçudan dava sinyali
Stuttgart Devlet Operası’nın 2027’de sahnelemeyi planladığı “Atatürk – Mustafa Kemal Efsanesi” operası Almanya’daki Türk toplumunda büyük tepki çekti. Atatürk’ün tanıtım metinlerinde “otoriterlik”, “şiddet” ve “tarihsel suçlar” gibi ifadelerle anılmasına karşı 34 Türk sivil toplum kuruluşu ortak metne imza verirken, Avukat Özgür Dobruca da opera yönetimine gönderdiği mektupta hukuki süreç ve suç duyurusu uyarısında bulundu.
12punto
Stuttgart Devlet Operası’nın 2027 sezonunda sahnelemeyi planladığı “Atatürk – Die Legende von Mustafa Kemal” (Atatürk - Mustafa Kemal Efsanesi) operası etrafındaki gerilim büyüyor. Tepkiler artık bireysel çıkışların ötesine taşmış durumda. Almanya’daki Türk sivil toplumunda örgütlü bir hareket oluşuyor. Süreç şimdi hem kamusal hem de hukuki zeminde yeni bir aşamaya giriyor.
Daha önce yayımladığımız haber-analizlerde, operanın tanıtım metinlerinde Mustafa Kemal Atatürk’ün “şiddet”, “otoriterlik”, “milliyetçi ideoloji”, “tarihsel suçlar” ve “baskı” gibi kavramlarla birlikte sunulmasının Almanya’daki Türk toplumunda büyük tepki yarattığını aktarmıştık.
Şimdi kriz derinleşiyor.
Stuttgart Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD Stuttgart) Başkanı Elif Özel İsmailoğlu’nun Stuttgart Devlet Operası’na gönderdiği açık mektubun altına Almanya genelinden toplam 34 Türk sivil toplum kuruluşu ve temsilcisi imza verdi. İlk imzacılar arasında Atatürkçü düşünce derneklerinin yanı sıra eğitim, kadın çalışmaları, kültür, sanat, göçmen örgütlenmeleri, okul aile birlikleri, müzik toplulukları ve iş dünyasından kuruluşlar da yer aldı.
HUKUKİ SÜREÇ UYARISI
Sürecin en dikkat çekici gelişmelerinden biri ise Almanya’da görev yapan Türk avukat Özgür Dobruca’nın Stuttgart Devlet Operası’na gönderdiği kapsamlı hukuki uyarı mektubu oldu. Dobruca, opera tanıtımlarında Atatürk’ün sistematik biçimde “otoriter”, “milliyetçi”, “şiddetle ilişkilendirilen” ve “tarihsel suçlarla bağlantılı” bir figür gibi sunulduğunu belirterek bunun “tek taraflı, ideolojik ve tarihsel gerçeklikle bağdaşmayan” bir yaklaşım olduğunu savundu.
Türk hukukçu, mevcut tanıtım dilinin artık sanat özgürlüğü sınırlarını zorladığını öne sürdü.
“GEREKİRSE YARGIYA TAŞINACAK”
Avukat Özgür Dobruca mektubunda, operayı hukuki açıdan inceleyeceğini ve gerekmesi halinde süreci yargıya taşıyacağını açık biçimde ifade etti.
Dobruca, Alman Ceza Kanunu’ndaki “iftira”, “ölülerin hatırasına hakaret” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” maddelerine dikkat çekerek suç duyurusunda bulunabileceğini bildirdi.
Mektupta ayrıca Alman Federal Anayasa Mahkemesi’nin ifade özgürlüğü ile ölüm sonrası kişilik haklarına ilişkin emsal niteliğindeki “Mephisto kararı”na da atıf yapıldı.
34 KURULUŞ AYNI METİNDE BULUŞTU
Açık mektuba destek veren kuruluşlar arasında Stuttgart, Ludwigsburg, Nürnberg, Frankfurt, Hannover, Mainz, Limburg, Duisburg, Bielefeld, Villingen-Schwenningen ve Siegen başta olmak üzere Almanya’nın birçok kentinden Atatürkçü düşünce dernekleri yer aldı.
