Genelkurmay Çatı Davası... Duruşmayı sürpriz bir isim de izledi: 15 Temmuz’un kritik isminden Akar’a mesaj! 'Evladınız için neler yaptığımı biliyorsunuz'
15 Temmuz darbe teşebbüsü sırasında dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ı derdest ettirmekle suçlanan eski Tümgeneral Mehmet Dişli, “ciğerini bildiği” Akar’ın yalan söylediğini iddia edip, “Onun da tek ve en yakın tanığı benim. Bir gün sözlerime değer verileceğine inanırsam, elbette söyleyecek üç-beş çift sözümüz olacaktır.” derken, Akar’ın boynundaki izin nasıl oluştuğunu da çok iyi bildiğini vurguladı. Akar’ın 14-15 Temmuz tarihlerine ait HTS kayıtlarının getirtilmesini ve ifadelerinin dikkate alınmamasını isteyen Dişli, son söz olarak Akar’a, “Sayın Akar, ben hâlâ o ağacın altındaki yerdeyim. Siz neredesiniz? Benim sizin evladınız için neler yaptığımı biliyorsunuz, ama siz benim evladıma bunu yaptınız. Bu sözlerimin ne manaya geldiğini bu ülkede sadece Hulusi Akar bilir. İnşallah duyar da bu dediklerimin anlamını anlar.” diye seslendi.
Müyesser Yıldız
Müyesser Yıldız - 12punto.com.tr
Yargıtay’ın kısmi bozma kararından sonra Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Sincan Cezaevi Yerleşkesi’ndeki duruşma salonunda yeniden görülen Genelkurmay Çatı Davası’nda Mehmet Dişli, önceki gün başladığı savunmasını dün tamamladı.
Öncelikle şunu belirteyim; Silivri Cezaevi’nde olan gazeteci kardeşim Alican Uludağ’ı ziyarete gittiğim için Dişli’nin dünkü savunmasını izleyemedim, ancak daha sonra savunmasını temin ettim.
KARARGÂH’TAKİ SİVİL VE SİLAHLI KİŞİLER KİMDİ?
Savunmasının başlangıcında; “TSK-2033 Projesi” hakkında Erdoğan’a yapacakları arzı sunmak için komuta katına çıktığında uzun namlulu silahı olan, sivil giyimli kişilerce rehin alınarak, zorla dikte ettirilen bazı konuları Akar’a iletmesinin istendiğini ve silah zoruyla Akar’ın odasına sokulduğunu, ancak savcıların olayın bu kısmını hiç araştırmadığını anlatan Mehmet Dişli, “Oysa tahkikatın genişletilip yerinde keşif taleplerimiz kabul görseydi sıcağı sıcağına bu menfur olayın arka planındaki birçok karanlık nokta aydınlatılabilirdi. O saatler öncesinde, esnasında ve sonrasında komuta katında kimlerin olduğu tam olarak bilinmemektedir. Bunlar koruma timlerinden mi, Özel Kuvvetler’den mi, polis mi, başka bir birimden mi; belli değil.” dedi.
Akar’ın, kendisinin söylediğini öne sürdüğü ifadelerin doğru olmadığını, sadece “silahlı şahıslarca dikte ettirilen” hususlarda askeri deyimle “tekmil verdiğini” ve kesinlikle Akar’a herhangi bir teklifte bulunmadığını, Akar’ın elindeki kelepçenin kendisinin onayıyla kesildiği iddiasının gerçeği yansıtmadığını belirten Dişli, şöyle konuştu:
“Hulusi Akar, Genelkurmay Karargâhı’ndaki bütün generallerin üzerinde mütabık kaldığı, İkinci Başkan ve yedi karargâh başkanının imzası, 30 Daire Başkanının parafı olan bir evrakı dahi 2-3 ayda onaylamaz. Ayaküstü bir teklife, darbe girişimine katılmaya mı ikna olacak? Bu iddia, başta askerliğin ve sayın Hulusi Akar’ın olağanına aykırıdır.”
