Cem Gürdeniz: NATO Zirvesi sonrası Türkiye için 'çok boyutlu jeopolitik cendere' uyarısı
Emekli Amiral Cem Gürdeniz, NATO Zirvesi sonrasında Türkiye’nin karşı karşıya olduğu jeopolitik tabloya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gürdeniz, Doğu Akdeniz’de enerji ve altyapı projelerinin ABD, Yunanistan, GKRY ve İsrail ekseninde giderek daha fazla kurumsallaştığını savunarak, Ankara’nın aynı dönemde Karadeniz, Ege, Akdeniz, Levant ve Basra Körfezi üzerinden çok boyutlu bir baskıyla karşı karşıya kaldığını ileri sürdü.
12punto
Gürdeniz, sosyal medya hesabından yaptığı değerlendirmede NATO Zirvesi sonrasında yaşanan gelişmelerin birbirinden bağımsız ele alınmaması gerektiğini belirtti. Türkiye açısından özellikle iç istikrar ve Doğu Akdeniz başlıklarında dikkatle izlenmesi gereken yeni bir jeopolitik tablonun ortaya çıktığını ifade eden Gürdeniz, zirvenin hemen ardından ABD’nin Türkiye’nin jeopolitik hassasiyetlerini ilgilendiren adımlar attığını savundu.
Gürdeniz’in değerlendirmesinde Doğu Akdeniz’deki enerji ve altyapı projeleri öne çıktı. Emekli amiral, 23 Temmuz’da ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nden geçen “Doğu Akdeniz Geçiş Kapısı Yasası”nın bölgeyi Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru’nun (IMEC) Avrupa’ya açılan stratejik kapısı olarak ele aldığını belirtti.
Akdeniz denizaltı elektrik bağlantı projesi GSI’ın da aynı jeopolitik mimarinin içerisine yerleştirildiğini savunan Gürdeniz, İsrail, Yunanistan ve GKRY’nin dahil olduğu projenin Türk deniz yetki alanları ve “Mavi Vatan” açısından doğrudan önem taşıdığını kaydetti.
GSI projesine dikkat çekti
Cem Gürdeniz, Fransız altyapı yatırım şirketi Meridiam’ın 5 Ağustos’ta GSI projesinde yüzde 66 çoğunluk hissesini satın alarak projeye dahil olmasını da değerlendirmesine dahil etti.
Bu gelişmenin Türkiye üzerindeki baskıyı artırabileceğini öne süren Gürdeniz, 11 Ağustos’ta ABD Kongresi üyeleri Brad Schneider ve Gus Bilirakis öncülüğündeki grubun ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve ABD Uluslararası Kalkınma Finansmanı Kurumu Başkanı Ben Black’a başvurarak GSI projesinin ABD tarafından önceliklendirilmesini istemesinin de aynı zincirin parçası olduğunu savundu.
Emekli Amiral Cem Gürdeniz’e göre söz konusu gelişmeler, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin kıta sahanlığına ilişkin itirazları nedeniyle ilerlemekte zorlanan projelerin arkasına giderek daha fazla siyasi, ekonomik ve kurumsal güç yerleştirildiğine işaret ediyor.
ATACMS iddiasına ilişkin “açıklama yok” vurgusu
Gürdeniz’in değerlendirmesinde Ukrayna savaşı da önemli bir başlık olarak yer aldı.
6 Ağustos’ta ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Kongre’ye yaptığı bildirim üzerinden Türkiye’nin envanterindeki eski ABD menşeli silahların, aralarında ATACMS füzelerinin de bulunduğu sistemlerin Ukrayna’ya kalıcı transferine ilişkin bir sürecin gündeme geldiğini belirten Gürdeniz, konunun Türkiye’nin Karadeniz-Rusya dengesi açısından hassas olduğunu ifade etti.
Emekli Amiral Gürdeniz, ABD kayıtlarında sürecin Türk Dışişleri Bakanlığı tarafından başlatıldığı yönünde ifadeler bulunduğunu öne sürerek, Türkiye’den konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapılmamasının dikkat çekici olduğunu savundu.
Mekke’deki anlaşmaya farklı yorum
Emekli amiral, 7 Ağustos’ta Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Mekke’de imzalanan anlaşmanın da bölgesel güç dengeleri açısından ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Anlaşmanın iktidara yakın medya tarafından İsrail’e karşı bir “Sünni cephe” şeklinde sunulduğunu söyleyen Gürdeniz, ABD’de bazı Kongre üyelerinin ise gelişmeyi İran’ın yalnızlaştırılması ve çevrelenmesi bağlamında değerlendirdiğini ileri sürdü.
Mısır ve İran’ın bu yapının dışında kalmasının söz konusu algıyı güçlendireceğini belirten Gürdeniz, anlaşmanın zamanlamasına da dikkat çekti. Gürdeniz, 25 Mayıs 2026’da Donald Trump’ın Türkiye dahil altı bölge ülkesinin İsrail’le normalleşmesini ve İbrahim Anlaşmaları’na katılmasını istediğini hatırlattı.
“Çerçeve yasa” ve ABD’nin Suriye yaklaşımı
Gürdeniz’in değerlendirmesindeki bir diğer başlık ise 10 Ağustos’ta TBMM’den geçen “çerçeve yasa” oldu.
