East-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez

Dünya siyasetinin ağırlık merkezi değişirken İstanbul, yeni küresel düzen tartışmasının buluşma noktalarından biri oldu. Washington’dan Pekin’e, Moskova’dan Tahran’a, Berlin’den Kahire’ye, Yeni Delhi’den Roma’ya uzanan geniş bir coğrafyadan önde gelen diplomatlar, akademisyenler, güvenlik uzmanları ve eski askerler East-West Forum’da bir araya geldi. 30 ülkeden katılımcıların toplandığı forumun ana mesajı netti: Batı merkezli tek kutuplu düzen çözülüyor, çok kutupluluk ise artık geri döndürülemez bir gerçekliğe dönüşüyor.

12punto

26-27 Eylül’de Akatlar Kültür Merkezi’nde düzenlenen East-West Forum, farklı kıtalardan ve farklı siyasi geleneklerden önde gelen isimleri İstanbul’da aynı masada buluşturdu. Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Kuzey Amerika’dan gelen katılımcılar, küresel güç dağılımındaki tarihsel kırılmayı, savaşın değişen karakterini ve yeni güvenlik mimarisini iki gün boyunca tartıştı.

30 ülkeden uzmanların katıldığı forumda öne çıkan değerlendirme, dünyanın Soğuk Savaş sonrasında kurulan Batı merkezli düzenden hızla uzaklaştığı ve yeni güç merkezlerinin artık küresel sistemin kalıcı unsurlarına dönüştüğü yönündeydi. Katılımcılar, vekâlet savaşlarının büyük güçler arasındaki doğrudan çatışma eşiğini düşürdüğüne, nükleer tırmanma riskinin yeniden küresel siyasetin merkezine yerleştiğine ve yapay zekâ destekli harp teknolojilerinin savaşın sınırlarını belirsizleştirdiğine dikkat çekti.

East-West Forum böylece yalnızca mevcut krizlerin tartışıldığı bir konferans değil, değişen dünya düzeninin hangi ilkeler ve güç dengeleri üzerinde şekilleneceğine ilişkin farklı merkezlerin doğrudan söz aldığı yeni bir uluslararası platform iddiasıyla sahneye çıktı.

Konferansın açılışını yapan Harici Medya Genel Yayın Yönetmeni Tunç Akkoç, forumun birbirinden farklı siyasi ve entelektüel gelenekleri kalıcı bir diyalog zemini üzerinde buluşturmayı hedeflediğini söyledi.

Akkoç, “Bugün hep birlikte yeni bir başlangıç yapıyoruz. Farklı bakış açılarına sahip insanların buluşup konuşabileceği bir zemin kuruyoruz. Bu ilk buluşmanın her yıl daha da güçlenen bir geleneğe dönüşmesini umuyoruz” dedi.

GUÉROT: KITADAKİ KRİZ GÜÇTEN DEĞİL, KABULLENİLEMEYEN ZAAFTAN KAYNAKLANIYOR

Açış konuşmasını kurucuları arasında yer aldığı European Transcontinental Initiative (ETI) adına yapan Prof. Dr. Ulrike Guérot, dünyanın üçüncü bir dünya savaşının eşiğinde durduğu bir dönemde küresel eleştirel topluluğun sesini yükseltmesi gerektiğini vurguladı.

Immanuel Kant’ın “Ebedi Barış” tezine ve 1789 İnsan Hakları Bildirisi ile Birleşmiş Milletler Şartı’nda güvenceye alınan “bütün insanların özgür ve eşit doğduğu” ilkesine atıf yapan Guérot, 21. yüzyılda eksik olan unsurun kaynak ya da enerji değil; diplomasi, bilgelik, siyasi irade ve sevgi olduğunu söyledi.

Jacques Delors, François Mitterrand ve Helmut Kohl dönemindeki sosyal ve barışçıl Avrupa ideallerinin bugün tahrif edildiğini söyleyen Guérot, Avrupa’nın Rusya ile savaş istemeyen ve Amerikan jeostratejik çıkarlarına kurban edilmeye karşı çıkan sessiz çoğunluğunun sesi olduğunu dile getirdi.

