İmamoğlu, 19 Mart sabahıyla ilgili soruyu ilk kez yanıtladı! 'O gün polis kapıya dayanınca...'
Ekrem İmamoğlu, tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi'nden verdiği röportajda cumhurbaşkanlığı adaylığıyla ilgili konuştu. Gündemdeki gelişmelerle ilgili değerlendirmelerde de bulunan İmamoğlu, gözaltına alındığı şafak operasyonuyla ilgili "Önceden haberi vardı" iddialarına da açıklık getirdi.
12punto
23 Mart’tan bu yana tutuklu bulunan CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Silivri Cezaevi’nden röportaj verdi.
T24 yazarı Cansu Çamlıbel’e konuşan İmamoğlu, cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin net konuştu.
“Adaylığım kesin biçimde devam etmektedir” diyen İmamoğlu, kendisinin katılamadığı, özgür bir şekilde yarışamadığı bir seçimi "Cumhurbaşkanı'nın meşruiyetinin bittiği" bir seçim olacağını kaydetti.
Diploma davasını ‘hukuk tarihinin kara lekesi’ olarak değerlendiren İmamoğlu, şunları söyledi:
"Diploma davası, hukuk tarihimizin gördüğü en büyük kara lekelerden biridir. Devlet kontenjan açıyor; belgelerimi eksiksiz ibraz ediyor ve yatay geçiş hakkı kazanıyorum. Bırakın lisansı, aynı üniversitede yüksek lisans bile yapıyorum. Bütün bunları yaparken devletin kurumlarına ve adaletine güvendim ben. 19 yaşında bir genç olarak, devletin ilanına, evraklarına ve onayına güvenmeyip kime güvenelim Allah aşkına? Biz devleti hep güvenilir bildik; vatandaşını, gencini, yaşlısını korur kollar diye öğrendik. Fakat maalesef ki bugün bir avuç muhteris, devletimizin yargısını, kurumlarını istismar ederek 35 yıllık diplomamı almaya çalışıyor. Anlaşılan o ki Cumhurbaşkanı adayı olduğunuzda, helal olan haram edilmek isteniyor. Bu kumpas, net bir kara lekedir. Yalnız benim haklarım değil, devletin yargısının ve kurumlarının şeref ve namusu, güvenilirliği de söz konusudur. Biz inşallah siyasi tarihimize ve hukukî değerlerimize bu kara lekenin sürülmesine izin vermeyeceğiz.
Adaylık meselesine gelince, ben kendi irademle değil, 15,5 milyon vatandaşımızın iradesiyle Cumhurbaşkanı adayı oldum. Yetkiyi millet verir, millet alır. Diploma davası henüz sonuçlanmamıştır. Adaylığım kesin bir biçimde devam etmektedir. Ancak sonuç ne olursa olsun Cumhuriyet Halk Partisi, milletin iktidarını kurmak için milletimize karşı üzerine düşen vazifeyi yapacaktır. Onlarla yol arkadaşlığı yapmaktan onur duyduğum Sayın Genel Başkanım Özgür Özel ve Sayın Başkan’ım Mansur Yavaş, Türkiye’nin önemli değerleri. Cumhuriyet Halk Partisi, birçok Cumhurbaşkanı adayı çıkarabilecek kalitede ve kalibrede bir partidir. İnanın bizim kim aday olacak gibi bir endişemiz yok! Fakat iktidardakilerin Anayasa'mızdaki dönem şartını nasıl aşacağını çok merak ediyorum. Eğer adaylıkta ısrar ediyorsa; 15,5 milyon insanımızın iradesine halel getirmeyecekti, sandıkta karşıma çıkmaktan korkmayacaktı.”
'400 MİLLETVEKİLİ HÜLYASINA KAPILIRLARSA, ÇOK BEKLERLER'
İmamoğlu sözlerinin devamında AKP’nin 400 milletvekili hedefiyle ilgili de dikkat çekici açıklamalarda bulundu.
“400 milletvekili hülyasına kapılırlarsa, çok beklerler. Milletin önüne referandum sandığının koyulacağı günü heyecanla ve hevesle beklediğimizi bilsinler. Ekrem İmamoğlu’nun katılamadığı, özgür bir şekilde yarışamadığı bir seçim, Cumhurbaşkanı’nın meşruiyetinin bittiği bir seçim olur. On milyonların, Ekrem İmamoğlu yerine adaylaştığı bir seçime dönüşür.
