AYM’nin nafaka düzenlemesine tepki: ‘Hukuken güvence altına alınmış bir işkencedir’
Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasına ilişkin iptal kararı hukuk çevrelerinde tartışılmaya devam ediyor. Avukatın Sesi İnisiyatifi üyesi Av. Ezgi Korkmaz, kararın kadınların ekonomik güvencelerini zayıflatacağını savunarak sert eleştirilerde bulundu.
12punto
Cenk BAŞBOĞAOĞLU
Anayasa Mahkemesi (AYM), Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasının süresiz uygulanmasına imkan tanıyan düzenlemeyi oy çokluğuyla Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmişti. Konuya ilişkin Avukatın Sesi İnisiyatifi (ASİ) üyesi Av. Ezgi Korkmaz, 12punto’ya değerlendirmelerde bulundu.
Başvuru, Antalya 12. Aile Mahkemesi tarafından yoksulluk nafakasının süresiz olmasına dair hükmün iptali istemiyle yapılmıştı.
AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, düzenlemenin Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmesi beklenen 12. Yargı Paketi’nde yer almayacağını belirtti.
‘NAFAKANIN CİNSİYETİ YOKTUR’
AYM’nin yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemesini yorumlayan ASİ üyesi Av. Korkmaz, yoksulluk nafakasına ilişkin yürürlükteki Türk Medeni Kanunu’nun 175 ve 176. maddelerini okuduğumuzda erkek veya kadın tarafından ödenir şeklinde bir terim ile karşılaşılmadığını belirtirken “Bu göstermektedir ki, nafakanın cinsiyeti yoktur. Kanunlarda özellikle nafaka yükümlüsü, yoksulluğa düşen eş kavramları kullanılmaktadır. Bu kelimeler cinsiyet ataması yapılmayan kelimeler olup, toplumumuzun ataerkil tahakkümü nedeniyle her zaman olduğu gibi cinsiyet atamasına maruz bırakılmışlardır” dedi.
Öte yandan Avukat Korkmaz, nafaka ile ilgili bir başka doğru bilinen yanlışın da “nafakanın süresiz olduğu iddiasıdır” ifadelerini kullanırken “Kanunun 176. maddesinde de düzenlendiği üzere, nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi, evli olmadığı halde evliymiş gibi yaşaması ve somut olayın koşullarına göre mesnet gösterilecek nedenlerle Mahkeme kararı ile kaldırılmaktadır. Yani, iddiaların aksine hiçbir nafaka süresiz değildir ve hiçbir zaman da süresiz olmamıştır” ifadelerinde bulundu.
“Yoksulluk nafakasının çoğunlukla kadınlar lehine hükmedilmesinin nedeni, kadınların hâlen ekonomik ve sosyal yaşamda daha dezavantajlı konumda olmalarıdır. Boşanma sonrası yoksullaşma riski çoğu zaman kadınlar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu nedenle yoksulluk nafakası bir ayrıcalık değil, eşitsizliklerin yarattığı mağduriyetlere karşı bir hukuki güvencedir”
‘TEMEL YAŞAM GİDERLERİNİ DAHİ KARŞILAMAMAKTADIR’
Türkiye’nin yalnızca büyük şehirlerden ibaret olmadığını aktaran Avukat Korkmaz, “Hâlâ eğitim hakkından mahrum bırakılan, erken yaşta evlendirilen, çalışmasına izin verilmeyen ve ekonomik bağımsızlığı olmayan kadınlar vardır. Bu kadınlar için nafaka çoğu zaman hayata tutunabilmenin tek güvencesidir. Üstelik nafaka, yükümlünün ekonomik gücüne göre belirlenir; asıl sorun, nafaka ödememek için gelirini ve malvarlığını gizleyenlerdir. Kaldı ki hükmedilen nafaka miktarları çoğu zaman temel yaşam giderlerini dahi karşılamamaktadır” yorumunda bulundu.
‘BİR İŞKENCEDİR’
Karara ilişkin ise Avukat Korkmaz,
“Bu karar açıkça kadınlara ‘Ya bir ömür boyu şiddete boyun eğ ya da bir ömür yoksulluğa mahkum ol’ demektir ve ‘Kadınlar çalıştığı için erkekler iş bulamıyor’ zihniyetinin ne yazık ki bağımsız olamayan yargıya yansımış bir tezahürüdür. Evlilik ismi altında, devlet onayıyla boşanmak isteyen kadınlara çektirilecek resmileştirilmiş ve hukuken güvence altına alınmış bir işkencedir.