Almanya vatandaşı olan Guérot, Kuzey Akım boru hatlarına yönelik saldırıyı hatırlatarak, kritik altyapısı eski müttefiki tarafından tahrip edilen ve hükümeti buna sessiz kalan Alman kamuoyunun derin rahatsızlık duyduğunu söyledi.

Guérot, Fransız şair Raymond Queneau’ya atıfla Avrupa’nın içine düştüğü nihilizmi özetledi:

“Avrupa tehlikelidir; ancak gücünden ötürü değil, bir türlü kabullenemediği zaafından ötürü tehlikelidir. Kendi siyasi başarısızlığı ve suçluluğuyla yüzleşmemek adına savaşı tırmandırmayı tercih ediyor. Avrupa Transkontinental Girişimi olarak iki temel şiarımız var: Avrupa Birliği’nin ötesinde bir Avrupa ve çok kutuplu bir dünya için Avrupa. Bu dengede Türkiye kilit bir rol üstleniyor.”

Guérot, açış konuşmasının tamamlanmasıyla birlikte forumun her yıl eylül ayının üçüncü haftasında İstanbul’da düzenli olarak toplanacağını duyurdu.

Tunç Akkoç’un teşekkür konuşmasının ardından forumun “Dönüşen Dünya: Çok Kutupluluk ve Liberal Düzenin Sonu” başlıklı ilk genel kurul oturumuna geçildi. Moderatörlüğü üstlenen Guérot, paneli ABD’li akademisyen Prof. Pilkington’ın yeni yayımlanan “The End of the Liberal Order” (Liberal Düzenin Sonu) kitabından bir alıntıyla açtı.

Guérot, katılımcıların tartışmasına şu tespiti sundu:

“Bugün bir ideoloji olarak liberalizm, Amerikan çizgisi doğrultusunda yorumlanmaktadır. Yani temel olarak, zaman içinde ABD’de inşa edilen ve özellikle bu ülkenin İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde öne çıkmasıyla gelişen liberalizmin belirli bir varyantı üzerinden tanımlanmaktadır.”

ZHANG: BEŞ YÜZ YILLIK BATI HAKİMİYETİ SONA ERDİ

Fudan Üniversitesi Çin Enstitüsü Direktörü ve Çin’in tarihi lideri Deng Şiaoping’in eski tercümanı Prof. Zhang Weiwei, çok kutuplu yapının iktisadi verilerle kesinleştiğini ifade etti.

Satın alma gücü paritesine dayalı gayrisafi yurt içi hasıla hesaplamalarında BRICS ülkelerinin toplam iktisadi büyüklüğünün G7 ülkelerini geride bıraktığına dikkat çeken Zhang, bu göstergenin beş yüz yıllık Batı hakimiyetinin bittiğini kanıtladığını vurguladı.

Zhang, “Bizim düşünce dünyamızda bir aktör ya dosttur ya da potansiyel dosttur. Batı’nın dünyayı felakete sürükleyen ‘ya dostsun ya düşman’ ayrımı bizde yer almaz. Çin diplomasisi askeri zorlamadan kaçınır; tahakküm yerine uyumu, dayatma yerine eşitliği esas alır” dedi.

DİESEN: AVRUPA EGEMENLİĞİNİ DEVREDEREK LOJİSTİK ÜSSE DÖNÜŞTÜ

Güneydoğu Norveç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Glenn Diesen, 1990 Paris Şartı ile vaat edilen bölünmemiş Pan-Avrupa güvenlik mimarisinin NATO’nun doğuya genişlemesi uğruna bilinçli biçimde feda edildiğini söyledi. Rusya’yı dışlayan bu politikanın kıtayı çatışma sarmalına soktuğunu belirten Diesen, güvenliğin bölünmezliği ilkesinin hiçe sayıldığını aktardı.

Avrupa başkentlerinin stratejik sorumluluklarını Washington’a devrettiğini ifade eden Diesen, “Kendi enerji hatlarını tahrip eden, sanayisini zora sokan yaptırımlara imza atan ve diplomasiyi reddeden bu yaklaşım, Avrupa’yı küresel bir aktör olmaktan çıkarıp Atlantik ötesinin lojistik üssü haline getirdi” değerlendirmesini yaptı.