Destek veren yapılar arasında şu kuruluş ve temsilciler yer alıyor:
Stuttgart ve Çevresi Atatürkçü Düşünce Derneği (Elif Özel İsmailoğlu), Augsburg Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi Derneği (Ali Osman Aslaner), Herrenberg ve Çevresi Türk İşçi Derneği (Mürsel Uslu), kültür ve sanat derneği Turkuaz e.V (Işın Ertürk, Nazan Akgül), Stuttgart Türk Kadınlar Derneği (Selma Şen), KlangOase Müzik Derneği (Derya Bektaş), Türkçe Ana Dili Eğitim Derneği (Alev Uysal), Türk-Alman Diyalog Köprüleri Derneği (Nuran Demir), Esslingen Nürtingen ve Çevresi Türk Okul Aile Birlikleri Derneği (Güven Toymaz), Uluslararası Demokratlar Birliği Württemberg (Burak Şahin), Fellbach Türk Derneği (Hüseyin Babuşçu), Baden-Württemberg Beşiktaş Derneği (Burak Girgin), Ludwigsburg ve Çevresi Atatürkçü Düşünce Derneği (Sebahat Dalkılıç), Pforzheim Klasik Türk Müziği Topluluğu ve Arkadaş Türk Halk Oyunları Topluluğu (Ayşe Nur Dobruca), Stuttgart Kültür Merkezi (Ali Derya Doğan), Nürnberg ve Kuzey Bavyera Atatürkçü Düşünce Derneği (Süleyman Akgün), Rheinland-Pfalz Atatürkçü Düşünce Derneği Mainz (Ali Seyfi), Aşağı Saksonya Atatürkçü Düşünce Derneği Hannover (Fatma Avcı), Duisburg Atatürkçü Düşünce Derneği (Bülent Karabiber), Atatürkçü Düşünce Derneği Bielefeld (Kamile Karaköse), DİTİB Baden-Württemberg Eyalet Birliği (Erdinç Altuntaş), Frankfurt Atatürkçü Düşünce Derneği (Kasım Işık), Limburg-Weilburg Atatürkçü Düşünce Derneği (Umut Ozan Horasan), M.K. Atatürk Derneği Villingen-Schwenningen (Sevgi Çelik), Siegen Atatürkçü Düşünce Derneği (Serkan Delibaş), Baden-Württemberg Türk Göçmenleri Eğitim, Uyum ve Kültür Dernekleri Birliği – BUND-BİK (Güven Toymaz), ÇYDD Baden-Württemberg (Zeynep Bahriye Taş), CHP Baden Birliği (Cengiz Yavuz), ADD Limburg-Elz (Hüsnü İlhan), MÜSİAD Stuttgart (Celal Tayar), Türk Birliği Derneği Stuttgart (Saadet Karabulut), Karandere Dostluk ve Kültür Derneği Sindelfingen (Cengiz Karakaş) ve BW Türk Okul Aile Birlikleri Federasyonu (Güner Öztel).
Resme baktığımızda tartışmanın artık dar bir çevrenin değil, Almanya’daki Türkiye kökenli toplumun çok daha geniş ve farklı kesimlerinin meselesine dönüştüğünü görüyoruz.
AVUKAT ÖZGÜR DOBRUCA’NIN HUKUKİ UYARI MEKTUBU
Öte yandan Almanya’da görev yapan Türk avukat Özgür Dobruca’nın Stuttgart Devlet Operası’na gönderdiği mektubun tam metni şöyle:
“Konu: “Atatürk – Mustafa Kemal Efsanesi” Operası
Sayın Yetkili,
Planlanan “Atatürk – Mustafa Kemal Efsanesi” adlı operanızın açıklamasını büyük bir şaşkınlık ve ciddi bir rahatsızlıkla okudum.
Öncelikle, tarihte böylesine önemli bir şahsiyetin bir operanın ana karakteri yapılması elbette memnuniyet vericidir.