Oysaki aynı Anayasa Mahkemesi 2012 yılında aynı nedenle kendisine yapılan aynı nitelikteki başvurunun Sosyal Hukuk Devleti ilkesine aykırı olacağı gerekçesiyle reddine karar vermiştir. Zira boşanma nedeni ile yoksulluğa düşecek olan kişiyi korumak devletin anayasal yükümlülüğü altındadır. Seneler içerisinde hukukta değişen bir şey olmadığı açıktır ancak ne yazık ki uygulayıcıların aynı olmadığı ortadadır. Nafaka, AYM’nin bu hukuka ve Hukuki Güvenlik İlkesine tamamen aykırı kararından önce de zaten hiçbir zaman süresiz olmamıştır. Nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi, evli olmadığı halde evliymiş gibi yaşaması ve somut olayın koşullarına göre mesnet gösterilecek nedenlerle Mahkeme kararı ile kaldırılmaktadır. Nafakanın kaldırılmasını gerektiren sebeplerin varlığı halinde, nafaka yükümlüsü gerekli harç ve yargılama giderlerini karşılayarak her zaman nafakanın kaldırılmasını talep edebilir. Bu nedenle, mevcut tartışmanın temelinde süresiz olduğu iddia edilen nafakanın kaldırılmasının hukuken mümkün olup olmaması değil; nafaka yükümlüsünün, çoğu zaman zaten ödemediği veya ödemek istemediği nafakanın kaldırılması için gerekli dava masraflarına katlanmaktan kaçınma isteği yatmaktadır” dedi.
‘SINIRLI BİR GÜVENCEDİR’
Avukat Korkmaz, AYM’nin bu karar ile vermek istediği mesajı ise “Kadınların maruz kaldıkları şiddet, baskı ve eşitsizlik koşulları ne olursa olsun boşanmalarını zorlaştırmak, ekonomik güvencelerini azaltmak ve onları evlilik içinde kalmaya zorlamaktır. Oysa yoksulluk nafakası, birçok kadın için boşanma sonrasında hayata tutunabilmesini sağlayan sınırlı bir güvencedir.
Dikkat çekici olan bir diğer husus ise, sonuçlarından en fazla kadınların etkileneceği böylesine önemli bir konuda karar veren Anayasa Mahkemesi üyelerinin tamamının erkek olmasıdır. Kadınların ekonomik ve sosyal yaşamlarını doğrudan etkileyecek bir meselede dahi karar mekanizmalarında yine erkeklerin söz sahibi olması, toplumsal cinsiyet eşitliği bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir durumdur” ifadelerini kullandı.
Kadınlar ne gibi sorunlarla karşı karşıya kalacağı hakkında Avukat Korkmaz, “Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının gerekçesi henüzyayımlanmadığından, kararın kapsamı ve sonuçları hakkındakesin olarak bir çıkarım yapmak doğru olmaz ancak TMK m.175 ve m.176 mevcut halleriyle uygulanmaya devam edecektir.
Günümüzde, nafakaya hak kazanmış olmasına rağmen yıllarca tek kuruş nafaka tahsil edemeyen çok sayıda kadın nafaka alacaklısı bulunmaktadır. Süresiz nafaka uygulamasının kaldırılması halinde ise, nafakaya olan ihtiyacı devam eden kadınlar, tek kuruş tahsil edemedikleri nafaka için, nafaka süresinin uzatılması için, yeniden dava açmak zorunda kalacaktır. Oysa Türkiye’de yargılamaların uzun sürmesi, yargılama giderleri ve adalete erişimde yaşanan güçlükler dikkate alındığında, bu durum gerçekten nafakaya ihtiyaç duyan kadınları telafisi güç mağduriyetlerle karşı karşıya bırakabilecektir.
