Dervişoğlu’ndan Bahçeli’ye ‘Öcalan’a ev’ tepkisi: Hukuktan geriye ne kalmıştır, devletten geriye ne kalmıştır?

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan için “bahçeli, iki katlı, ofis ve yaşam alanı bulunan” bir ev yapıldığı yönündeki açıklamasına sert tepki gösterdi.

12punto

Dervişoğlu, infaz hukukunun kişiye göre değil kanuna göre işlediğini belirterek, tarif edilen uygulamanın hukuki dayanağının bulunmadığını savundu. Dervişoğlu, “Bir hükümlü, devletin kendisine nasıl davranacağını belirleyebiliyorsa, hukuktan geriye ne kalmıştır, devletten geriye ne kalmıştır?” diye sordu.

“İnfaz hukuku kişiye değil, kanuna göre işler”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’a yönelik “ev yapıldığı” yönündeki açıklamasının ardından dikkat çeken bir değerlendirmede bulundu.

Türkiye Cumhuriyeti’nde hiç kimsenin, hangi suçtan hüküm giymiş olursa olsun kanunun öngördüğünden daha ağır bir muameleye tabi tutulamayacağını belirten Dervişoğlu, aynı ilkenin hükümlülere kanunda bulunmayan ayrıcalıkların keyfi biçimde tanınamayacağı anlamına da geldiğini vurguladı.

Dervişoğlu açıklamasında, “Ancak aynı ilke, kanunun öngördüğünden daha hafif, daha ayrıcalıklı bir rejimin de keyfi biçimde uygulanamayacağı anlamına gelir. Çünkü infaz hukuku, kişiye değil, kanuna göre işler” ifadelerini kullandı.

“Kanunda karşılığı olmayan bir uygulama”

Türk Ceza Kanunu ile 5275 sayılı Kanun hükümlerine işaret eden Dervişoğlu, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının nasıl infaz edileceğinin kanunlarda açık biçimde düzenlendiğini belirtti.

Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının, ölüm cezası yerine getirilen en ağır yaptırım olduğunu ifade eden Dervişoğlu, bu cezanın infazına ilişkin sınırların kanun koyucunun iradesiyle belirlendiğini söyledi.

Dervişoğlu, bu sınırların dışına çıkılmasının gerekçesi ne olursa olsun “kanunsuz infaz” anlamına geleceğini savunarak şöyle devam etti:

“Bahçeli'nin tarif ettiği, bahçeli, iki katlı, ofis ve yaşam alanı ayrımı yapılmış, akrabaların yerleşebileceği bir konut, bu maddelerin hiçbirinde karşılığı olmayan bir uygulamadır.”

“Bu ortak ikamettir, infaz hukukunda buna cevaz veren hüküm yoktur”

Dervişoğlu, hükümlünün yakınlarıyla süresiz biçimde aynı çatı altında yaşamasının da mevcut ziyaret rejiminin sınırlarını aşacağını dile getirdi.

“Bu ortak ikamettir ve infaz hukukunda buna cevaz veren tek bir hüküm yoktur” diyen Dervişoğlu, tartışmanın yalnızca inşa edildiği öne sürülen evle sınırlı olmadığını ifade etti.

“Daha vahim olan, şartı kimin koyduğudur”

İYİ Parti lideri, açıklamasının en çarpıcı bölümünde ise Bahçeli’nin aktardığı iddialara göre söz konusu evde yaşamanın hangi şartlara bağlandığını gündeme taşıdı.

Dervişoğlu, Bahçeli’nin anlatımına göre şartı koyan tarafın bir terör hükümlüsü olduğunu savunarak, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Adama zaten hukuki dayanağı olmayan bir konfor alanı sunuluyor ama o bunu dahi yetersiz bulup ‘Çerçeve Yasası'nın kurulları işlemeye başlasın, ben o kurullarda görev almaya başlayayım, ondan sonra eve geçerim’ diyerek devlete karşı statü pazarlığı yürütüyor.”

“Bir hükümlünün resmî kurullarda görev yapması hukuken mümkün değildir”

Dervişoğlu, bir hükümlünün resmî kurullarda görev yapmasının infaz mevzuatının ruhuyla açıkça çelişeceğini öne sürdü.

Böyle bir görevin hukuken mümkün olmadığını savunan Dervişoğlu, asıl vahim olanın ise bir hükümlünün kendisine tanınan imkânları yeterli bulmayarak resmî bir statü elde edilene kadar devletin teklifini askıya alması olduğunu söyledi.

“Normal şartlarda infaz rejimini devlet belirler” diyen Dervişoğlu, mevcut tabloda ise hükümlünün belirleyen taraf konumuna geçtiğini iddia etti.

“İnfaz hukukunun değil, pazarlık masasının kuralları işliyor”

Dervişoğlu, bir terör hükümlüsünün devlet tarafından sunulan imkânları reddederek karşılığında resmî statü talep edebilmesinin ve bunun kamuoyuna bir siyasetçi tarafından sakin bir üslupla aktarılmasının dikkat çekici olduğunu belirtti.

İYİ Parti Genel Başkanı, bu durumun infaz hukukundan çok bir “pazarlık masasının” işlediği görüntüsü verdiğini savunarak açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

“Sorulması gereken soru artık ‘Bu ev hangi kanuna dayanıyor?’ sorusunun ötesine geçmiştir. Soru şu: Bir hükümlü, devletin kendisine nasıl davranacağını belirleyebiliyorsa, hukuktan geriye ne kalmıştır, devletten geriye ne kalmıştır?”