Dişli, Akar’ın kendisinin gözetiminde Akıncı’ya götürüldüğü suçlamasını da reddedip şunları vurguladı:
“Görüntüler ortada. Genelkurmay Başkanı benim gözetimimde değil, tam tersi ve görünen o ki asıl ben onun gözetiminde tahliye edilmişim. Helikoptere gidiş anımız; ben üzgün, dalgın bir şekilde yere bakarak, komutanın sol gerisinde ilerliyorum. Bu esnada, farkında olmadan tehlikeli bir şekilde yaklaştığım helikopterin arka pervanesine çarpmaktan son anda beni bizzat Hulusi Akar kurtarıyor. Kim kimin gözetiminde tahliye edilmiş? Sayın Akar’ın bu değerli gözetimi olmasaydı zaten şu anda burada olmayacaktım.”
Dişli, iddianame ve mütalaaya dayanak yapılan Genelkurmay İdari Tahkikat Raporunu hazırlayanların “FETÖ/PDY şüphelisi” olduğuna, üyelerden neredeyse yarısının daha sonra tutuklandığına veya TSK’dan ihraç edildiğine de dikkat çekerken, bu raporun ve alınan ifadelerin Akar’ın ifadelerinin altını dolduracak şekilde kurgulandığını öne sürdü.
AKIN ÖZTÜRK’Ü AKAR ÇAĞIRDI
Dişli, savunmasının devamında, Akıncı’da olduğu gibi, ertesi gün Çankaya Köşkü’ne gittiklerinde de Akar’ın sekretarya görevini yaptığını, HTS raporunda yer alan 58 görüşme kaydının 42’sinin kriz masasındaki 8 saatlik çalışmalarına ait olduğunu, ancak 15 Temmuz’daki yerinin en önemli göstergesi olan bu görüşmelerinden söz edilmediğini vurgularken şunları kaydetti:
“Elbette ben Akın Öztürk’ün avukatı değilim. Onun oraya ne saikle geldiğini de bilmiyorum. Ancak benim bizzat kulağımla duyduğum, gözümle gördüğüm, şahit olduğum şey, Akın Öztürk’ün Hulusi Akar tarafından oraya çağrılmış olmasıdır.”
“AKAR’IN EN YAKIN TANIĞI DA BENİM”
Dişli, savunmasının “Hulusi Akar’ın itham (iftira)larına karşı savunmam” başlıklı bölümüne ise şöyle başladı:
“Ertesi gün Çankaya’da ‘olayın kahramanı’ iken, sebebini bilemediğim ve hâlâ bulamadığım bir nedenle son anda ‘şüpheli’ duruma sokuldum. Hulusi Akar’ın verdiği ve gerçekte yaşananlarla örtüşmeyen ifadesi, bu davada yargılanmamın çıkış noktası, hatta tek sebebi oldu. Ülke tarihinin en rezil hadiselerinden biri yaşanmış. Sıcağı sıcağına verilen ifadenin önemi de ortadayken, olayın en önemli görgü tanığı, 3 gün sonra ifade vermeye başlamış, 50 dakika sonra konuyu Mehmet Dişli’ye getirip bir gün ara verilmiş. Belli ki; Mehmet Dişli ile ilgili bir plan var, bir kurgu yapılacak. Özel çalışma yapılması gerekiyor. Kendilerince de yapmışlar, ama yine olmamış; toplam 5 sayfa ifade vermiş, daha sonra 20 adet güncelleme yapmak durumunda kalmışlar. İfadesindeki çelişkileri gidermenin, o gece yaşananları, hatta 16 senedir kendisine sadakatle hizmetimi yok sayarak, hakkımda ortaya attığı iftiraları çürütebilmemin tek yolu, teşrifleri ve Mahkeme huzurunda, bu akıl almaz beyanları ile ilgili kendisine soracağımız soruları cevaplamasıydı. Bu kapsamda, hemen hemen her cümlesi, her kelimesi ile ilgili kendisine soracacağım 93 sorum vardı… Ama o, ‘yoğun işlerini’ mazeret gösterip gelmedi. Eğer iftiralarının arkasında dursaydı, gelir mahkemede yüzümüze karşı bunları söyleme cesaretini gösterir, üç beş sorumuza cevap verirdi. Gelmedi, gelemedi, gelemez… Zaman geçtikçe, bazı gerçekler ortaya çıktıkça, doğal olarak sorulacak soru sayısı artıyor. Mesela, bugün itibariyle kendisine soracağım soru sayısı 200’ü geçmiş durumdadır. Ancak adeta sanıktan tanık kaçırıldı. Ama benim sitemim, bizzat sayın komutanımadır. Ben Hulusi Akar’ın ta 2000 yılında, İtalya’da NATO karargâhındaki görevimden itibaren emrinde çalışmaya başladım. O zamanlar ben iki yıllık Binbaşı, o da iki yıllık Tuğgeneral’di. Bu tarihten sonra, bizzat kendisinin inhasıyla hep yakınında oldum. Tıpkı 15 Temmuz’da olduğu gibi, çok kritik zaman dilimlerinde yanında hep ben vardım. Meğer ‘vefa’, sayın Akar için sadece bir semt adı imiş. Ne mahkemeye geldi ne de hüsn-ü şehadette bulundu. Onca yıldır yüz yüze bakıyorduk; hiç değilse su-i zanda bulunmasaydı, iftira atmasaydı. Yazıklar olsun. Ama şunu da hatırlatmak isterim, onun da tek ve en yakın tanığı benim.”