LİEVEN: KURALLARA DAYALI DÜZEN AMERİKAN HEGEMONYASININ ÖRTÜSÜDÜR

Quincy Sorumlu Devlet Yönetimi Enstitüsü Avrasya Programı Direktörü Anatol Lieven, Batılı hükümetlerin dilinden düşürmediği “kurallara dayalı uluslararası düzen” ifadesinin Amerikan hegemonyasını gizleyen diplomatik bir örtü olduğunu dile getirdi. Lieven, kuralların bizzat Washington tarafından konulduğunu ve çıkarları gerektirdiğinde yine Washington tarafından çiğnendiğini, bu keyfiyetin egemen eşitliği yok ettiğini belirtti.

Stockholm Güney Asya ve Hint-Pasifik İşleri Merkezi Başkanı Prof. Jagannath Panda ise Asya güçlerinin yükselişinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin temsil kabiliyetini sarstığını anlattı.

Hindistan gibi 1,5 milyarı aşan nüfusa sahip bir gücün daimi karar alma süreçlerinden dışlanmasının tüm sistemin meşruiyetini aşındırdığını belirten Panda, Yeni Delhi’nin stratejik özerkliğini koruduğunu ve Asya ülkelerinin kendi sınır anlaşmazlıklarını doğrudan müzakerelerle çözecek diplomatik olgunluğa sahip olduğunu kaydetti.

ÜNAL: ANKARA GİBİ BAĞIMSIZ AKTÖRLER DÜNYA SAVAŞINI ÖNLEYEN EMNİYET SÜBAPLARIDIR

Forumun “Kontrolden Çıkan Tırmanma: Yıkıcı Bir Dünya Savaşını Önlemek, Yeni Bir Düzeni Birlikte Barışçıl Şekilde Kurumsallaştırmak” başlıklı ikinci oturumunu yöneten Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Yeni Dünya Çalışmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hasan Ünal, diplomasinin tasfiye edilmesinin küresel barışı tehlikeli bir eşiğe getirdiğini vurguladı.

Batı ile Küresel Güney ve BRICS arasındaki kutuplaşmanın kontrolsüz bir tırmanma yarattığını belirten Ünal, silah kontrol anlaşmalarının yürürlükten kalktığı ve yapay zekâ destekli sistemlerin devreye girdiği bu dönemde Türkiye gibi orta ölçekli güçlerin dengede hayati rol oynadığını söyledi.

YAPAY ZEKÂ ALGORİTMALARI NÜKLEER ÇATIŞMA RİSKİNİ TIRMANDIRIYOR

Tsinghua Üniversitesi Uluslararası Güvenlik ve Strateji Merkezi Uzmanı, emekli albay Zhou Bo, insansız sistemler ve yapay zekâ algoritmalarının karar alma sürelerini saniyelere indirdiğini, bu durumun askeri yanlış hesaplama riskini azami düzeye çıkararak nükleer eşiği aşağı çektiğini ifade etti.

Büyük güçlerin modern savaş teknolojilerini denetleyen kurallar üzerinde derhal uzlaşması gerektiğini belirten Zhou, aksi halde distopik bir felaketle karşılaşılacağı uyarısını yaptı.

Emekli ABD Ordusu Yarbayı ve Savunma Öncelikleri uzmanı Daniel Davis, Washington’daki güvenlik bürokrasisinin askeri gücü her sorunun tek çözümü görme yanılgısına düştüğünü belirtti.

Ukrayna’dan Ortadoğu’ya uzanan vekalet savaşlarının nükleer güçleri doğrudan karşı karşıya getirme sınırına yaklaştırdığını belirten Davis, Birinci Dünya Savaşı öncesindeki kör diplomatik kilitlenmenin benzerinin yaşandığına dikkat çekti.

Davis, Amerikan savunma sanayisinin sürekli yeni düşmanlar yaratarak bütçesini büyüttüğünü, sınırsız müdahaleciliğin Amerikan halkına zarar verdiğini ve BM Şartı’nın egemenlik sınırlarına dönülmesi gerektiğini vurguladı.