***
"2023 seçimlerinde alınan sonuç üzerine, partimden ve yakın çalışma ekibimden arkadaşlarımla beraber işlerin eskisi gibi yürümesine seyirci kalmamaya ve hızla bir sonraki seçimler için kapsamlı bir hazırlık yapmaya karar verdik. Bu çerçevede, bir yandan partimizi 2028 seçimlerine hazırlamak için adımlar attık, bir yandan da Türkiye’nin bütün temel sorunlarının röntgenini çekip, bu sorunları çözüme kavuşturmak için politika önerileri geliştirmeye başladık. Partide attığımız adımların sonucunu biliyorsunuz: Yönetim değişikliğinin ardından 2024 yerel seçimlerinde açık ara birinci parti olduk ve güvenilir bütün kamuoyu yoklamalarına göre birinci parti olmaya devam ediyoruz. Türkiye’nin nasıl yönetilmesi gerektiğine ilişkin çalışmamızsa 2023 seçimlerinden hemen sonra başladı. Yüzlerce uzman ve akademisyenle bir araya gelerek Türkiye’nin sorunlarına kalıcı çözümler getirecek öneri ve projeler geliştirdik. Çalışmalarımız Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi çatısı altında devam ediyor. Demek istediğim, 2023’ten beri çalışıyoruz. Türkiye’nin sorunlarını, nasıl yönetilmesi gerektiğini biliyoruz. Türkiye’yi yönetmeye hazırız. Sadece seçimleri bekliyoruz.
İktidara geldiğimiz ilk günden itibaren tabii ki iktidarın en çok mağdur ettiklerini, özellikle dar gelirlileri, emeklileri, gençleri ve kadınları biraz olsun rahatlatacak adımları atacağız. Ancak herkesin şundan emin olmasını isterim; Türkiye’nin zamanını, sorunlarımıza yalnızca pansuman yapmak için değil, kalıcı biçimde çözmek için harcayacağız. Sorunuza bu açıdan cevap verecek olursam, acilen ele almamız gereken, köklü reformlar yaparak kalıcı çözümler geliştirmemiz gereken alanların ilk üçüne adaleti, ekonomiyi ve eğitimi koyarım.
Bu çerçevede, iktidara geldiğimiz ilk günden, hatta ilk saatten itibaren, bu ülkede adaleti yeniden tesis etmek, yargımızı yeniden bağımsız ve tarafsız kılmak için harekete geçeceğiz. İktidara geldiğimiz ilk gün, yapacağım ilk konuşmada, hâkim ve savcılarımıza seslenip, şunları söyleyeceğim: “Hukuk devletine, hukukun üstünlüğüne sahip çıkıyoruz. Kararlarınızı alırken, kanunlardan ve vicdanınızdan başka bir referansınız olmasın!” Konuşmakla kalmayacağız elbette. Yargıyı bağımsız, adaleti erişilebilir kılmak için HSK’nın yapısını değiştirecek, davalar devam ederken hâkim ve savcıların görev yerlerinin değiştirilmesine son vereceğiz.
Ülkemizin en derin problemi yoksulluktur. Milletimizin hiçbir ferdi açlık sınırı altında yaşamayı hak etmiyor. Yine iktidara geldiğimiz ilk günden itibaren, emeklilerimizin, asgari ücretlilerimizin ve hiçbir ailenin açlık sınırı altında kalmayacağı bir vatandaşlık geliri programını oluşturmak için çalışmaya başlayacağız.
Yine iktidara geldiğimiz ilk günden itibaren sanayiyi yeniden refahın, istihdamın ve kalkınmanın omurgası yapmak, üretim ekonomisini canlandırmak için çalışacağız. Üretimi sadece canlandırmak için değil, yenilikçi kılmak için de gayret edeceğiz. Başta sanayi olmak üzere ekonominin bütün sektörlerini yenilikçi, verimli ve sürdürülebilir kılmak için Bilim, Teknoloji ve Yenilik Başkanlığı’nı, Türkiye Ulusal Kalkınma Fonu’nu ve Türkiye Atılım Ofisi’ni kuracağız.