“BOĞAZI SIKILMADI… YALAN SÖYLÜYOR”
Akar’ın önce, “boğazının sıkıldığını” iddia ettiğini, daha sonra bunu güncelleyerek, “birisinin kolunu boğazına doladığını ve ip türü bir cismin boğazına sürtündüğünü” söylediğini, Meclis’e gönderdiği cevapta ise bundan hiç bahsetmediğini hatırlatan Dişli, “Bu menfur hadisenin ilk anlarından son dakikasına kadar ben hep yanındaydım ve böyle bir hadiseye şahit olmadım. Ama işin gerçeği, boğazındaki o izin nasıl oluştuğunu da ben çok iyi biliyorum.” dedi.
Akar’ın Akıncı’ya gittiklerinde eşini dahi aratmadıkları izlenimi verdiğini, oysa karargâha girer girmez, kendisinden, emir subayını arayıp eşine, “Merak etmesin mesai devam ediyor” şeklinde haber verilmesini istediğini de öne süren Dişli şöyle devam etti:
“Muhtemelen o gece hiç kimseyi aramamasına mazeret olarak, böyle bir izlenim oluşturmaya çalışmıştır. Bazen acaba sayın Akar, Mete Yarar’ın mı, Abdülkadir Selvi’nin mi gazına geldi de böyle bir ifade verdi diye merak ediyorum. Çankaya’ya giderken bana, ‘Sen kal.’ dediği de doğru değil. Bunu diyemezdi, çünkü o sabah Akıncı’dan ayrılırken Çankaya’da nasıl bir tepki ile karşılaşacağından emin değildi. Daha bir saat kadar önce, yerine Ümit Dündar’ın atandığını öğrenmiştik. Endişeliydi, bu atamadan oldukça tedirgin olmuştu. Çankaya’da Tuğrul Türkeş’in odasına girdiğimizde, beni oradakilere kendisi tanıttı. O dönem parti yönetiminde olan Şaban Dişli’nin kardeşi olduğumu o söyledi. Biz vardığımızda ağabeyim henüz orada değildi, geldiğinde ona hakkımda söylediklerini de geçiyorum. Ağabeyim de bugüne kadar hiçbir yerde bunları anlatmadı, bizim devlet terbiyemiz buna müsaade etmez.Gerisi bende kalacak ama, sayın Akar ayıp ediyor. Keşke benim önerime uysaydı da ifadesinde ‘yaşadıklarımızı anlatsaydı‘,o zaman bu duruma düşmezdi. Genelkurmay Başkanlığı yapmış bir kişiye bu kelimeyi kullanmak istemem, ama yaptığının Türkçe’de tek bir karşılığı var. Utanarak söylüyorum, sayın Akar resmen yalan söylüyor.”