Avrupa Parlamentosu Üyesi ve eski Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Michael von der Schulenburg, Avrupa Birliği’nin tehlikeli bir askeri tırmanma tuzağına sürüklendiğini, barış müzakerelerini savunan seslerin marjinalleştirildiğini söyledi.

Brüksel bürokrasisinin halkların iradesini yok sayarak kıtayı militaristleştirdiğini ifade eden Schulenburg, BM Şartı’nın ilkelerinin güçlendirilerek çok kutuplu dünyanın ana sütunu yapılması gerektiğini kaydetti.

SHENDERYUK-ZHİDKOV: YAPTIRIMLAR RUSYA’NIN YÜZÜNÜ DOĞU’YA ÇEVİRDİ

Rusya Federasyon Konseyi Kaliningrad Temsilcisi ve Bütçe ile Finansal Piyasalar Komitesi Birinci Başkan Yardımcısı Alexander Shenderyuk-Zhidkov, Rusya’yı küresel ekonomiden izole etme girişimlerinin iflas ettiğini, ticaret yollarının ve finansal ödeme hatlarının Asya ile Küresel Güney’e yöneldiğini bildirdi.

Eski İran Atom Enerjisi Kurumu Temsilcisi ve Viyana Uluslararası Orta Doğu Çalışmaları Enstitüsü Başkanı Ali Asghar Soltanieh, Ortadoğu’daki yabancı askeri üslerin istikrarsızlığın başlıca kaynağı olduğunu vurguladı. Bölgesel güvenliğin dış müdahalelerle kurulamayacağını belirten Soltanieh, Tahran ile Riyad arasındaki diplomatik diyalog zemininde Mekke Ortak Savunma Anlaşması ve ortak su arıtma tesisleri gibi altyapı projelerinin hayata geçirilebileceğini kaydetti.

İsviçre merkezli Die Weltwoche dergisi sahibi ve eski parlamenter Roger Köppel ise İsviçre’nin tek taraflı yaptırımlara katılarak tarihi tarafsızlık ilkesini zedelemesini eleştirdi; barışın silah sevkiyatlarıyla değil, tarafsız arabuluculuk mekanizmalarıyla korunabileceğini söyledi.

AVRUPA FELSEFİ KÖKLERİNDEN VE İKTİSADİ EGEMENLİĞİNDEN KOPTU

“AB’nin Ötesinde Avrupa ve Felsefi Temelleri: Atlantikçilik, Avrasya ve Stratejik Özerklik” başlıklı üçüncü oturumu araştırmacı Isabelle Casel yönetti. Tarih felsefecisi Dr. Hauke Ritz, Avrupa medeniyetinin hümanizm ve Aydınlanma ideallerinden uzaklaşarak piyasanın ve teknolojinin mutlak egemenliğine teslim olduğunu söyledi.

Ritz, kontrolsüz yapay zekâ ve genetik mühendisliğinin Doğu bilgeliği ile Avrupa hümanizminin bir araya gelmesiyle dizginlenebileceğini kaydetti.

İktisatçı Thomas Fazi, Avrupa Birliği’nin sosyal devlete dayalı karma ekonomi modelini sermaye tahakkümü uğruna tasfiye ettiğini, Brüksel ve Frankfurt merkezli yapıların demokratik iradeyi çiğneyen oligarşik mekanizmalara dönüştüğünü dile getirdi.

Fazi, gerçek stratejik özerkliğin devletin iktisadi egemenliğini geri kazanmasıyla mümkün olacağını ifade etti.

Belgrad Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dragana Mitrovic, Doğu Asya’nın küresel imalat ve ticaretin merkezi haline geldiğini, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’nin Balkanlar üzerinden Avrupa’ya bağlandığını belirterek, Brüksel’in ideolojik engelleri kaldırması gerektiğini vurguladı.

Fransız analist Georges Kuzmanovic, Fransa’nın Gaullist bağımsızlık çizgisinden uzaklaştığını ve savunma alanında bütünüyle ABD lojistiğine bağımlı hale geldiğini söyledi.