Buna karşılık, yıllarca nafaka yükümlülüğünü yerine getirmeyen erkek nafaka borçluları bakımından, nafaka süresinin sona ermesi fiilen bir avantaj yaratabilecektir. Zira bugüne kadar ödemedikleri nafakalar nedeniyle yükümlülüklerini yerine getirmeyen bu kişiler, nafaka süresinin dolmasıyla birlikte gelecekte de ödeme yükümlülüğünden kurtulacak ve böylece hukuki yükümlülüklerine aykırı davranmalarının sonuçlarından fiilen yararlanmış olacaklardır. Bu durum, nafaka alacaklısı kadınların korunması amacına aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi, yükümlülüğünü yerine getirmeyen erkek nafaka borçlularını dolaylı olarak avantajlı bir konuma da taşıyacak ve onlar için adeta ödül niteliğinde olacaktır” dedi.
‘POLİTİK BİR TERCİHTİR’
Kararın arka planına ilişkin ise Avukat Korkmaz, “Kanaatimce bu tartışmanın arka planında nafakanın hukuki niteliğinden ziyade, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile güncel siyasi ve toplumsal politikalar yer almaktadır. Nafaka da politiktir. Çünkü kimin ekonomik olarak korunacağına, boşanmanın sonuçlarının kim tarafından üstlenileceğine ve toplumsal eşitsizliklerin hukuk yoluyla ne ölçüde giderileceğine ilişkin her tercih, aynı zamanda politik bir tercihtir.
Nafaka, uzun yıllardır hukuki zeminden koparılarak ideolojik ve politik bir tartışmaya dönüştürülmekte, böylece asıl konuşulması gereken ekonomik ve toplumsal gerçekler görünmez kılınmaktadır. Oysa yoksulluk nafakası, iddia edildiği gibi cinsiyete dayalı bir ayrıcalık değil; kadınların eğitim, istihdam ve ekonomik bağımsızlığa erişimde karşılaştıkları yapısal eşitsizliklerin hukuk alanındaki yansımasıdır. Buna rağmen nafaka, bilinçli şekilde çarpıtılarak erkeklerin mağdur edildiği bir mesele gibi sunulmaktadır” yorumunda bulundu.
‘ADLİYE KORİDORLARINA BAKMAK YETERLİDİR’
Öte yandan Avukat Korkmaz, “Kanaatimce bu tartışmaların temelinde adalet arayışından çok, boşanma sonrasında kadınların hukukun sağladığı güvenceler sayesinde erkek egemen ilişki biçimlerinden çıkabilmesine duyulan rahatsızlık yatmaktadır. Sorun kadınların yoksullaşmasının önlenmesi değil; kadınların ekonomik bağımsızlık kazanması, haklarını bilmesi ve haksızlığa boyun eğmemesidir.
Bugün nafaka tartışmalarının önemli bir kısmı hukuki gerçekler üzerinden değil, önyargılar üzerinden yürütülmektedir. Kanunu okumamış, nafakanın şartlarını ve kaldırılma sebeplerini bilmeyenlerin ürettiği yanlış bilgiler ile gerçeği bildiği hâlde eril savunuculuk yapanların söylemleri kamuoyuna hâkim olmaktadır. Oysa gerçekte, mahkeme kararıyla hükmedilmiş nafakayı yıllarca tahsil edemeyen binlerce kadın bulunmaktadır ve asıl konuşulması gereken meselelerden biri budur.
Ne var ki kamuoyuna sürekli birkaç istisnai boşanma dosyası ve astronomik nafaka örnekleri sunulmakta, Türkiye'nin gerçekliği gizlenmektedir. Gerçekte hükmedilen nafaka miktarlarının büyük bölümü temel ihtiyaçları karşılamaya dahi yetmemektedir. Buna rağmen nafaka ödememek için malvarlığını kaçıran, gelirini gizleyen veya kayıt dışı çalışan kişiler kendilerini mağdur olarak sunabilmekte; bu anlatı da sorgulanmaksızın kabul görebilmektedir.
Gerçek mağdurun kim olduğunu görmek için sosyal medyadaki sloganlara değil, adliye koridorlarına bakmak yeterlidir. Çünkü orada, hükmedilen nafakayı yıllarca tahsil edemediği hâlde yaşam mücadelesini sürdürmek zorunda kalan binlerce kadın vardır. Nafaka tartışmalarının öfke, manipülasyon ve popülist söylemlerle değil; toplumsal gerçekler, ekonomik veriler ve hukuki ilkeler ışığında yürütülmesi gerektiğini düşünüyorum” sözlerini kullandı.