Yasanın Türkiye’nin üniter devlet yapısı ve milli bütünlüğü açısından doğrudan sonuçları olabileceğini savunan Gürdeniz, ABD ve Avrupa Birliği yanlısı çevreler ile “Büyük Kürdistan” hedefini destekleyen kesimlerin düzenlemeyi olumlu karşıladığını öne sürdü.
Kamuoyunun bir bölümünde düzenlemenin PKK’ya yönelik bir af sürecinin başlangıcı olarak algılandığını belirten Gürdeniz, bazı FETÖ çevrelerinden de benzer hukuki düzenlemeler yönünde talepler geldiğini iddia etti.
Gürdeniz ayrıca ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın Türkiye’deki Kürt meselesi ile Suriye’deki SDG/YPG meselesini daha geniş bir bölgesel siyasi düzenlemenin parçaları olarak ele aldığını savundu.
Barrack’ın Suriye’de Kürtlerin merkezi devlet yapısına entegrasyonunu vatandaşlık, kültürel haklar ve siyasi katılım üzerinden tarif ettiğini belirten Gürdeniz, bu yaklaşımın Türkiye’de yürütülen silah bırakma ve hukuki entegrasyon süreciyle paralellik taşıdığını ileri sürdü.
“Amerikan müdahale zinciri kurumsallaşıyor”
Gürdeniz, ABD’nin Doğu Akdeniz’deki rolünün son yıllarda farklı mekanizmalar üzerinden genişlediğini belirterek, 2019’da kurulan ve Türkiye’nin dışında kaldığı Doğu Akdeniz Gaz Forumu’ndaki ABD gözlemciliğine, Yunanistan-GKRY-İsrail 3+1 Akdeniz Deniz Güvenlik mekanizmasına ve 8 Haziran 2026’da ilan edildiğini belirttiği Doğu Akdeniz Enerji Merkezi girişimine dikkat çekti.
Bu gelişmelere Doğu Akdeniz Geçiş Kapısı Yasası, IMEC ve GSI-DFC bağlantısının da eklenmesiyle Türkiye’nin “Mavi Vatan” hassasiyetleri açısından giderek büyüyen ve kurumsallaşan bir Amerikan müdahale zinciri oluştuğunu savundu.
Gürdeniz’e göre ABD ve Yunanistan’ın stratejisi, Türkiye ile ihtilaflı bölgelerdeki enerji ve altyapı projelerine mümkün olduğunca fazla sayıda güçlü devlet, şirket ve sermaye grubunu dahil etmek.
Bu durumun gelecekte Türkiye ile Yunanistan veya GKRY arasındaki bir anlaşmazlığın niteliğini de değiştirebileceğini belirten Gürdeniz, Kaşot ve Kerpe açıklarında Türkiye’nin bir araştırma ya da kablo döşeme faaliyetinin yalnızca Ankara-Atina veya Ankara-GKRY anlaşmazlığı olarak değerlendirilemeyeceğini ifade etti.
Gürdeniz, böyle bir durumda Türkiye’nin karşısında ABD Kongresi, Fransız sermayesi, AB enerji güvenliği, ABD’nin stratejik çıkarları, IMEC ve Batılı enerji şirketlerinin yer alabileceğini savundu.
“Washington’da farklı aktörlerin yaklaşımı gözden kaçırılmamalı”
NATO Zirvesi sonrasında Türkiye’de hem iktidar hem de muhalefet cephesinde ABD ve Trump’a yönelik yüksek beklentiler oluştuğunu savunan Gürdeniz, Washington’daki farklı güç merkezlerinin Türkiye’ye yönelik yaklaşımının da aynı anda değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Trump’ın Türk liderliğine yönelik olumlu açıklamalarına karşın Pentagon, CENTCOM, Kongre ve Amerikan güvenlik bürokrasisinin kendi stratejik çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini belirten Gürdeniz, Washington ile Ankara arasındaki liderler düzeyindeki yakınlığın Doğu Akdeniz’de Yunanistan-GKRY-İsrail ekseninin güçlendirilmesi gerçeğini gölgelememesi gerektiğini ifade etti.
“Türkiye çok zor bir döneme gebedir”
Gürdeniz değerlendirmesinin sonunda Türkiye’nin NATO Zirvesi sonrasında Karadeniz, Ege, Akdeniz, Levant ve Basra Körfezi üzerinden çok boyutlu bir jeopolitik baskı altında olduğunu savundu.
İç cephedeki dağınıklık ve finansal sorunların devam etmesi halinde bu baskının kapsamının ve şiddetinin artacağını öne süren Gürdeniz, ABD’ye verilecek her tavizin yeni jeopolitik tavizlerin önünü açabileceği uyarısında bulundu.
Gürdeniz, Türkiye’nin “çok zor bir döneme” girdiğini belirterek değerlendirmesini, ülkenin en önemli gücünün geçmişte yaşanan zor dönemlerden çıkarılan dersler ve toplumun tarihsel dayanıklılığı olduğunu savunarak tamamladı.
NATO Zirvesi sonrası yaşanan gelişmeleri yan yana koyduğumuzda, başta iç istikrar ve Doğu Akdeniz olmak üzere Türkiye açısından dikkatle izlenmesi gereken yeni bir jeopolitik tablo ortaya çıkıyor. Zirvenin hemen ardından ABD’nin Türkiye’nin jeopolitik hassasiyetleri üzerindeki…
— Cem GÜRDENİZ (@cemgurdeniznet) August 13, 2026