Verilerini ve iletişim ağlarını Amerikan teknoloji şirketlerine teslim eden Avrupa’nın dijital egemenliğini kurmadan bağımsız karar alamayacağını belirtti. Oturum yorumcusu Walter Komarek de Avrasya’daki enerji boru hatları ile demiryollarının barışın somut teminatı olduğunu ekledi.

SHEHADA: GAZZE GELECEĞİN KURALSIZ SAVAŞLARININ HABERCİSİDİR

Forumun Dr. Pascal Lottaz yönetimindeki son oturumunda bölgesel vekalet savaşları ele alındı.

Gazze doğumlu araştırmacı ve insan hakları savunucusu Muhammad Shehada, bölgedeki yıkımın yerel çatışma sınırını aştığını belirterek, “Gazze’deki soykırım yerel bir vaka değildir. Bizler kömür madenindeki kanarya görevi görüyoruz; tüm dünyaya sıranın kime geleceğini, geleceğin savaşlarının nasıl yürütüleceğini haber veriyoruz” dedi.

Yapay zekâ destekli hedefleme ve gözetleme sistemlerinin Gazze’de tüm sivil halkı hedefe koyduğunu belirten Shehada, İsrail ordusunun küçük çocukların cep telefonu sinyallerini izleyerek aileleri yok ettiğini dile getirdi.

Batılı hükümetlerin çifte standardına değinen Shehada, üst düzey bir Avrupalı yetkilinin kendisine “Sabahları Gazze halkına yiyecek ve sargı bezi gönderiyoruz; öğleden sonraları ise İsraillilere sivil yerleşim yerlerine atmaları için bomba temin ediyoruz” dediğini aktardı.

Kent Üniversitesi Emekli Profesörü Richard Sakwa, günümüz krizlerinin 1945’in çözülmemiş çelişkilerinden doğduğunu, İkinci Soğuk Savaş’ın ideolojik netlik ve kurallar taşımadığı için daha tehlikeli olduğunu kaydetti.

The American Conservative kıdemli editörü Andrew Day, Amerikan halkının Washington elitlerinin sonu gelmeyen askeri maceralarını ve özellikle İran odaklı savaş politikalarını onaylamadığını söyledi.

Waseda Üniversitesi Kürsü Başkanı Prof. Abdullah Baabood, Körfez ülkelerinin dış müdahale olmaksızın kendi yerli güvenlik sistemlerini kurabileceğini ve Tahran ile Riyad arasındaki normalleşmenin bu yönde hayati bir adım olduğunu belirtti.

EAST-WEST FORUM KURUMSALLAŞMA İÇİN BEŞ TEMEL KARAR ALDI

Forumun kapanışının ardından 27 Eylül sabahı düzenlenen çalışma kahvaltısında katılımcılar, girişimi daimi bir uluslararası ağa dönüştürme konusunda mutabakata vardı. Toplantıda beş maddelik eylem planı kamuoyuna duyuruldu:

İlk olarak, East-West Forum çok kutuplu paradigma değişimini izleyen ve belgeleyen daimi bir fikir meclisi kimliğiyle her yıl eylül ayının üçüncü haftasında İstanbul’da düzenli toplanacak.

İkinci olarak, konferans tebliğleri ve stratejik raporları her yıl kitaplaştırılarak Almanya merkezli Westend Yayınevi öncülüğünde uluslararası dağıtımla yayımlanacak.

Üçüncü olarak, güvenlik mimarisi, yapay zekâ yönetişimi, iktisadi egemenlik ve diplomasi başlıklarında üçer aylık dönemlerle toplanacak ihtisas çalışma grupları kurulacak.

Dördüncü olarak, tek kutuplu yaklaşımlara ve askeri tırmanmaya karşı çıkan bağımsız aydınları, uzmanları ve araştırmacıları kapsayan “EWF Ağı” hayata geçirilecek.

Beşinci olarak, çok kutuplu dünyanın üretim çevrelerini, ekonomik aktörlerini ve bağımsız ticaret girişimlerini bir araya getiren “EWF İş Konseyi” ihdas edilecek.