“AKAR’IN CİĞERİNİ BİLİRİM… ALZHEİMER DEĞİL”
Dişli, Hulusi Akar’ın 16 Temmuz 2023’te Kübra Par’a verdiği ve canlı yayınlanan röportajında, bugüne kadar hiç gündeme getirmediği konulardan söz ederek kendisinin ilk günden beri söylediklerini doğruladığını savunurken de şunları anlattı:
“Örneğin Akıncı’ya gitmeden önce odasında namaz kılma konusu; Akar hiçbir ifadesinde bundan bahsetmedi, ancak 7 yıl sonra söyledi. Tırnak içinde sadece şunu belirtiyorum, Akar ‘Alzheimer’ değil… Yine aynı programda, ‘Kapı çalındı, Mehmet Dişli içeri girdi; bunlar geliyor, efendim başımıza geçer misiniz?’ dedi. Kübra Hanım, önceki ifadelerini incelemiş tabi; bunu ilk kez duyunca şaşırıyor ve soruyor. Geçiştirmeye çalışarak, ‘Savcılık ifademizde var’ diyor. Bu iftiranız, savcılık ifadesinde yok sayın Akar. Zira o günlerde daha kalbiniz bu kadar kararmamıştı. Yok öyle yağma. Her aklınıza gelen iftirayı atamazsınız. Bir de bana küfrettiğini söylüyor. Bu nasıl bir üslup, söylem, seviye ve nobranlık? Makamları, mevkileri geçtik; 70 yaşını aşmış bir insana yakışıyor mu? Edep ya Hu. Milyonlarca izleyicinin gözü önünde, kadın bir spikere, iki lafından birinde küfrettiğini söylemek de nedir? Ne diyelim, herkes karakterinin gereğini sergiler, meşrebinin gereğini yapar da merak ediyorum; biz 10 yıldır içerdeyiz, bu ülkede ne değişti? Ne ara küfür bir inandırıcılık ya da ikna yöntemi oldu? Küfür bir delil midir? Peki, ‘küfrettik’ dediği kim? Onca yıldır yüz yüze baktığı, ailece görüştüğü, evine gidip geldiği kişi. Şule (Akar) Hanım, bunu duymuş mudur? Aslında başka birisi olsa, ‘Ben de senin’ der geçerdim…Üzüntü verici olan; yıllardır ona sadakatle hizmet etmiş, istese canını verebilecek birisine sarf ettiği söze bakın. Her ortamda ve şartta onun onuruna, şerefine sahip çıkmış birisine. Ne demek istediğimi o çok iyi anlar. Yazıklar olsun! Ben de Kübra hanımı davet ediyorum; Kandıra Cezaevi’ne gelsin, bir de o geceyi benden dinlesin, hatta bu yıl 15 Temmuz’da benimle röportaj yapsın. Veya buradan çıktığımda röportaj yapalım; sayın Akar ve beni çağırsın, o geceyi birlikte anlatalım. Bakalım millet kimi inandırıcı bulacak. Öyle ortamı boş bulup sallamak kolay. Şu küfürleri yüzüme karşı da bir tekrarlasın da görelim. Akar’ın bir yandan ‘namaz kılma’ konusunu vurgulayıp dindar kimliğini öne çıkarmaya çalışırken, diğer yandan sürekli küfrettiğini söylemesi de ayrı bir çelişki. Bu durum, sıkıntılı bir kişilik yapısına işaret etmektedir. Elbette kahin değilim, ancak Hulusi Akar’ı iyi tanırım, amiyane tabirle ciğerini bilirim.”
“NAMAZ KILMAYA GEÇTİĞİNDE BİRİLERİNİ ARADI MI?”
Mehmet Dişli, Akar’ın 16 Temmuz sabanı Akıncı’dayken Başbakandan sonra MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı aramasına ise şöyle tepki gösterdi:
“MİT Müsteşarı ile görüştüğünü ilk ifadesinde hiç söylemedi, ikincisinde beyan etti. Ancak bu görüşmeye ilişkin Akar’ın üslubu dikkat çekici. Zira o gün itibarıyla devletin dördüncü sırasındaki Genelkurmay Başkanı’nın, Başbakan’dan sonra MİT Müsteşarını araması ve kendi beyanıyla, müsteşara ‘bilgi vermesi‘ normal değildir. Müsteşar; o tarihteki hiyerarşide, Genelkurmay’da Korgeneral rütbesindeki Karargah Başkanlarının seviyesindedir. Genelkurmay Başkanı’nın, o saat itibariyle henüz sayın Cumhurbaşkanı ile görüşmemişken, MİT müsteşarına bilgi verme ihtiyacı duyması izaha muhtaçtır. Asıl önemlisi; daha hiçbir Kuvvet, Ordu Komutanı’nı aramadan, arama teşebbüsünde dahi bulunmadan, kendi karargâhının başkanları ile görüşmeden MİT Müsteşarı’nı araması, askerliğin olağan akışına aykırıdır.”
