Işıl Öykü Dinç’in ailesinin sesini duyun: 'Kot pantolonu parçalanmış, yerde çok fazla kan varmış'

Pendik’te 14 yaşındaki Işıl Öykü Dinç’in bir otomobilin çarpması sonucu yaşamını yitirmesine ilişkin davada iki görgü tanığı, aracı bir kadının kullandığını ve kazanın ardından sürücü değişikliği yapıldığını söyledi. Işıl’ın anne ve babası Özlem ve Yunus Dinç, tanık ifadelerine rağmen Ayten Ballı hakkında suç duyurusunda bulunulmamasına tepki gösterdi.

Sinem Nazlı Demir

Sinem Nazlı Demir - 12punto.com.tr

Işıl Öykü Dinç, 18 Mayıs 2025’te İstanbul’un Pendik ilçesindeki Kaynarca Mahallesi Erol Kaya Caddesi’nde yolun karşısına geçmeye çalışırken 34 KAB 356 plakalı otomobilin çarpması sonucu yaşamını yitirdi. Kaza tutanağına aracın sürücüsü olarak özel bir hastanede yoğun bakım hemşiresi olan Ömer Faruk Ballı’nın adı yazıldı. Ballı, 19 Mayıs’ta tutuklandı; 21 Mayıs’ta ise yurt dışına çıkış yasağı ve haftada üç gün imza verme şartıyla tahliye edildi. Hakkında “taksirle ölüme neden olma” suçundan iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

Olay yerindeki MOBESE ve çevredeki güvenlik kameralarının görüntülerine ulaşılamaması, kiralık aracın GPS kayıtlarının dosyaya getirtilmemesi ve dokuz saniyelik bir motosiklet kamerası görüntüsünün dosyaya sonradan girmesi, soruşturmanın başından itibaren ailenin itiraz ettiği noktalar arasında yer aldı.

RAPORLAR BİRBİRİYLE ÇELİŞTİ

Davanın ilk duruşması 21 Kasım 2025’te İstanbul Anadolu 56. Asliye Ceza Mahkemesinde görüldü. Ballı, yaklaşık 50 kilometre hızla ilerlediğini ve aracın sağ tarafındaki kör noktada bir ses duyduktan sonra durduğunu savundu. Ayrıca Ömer Faruk ve Ayten Ballı çifti; manevra yapmadıklarını, frene basmadıklarını, 112’yi aramadıklarını, yoğun bakım hemşireleri olmalarına rağmen Işıl’a müdahale etmediklerini, olay yerine gelen polis ekiplerine yoğun bakım hemşiresi/sağlık çalışanı olduklarını söylemediklerini itiraf ettiler. Işıl’ın olay sırasında yanında bulunan arkadaşı ise ilk ifadesindeki bazı cümlelerin kendisine ait olmadığını, trafik ışığının rengini görmediğini ve polisin baskısına maruz kaldığını söyledi. Duruşma 23 Aralık’a ertelendi.

İkinci duruşmada olay yerinde bulunan üç tanık dinlendi. Tanıklar aracın çok hızlı olduğunu, çarpmanın ardından çevredekilerin doktor veya hemşire aradığını anlattı. Yoğun bakım hemşireleri olan Ömer Faruk ve Ayten Ballı’nın vatandaş ve polislerin ‘doktor yok mu, hemşire yok mu’ seslenmelerine cevap vermediklerini, Işıl’a müdahale etmediklerini anlattı.

Dinç ailesinin hazırlattığı bağımsız bilirkişi raporunda aracın saatte en az 94,40 kilometre hızla ilerlediği, sürücünün fren yapmadığı, kaçınma manevrasında bulunmadığı ve kırmızı ışıkta geçtiği değerlendirildi. Polis tutanağında Işıl’ın yaya geçidinin yaklaşık 14 metre ilerisinden yola çıktığı yazılırken raporda, görüntülerin Işıl’ın yaya geçidi bölgesinden geçtiğini gösterdiği belirtildi.

Adli Tıp Kurumu raporunda ise Işıl asli kusurlu, sanık sürücü kusursuz bulundu. Ailenin itirazı üzerine mahkeme dosyayı Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi Genişletilmiş Üst Kuruluna göndererek yeniden rapor hazırlanmasını istedi.

BEŞ TANIK “DİREKSİYONDA AYTEN BALLI VARDI” DEDİ

Temmuz 2026’da aileye ulaşan beş görgü tanığı, çarpma sırasında aracı Ömer Faruk Ballı’nın değil, yanında bulunan Ayten Ballı’nın kullandığını ve ikilinin kazadan sonra yer değiştirdiğini ileri sürdü. Olay günü tanık sıfatıyla ifade veren Ayten Ballı ise otomobili Ömer Faruk Ballı’nın kullandığını, kendisinin yolcu koltuğunda bulunduğunu söylemişti.

Davanın dördüncü duruşması 11 Eylül 2026’da görüldü. Bu duruşmada dinlenen iki görgü tanığı, otomobili bir kadının kullandığını ve olayın ardından araçta yer değiştirildiğini anlattı. Mahkeme, Ömer Faruk Ballı hakkındaki adli kontrol tedbirlerinin devamına ve Adli Tıp Kurumundan beklenen raporun dosyaya ulaşmasının beklenmesine karar vererek duruşmayı 27 Kasım’a erteledi.