Bugün herkes şunu kabul ediyor; dünyanın mevcut durumunda bilgi olmadan, bilim olmadan ülkeler, devletler güçlü ve dayanıklı olamıyor. Buradan hareketle iktidara gelir gelmez el atacağımız alanların ilk sırasında eğitim olacak. Eğitimde vaadimiz şu: Türkiye’nin her yerinde nitelikli eğitimi parasız, parasız eğitimi nitelikli yapacak, çocuklarımıza kaliteli, parasız ve bilginin yanında beceri kazandıran bir eğitim vereceğiz. Eğitimi ideolojik kavga sahası olarak görmeyeceğiz. Devlet okullarını yeniden ülkenin en iyi okulları yapacağız."
OPERASYONDAN ÖNCEDEN HABERİ VAR MIYDI?
İmamoğlu, hakkında yürütülen soruşturma kapsamında dile getirilen “operasyondan önceden haberdar olunduğu” iddialarını kesin bir dille reddetti. İktidarın kendisine yönelik baskı ve yargı hamlelerinin uzun süredir devam ettiğini vurgulayan İmamoğlu, buna rağmen bir büyükşehir belediye başkanının evine şafak vakti operasyon düzenleneceğini kimsenin öngöremeyeceğini söyledi.
Operasyon sabahı çekilen videonun da önceden planlanmadığını belirten İmamoğlu, o an milletle konuşma ihtiyacı duyduğunu, siyaseti her koşulda halkla birlikte yapmayı ilke edindiğini ve kendisini milletin vicdanına emanet ederek evinden ayrıldığını ifade etti.
İmamoğlu şu ifadeleri kullandı:
"İktidarın bize yönelik saldırıları, hukuk eliyle kurmaya çalıştığı engeller, seçildiğimiz ilk gün başladı. Önce billboardlar asarak kazanamadıkları seçimi kazanmış gibi gösteren, sonra da aynı zarfa atılan dört oy pusulasından ne hikmetse sadece birinin geçersiz sayılmasıyla seçimi iptal eden bir iktidar aklıyla karşı karşıya kaldık.
Sonrasında davalar, siyasi yasak getirme çabaları… Hangi birini sayayım? O yüzden tabii ki özellikle de ön seçim kampanyasına başlamamızla birlikte saldırıların dozunun artacağıyla ilgili değerlendirmelerimiz oldu. Ancak Türkiye gibi köklü bir devlet geleneği, güçlü bir siyaset tecrübesi olan bir ülkede, daha bir yıl önce büyük bir teveccühle seçimleri açık ara kazanan bir büyükşehir belediye başkanının evine şafak vakti, yüzlerce polis eşliğinde bir operasyon yapılacağını kimse düşünmez veya öngörmezdi. Oraya gelen polis kardeşlerimin yüzünde de o şaşkınlık ve mahcubiyeti de gördüm. O sabahı eşim Dilek de anlattı. Onun gözlerindeki hüzne, sesindeki kırılmaya bakarsanız yaşadığımız duyguyu anlamanız mümkün. Bu yönüyle önceden alınmış bir karar olmadığını söyleyeyim. Güzel ülkemize, milletimize yaşatılmaması gereken bir manzaraydı. Bir kez daha vurgulayayım. Bunu yapanlar milletin vicdanında mahkûm oldu. Hep öyle kalacaklar!
Ben kırılma anlarında hep milletimle konuşmayı tercih eden bir siyasetçiyim. 2019 seçimlerini iptal ettiklerinde de, 2023 seçimlerini kaybettiğimiz gecenin sabahında da ilk işim milletimle konuşmak oldu. Demokrasi tarihimize kara leke gibi geçecek o sabah da videoyu o an çekmeye karar verdim. Ben siyaseti hep milletle beraber yapmayı ilke edindim kendime. Milletten başka bir yere sırtımı yaslamadım. O gün de polis kapıya dayanınca milletimle dertleşmeden gitmek istemedim. Onların iradesini temsilen bir kamu görevi ifa ediyordum ve bir başka göreve de adaylığımı koymuştum. Dolayısıyla kendimi en güvenilir yere, milletin vicdanına emanet edip öyle ayrıldım evimden. Güvenmekte ne kadar haklı olduğumu da gördüm. Hepsinin sevgisine, desteğine, adalete, demokrasiye bu ülkeye sahip çıkışına müteşekkirim."