Ardından da şunları vurguladı:
“Biz sayın Akar’ın o gün kimlerle görüştüğünü, bir yerleri arayıp aramadığını bilmiyoruz. O gece, makam odasında birlikte olduğumuz süre zarfında abdest almak, namaz kılmak bahanesiyle birkaç kez odanın arka kısmındaki dinlenme yerine geçtiğine şahit oldum. Ancak arka tarafa geçtiğinde birilerini arayıp aramadığını bilmiyorum. Telefonunun kayıp olduğunu beyan etmiş, ama HTS kayıtları yerinde duruyordur. Bu vesileyle, Hulusi Akar’ın 14-15 Temmuz tarihlerine ait HTS kayıtlarının dosyaya kazandırılmasını talep ediyorum.”
EVLATLAR MESELESİ
Yıllardır “Hulusi Akar’ı koruduğunun” söylendiğini ve “Bak o bakan oldu, sen demir parmaklıklar arkasından bakan.” denildiğini belirten Dişli, bu eleştirilere şu karşılığı verdi:
“Kendisine sorun bakalım, kim hapiste? Bir yanda, o gün ne yaptığı ya da yapmadığı şüpheli, şaibeli Hulusi Akar, diğer yanda ise onun iftiraları ile içeri atılan, ama her cümlesi yine onun sözleriyle doğrulanan Mehmet Dişli var. Siz hangisi olmayı tercih edersiniz? Amacım ne Hulusi Akar’ı korumak, övmek ne de amiyane tabiriyle onu gömmektir. Mazoşist değilim, Stockholm Sendromu’na da kapılmadım. Kendimi savunmaktan başka bir gayem yok. Ben yaşadıklarımı, gördüklerimi, duyduklarımı, bildiklerimi anlattım. Kimseye iftira atmadım. Siz benden onun gibi yapmamı mı istiyorsunuz? O zaman ne farkımız kalır? O gece, makam odasında yanlızken Akıncı’da, Çankaya’da, Sayın Akar’la baş başa olduğumuz zaman dilimlerinde neler konuştuğumuza dair ben de çok şey anlatabilirim. Ancak bunların hiç birinin delili, ispatı, şahidi yok. Tıpkı sayın Akar’ın hakkımdaki beyanları gibi. Merak etmeyin, Bir gün, sözlerimize değer verileceğine inanırsam, elbette söyleyecek üç beş çift sözümüz olacaktır.”
Dişli, Akar’a da şöyle seslendi:
“Bundan sonra Hulusi Akar’a son sözüm şudur; sayın komutanım, sayın Akar, ben hâlâ o ağacın altındaki yerdeyim. Siz nerdesiniz? Benim sizin evladınız için neler yaptığımı biliyorsunuz, ama siz benim evladıma bunu yaptınız. Bu sözlerimin ne manaya geldiğini bu ülkede sadece Hulusi Akar bilir. İnşallah duyar da bu dediklerimin anlamını anlar.”
Mehmet Dişli savunmasının sonunda ise darbe yargılamalarının “Yassıada yargılamalarına rahmet okuttuğunu” öne sürüp 15 Temmuz olayında Akar hangi konumdaysa, kendisinin de o konumda olması gerektiğini belirterek, delil niteliğini kaybettiği için Akar’ın ifadelerinin dosyadan çıkarılmasını ve yeniden yargılanarak tahliyesine ve beraatına karar verilmesini istedi.
AKP’Lİ ABİSİ DE DİNLEDİ
Duruşmayla ilgili önemli ve dikkat çekici bir ayrıntıyı da aktaralım:
Mehmet Dişli’nin savunmasında söz ettiği ağabeyi Şaban Dişli, AKP kurucusu. 4 dönem milletvekili seçildi, AKP Genel Başkan Yardımcılığı yaptı. Son olarak 2018-2023 arasında Türkiye’nin Hollanda Büyükelçilığı görevinde bulundu.
Ve Şaban Dişli ilk kez kardeşinin savunmasını dinlemek üzere bu duruşmaya katıldı.