Ancak sosyal medya hesaplarınızda, internet sitenizde ve muhtemelen ileride broşür veya program kitapçıklarında yer alacak tanıtımlarınız, Mustafa Kemal Atatürk’ün öncelikle modern Türkiye’nin kurucu lideri olarak değil; daha çok “tartışmalı”, otoriter ve milliyetçi bir figür olarak sunulacağı izlenimini vermektedir. Ayrıca siyasi faaliyetlerinin ağırlıklı biçimde şiddet, sürgün ve tarihsel travmalarla ilişkilendirilmesi dikkat çekmektedir.
Bu yaklaşımı tek taraflı, ideolojik ve Atatürk’ün tarihsel bütünlüğüne uygun olmayan bir anlatım olarak değerlendiriyorum.
Mustafa Kemal Atatürk, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünün ardından işgal güçlerine karşı verilen Türk Kurtuluş Savaşı’nın lideridir. Siyasi parçalanma ve yabancı egemenlik tehdidi altındaki bir milleti ulusal bağımsızlığa taşımıştır. Bu nedenle Türkiye’de ve dünya genelinde milyonlarca insan için Atatürk; bağımsızlığın, modernleşmenin ve anti-emperyalist direnişin sembolüdür.
Gerçekleştirdiği reformlar — modern eğitim sisteminin kurulması, kadınların hukuki eşitliği, devletin laikleşmesi ve bilim ile yurttaşlık haklarının esas alınması — Türkiye’yi modern bir ulus devlete dönüştürmüştür. Sömürge baskısı altında yaşayan birçok halk, 20. yüzyılda Atatürk’ü emperyal güçlere karşı başarılı bir bağımsızlık mücadelesinin örnek lideri olarak görmüştür.
Bu nedenle operanızın tanıtımında tarihsel çatışmaların neredeyse yalnızca olumsuz bir perspektifle ele alınması ve Atatürk’ün dolaylı biçimde çeşitli halklara yönelik genel suçlamalarla ilişkilendirilmesi son derece sorunludur.
O dönemin tarihsel olayları karmaşık olup onlarca yıldır bilimsel tartışmaların konusudur. Sanatsal bir yapımın bu karmaşıklığın bilincinde olması gerekir; siyasi önyargıları tartışılmaz tarihsel gerçekler gibi sunmamalıdır.
Stuttgart Devlet Operası gibi saygın bir kültür kurumu, denge ve tarihsel hassasiyet konusunda özel bir sorumluluk taşımaktadır. Sanat elbette provokatif olabilir; ancak tarihsel şahsiyetleri tek taraflı biçimde itibarsızlaştırmamalı ya da bir halkın ulusal kimlik sembollerini ağırlıklı olarak olumsuz yönleriyle sunmamalıdır.
Bu nedenle duyurunuzdaki dil özellikle rahatsız edicidir. Atatürk görünüşte “kahramanlaştırılmıyor” olsa da fiilen büyük ölçüde sorunlu bir figür olarak resmedilmektedir.
Bu durum, bağımsız bir Türk devletinin kurulmasındaki tarihsel öneminin ve uluslararası saygınlığının bilinçli biçimde küçümsenmek istendiği izlenimini yaratmaktadır.
Mustafa Kemal Atatürk dünya çapında devlet kurucusu, modernleştirici ve yabancı egemenliğe karşı direnişin sembolü olarak saygı görmektedir. Onun siyasi mirasını yalnızca karanlık ve tartışmalı bir anlatıya indirgemek, ne tarihsel rolüne ne de milyonlarca insan için taşıdığı anlama uygundur.
Bu nedenle sizden, bu yapımın kamuya yönelik sunumunu yeniden değerlendirmenizi ve Atatürk’ün tarihsel başarılarını da dönemin karmaşık siyasi koşulları kadar dikkate alan daha dengeli bir yaklaşım benimsemenizi talep ediyorum.
Bu doğrultuda ya operayı bizzat izleyeceğim ve destekleyeceğim ya da gerekli hukuki adımları değerlendireceğim. Çünkü hukuki kanaatime göre etkinliğin mevcut tanıtımı artık ifade ve sanat özgürlüğü sınırları içinde değildir; bilinçli biçimde propaganda niteliği taşımakta, kısmen açıkça yanlış bilgiler içermekte ve toplumsal barışı ile bazı grupların insan onurunu zedelemektedir.
(Mephisto kararı -Alman Federal Anayasa Mahkemesi’nin ölüm sonrası kişilik haklarına ilişkin emsal kararı- bu konuda yol göstericidir.)
Operanızda Mustafa Kemal Atatürk’ün şiddet, sürgün ve baskıyla ilişkilendirilmesi; ayrıca otoriter, ideolojik milliyetçi ve “tarihsel suç” sahibi bir kişi olarak gösterilmesi planlanmaktadır. Buna ek olarak “Ermenilere, Rumlara ve Kürtlere yönelik şiddet” iddialarıyla bağlantı kurulmaktadır.
Ben bunu Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatının ağır biçimde çarpıtılması olarak görüyorum.
Sanat özgürlüğü çok geniş kapsamlıdır; ancak insan onurunun ve ölüm sonrası kişilik haklarının ağır şekilde ihlal edildiği noktada sona erer. Bana göre operanızın tanıtımı tam da bu sınırı aşmaktadır. Bu tanıtım; ağır bir olumsuz karakter çizimi, hayat hikâyesinin tahrif edilmesi ve toplum nezdinde kalıcı bir itibarsızlaştırma tehlikesi oluşturmaktadır.
Burada mesele yalnızca tarihsel eleştiri veya yorum değildir; derin bir kişisel itibarsızlaştırma söz konusudur.
Eğer duyurulan opera kapsamında Mustafa Kemal Atatürk ağır biçimde aşağılanırsa; şimdiden yetkili savcılığa iftira (§§ 186, 187 Alman Ceza Kanunu), ölülerin hatırasına hakaret (§ 189 StGB) ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik (§ 130 StGB) suçlamalarıyla suç duyurusunda bulunacağımı bildiririm.
Bir kişinin tarihsel olarak objektif biçimde yanlış olduğu hâlde “soykırım yaptığı”, “başka milletleri ezdiği” veya “etnik şiddet organize ettiği” yönünde iddialarda bulunulması hukuken kabul edilemez ve cezalandırılabilir niteliktedir. Çünkü bu; bilinçli şekilde uydurulmuş bir olgu iddiası, hedefli bir karalama, hayat hikâyesinin ağır biçimde çarpıtılması ve propagandaya dayalı bir itibar suikastıdır. Bu durumda artık gerçek bir sanatsal veya bilimsel tartışmadan söz etmek mümkün değildir.
Özellikle “soykırım” suçlamaları son derece ağır tarihsel ithamlardır.
Ayrıca; ihtiyati tedbir, tekzip, ölüm sonrası kişilik haklarının korunması ve tarihsel itibarın korunmasına ilişkin medeni hukuk yollarını da değerlendirecek, gerekli bilgilendirmeleri hak sahiplerine ileteceğim.
Saygılarımla,
Özgür Dobruca
Avukat”
GERİLİM YENİ BİR EVREYE Mİ GİRİYOR?
Stuttgart Devlet Operası’nın duyurusuyla başlayan kriz protesto çağrılarıyla sınırlı değil. Hukuki süreç ihtimali de açık biçimde masaya gelmiş durumda.
Önümüzdeki süreçte Stuttgart Devlet Operası’nın geri adım atıp atmayacağı, kullanılan dili değiştirip değiştirmeyeceği ve projeye ilişkin yeni açıklamalar yapıp yapmayacağı merak ediliyor.
Ancak görünen o ki Almanya’da yaşayan milyonlarca Türkiye kökenli açısından mesele artık bir opera projesinin çok ötesine geçmiş durumda.
Stuttgart’taki kriz, önümüzdeki dönemde Almanya’daki Türk toplumu ile kültür kurumları arasındaki ilişkileri derinden etkileyecek yeni bir kırılmanın habercisi olabilir.
IŞIN ERTÜRK – STUTTGART