BABA YUNUS DİNÇ: “SÜRÜCÜ DEĞİŞİKLİĞİNİ SANİYE SANİYE ANLATTILAR”

Duruşmanın ardından konuştuğumuz Işıl’ın babası Yunus Dinç, iki görgü tanığının sürücünün kadın olduğunu, olayın hemen ardından nasıl yer değiştirildiğini saniye saniye anlattığını söyledi. Tanıkların ayrıca aracın kırmızı ışıkta geçtiğini ve çok hızlı olduğunu belirttiğini aktaran Dinç, “Bu tanıklar gerçekte yaşananları doğrulamış oldular” dedi.

İlk görgü tanığının yan yoldan Tuzla yönüne dönmek için bekleyen bir aracın sürücüsü olduğunu belirten Dinç, tanığın otomobilin Işıl’a çarptığını gördüğünü söyledi. Tanığın anlatımına göre Ömer Faruk Ballı yolcu kapısından indi, sürücü kapısını açarak Ayten Ballı’yı sürücü koltuğundan indirdi ve ona “Sakin ol, ben halledeceğim” benzeri bir söz söyledi. Ayten Ballı ise ağlayarak “Benim suçum yok, kız bir anda yola fırladı” dedi. Tanık, çarpma anında çok büyük bir gürültü koptuğunu da anlattı.

Dinç, ikinci tanığın da kadının “Ben suçsuzum” diye bağırdığını ve aracın çok hızlı olduğunu söylediğini belirtti. İki tanığın ifadelerinin birbirini tamamladığını vurguladı.

Ömer Faruk Ballı’nın tanıkları yalan söylemekle suçladığını aktaran Dinç, Ballı’nın sürücünün kendisi olduğunu savunarak “Ben kıza çarpmadım, kız arabama çarptı ve arabama hasar verdi” dediğini söyledi. Ballı’nın eşinin suçunu üstlendiğini savunan Dinç, bu ifadeye tepki gösterdi:

“Tanıkların ifadelerinin ardından söz istedi. ‘Işıl arabama çarptı ve arabama hasar verdi’ gibi ahlaksızca bir cümle kurdu. Sanığın avukatı ise tanıkların ifadelerinde hiçbir açık bulamayınca, ‘Bu tanıklar 16 ay sonra nereden çıktı?’ diye sordu.”

“TANIK İFADELERİNE RAĞMEN SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULMADI”

Tanıkların beyanlarına rağmen Ayten Ballı hakkında suç duyurusunda bulunulmadığını söyleyen baba Dinç, hâkimin Adli Tıp Kurumundan gelecek hız raporunu bekleyeceğini belirttiğini aktardı.

“Kavşaklarda hız sınırının 30 kilometre olması gerekirken kızıma en az 94 kilometre hızla çarpıp onu öldürüyorlar; ardından utanmadan kızımda suç buluyorlar” diyen Dinç, Ömer Faruk ve Ayten Ballı’nın sağlık çalışanı olmalarına rağmen 112’yi aramadıklarını ve kızının nabzını kontrol etmediklerini söyledi.

Dosyanın artık “olası kast” kapsamında ele alınmasını isteyen Dinç, şöyle konuştu:

“Kendi çarptığınız kızımın 18 dakika boyunca ölümünü izliyorsanız bu, sizi katil yapar. Bu dosya bir cinayet dosyasıdır. Bütün kanıtlar da bu yöndedir. Kendilerinin lehine tek bir tanık veya kanıt yoktur. İndirimsiz ceza almalarını istiyoruz.”

ANNE ÖZLEM DİNÇ: “BİZ BUNLARI DİNLEMEK ZORUNDA KALDIK”

Işıl’ın annesi Özlem Dinç ise ikinci görgü tanığının duruşmada olayın sonuçlarına ilişkin daha fazla ayrıntı verdiğini anlattı. Dinç’in aktarımına göre Ömer Faruk Ballı “Ben normal hızımda gidiyordum” dedi. Tanık ise aracın çok hızlı olduğunu ve Işıl’ın yolda uzun süre sürüklendiğini belirterek, “Kot pantolonu parçalanmıştı, üzerinde hiçbir şey kalmamıştı. Yerde çok fazla kan ve et parçaları vardı” ifadelerini kullandı.

Özlem Dinç, “Biz anne ve baba olarak bunları dinlemek zorunda kaldık. Ben neden mahkemede kızımın etlerinin yolda kaldığını duymak zorundayım?” diye sordu. Olayın hemen ardından kaza anını gören kişilerin anlatımlarının da aynı yönde olduğunu söyleyen Dinç, son duruşmada dinlenen iki tanığın birbirini tamamlayacak şekilde konuştuğunu belirtti.

“DOKUZ SANİYELİK GÖRÜNTÜNÜN GERİSİ NEREDE?”

Olay yerindeki hiçbir dükkânın veya otelin kamera kayıtlarına ulaşamadıklarını belirten Özlem Dinç, bölgede bir MOBESE direği bulunduğunu hatırlattı. Dosyaya giren dokuz saniyelik motosiklet kamerası kaydına ilişkin de şu soruları yöneltti:

“Dokuz saniyelik videonun geri kalanı nerede? Bu video neden bütünüyle alınmadı? Olayı gören motosikletin plakası neden tespit edilmedi?”

Karşı tarafta hiçbir üzüntü emaresi görmediklerini söyleyen Dinç, tanığın Işıl’ın bedenine ilişkin ayrıntıları anlatması üzerine eşiyle birlikte sinir krizi geçirerek ağlamaya başladıklarını aktardı.

Ayten Ballı hakkında suç duyurusunda bulunulmamasına tepki gösteren anne Dinç, “Taksirle ölüme neden olma dosyası bir buçuk yıl sürer mi? Benim kızımın bu ülkede hiçbir değeri yok mu?” diye sordu.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının dosyaya müdahil olmasına rağmen 11 Eylül’deki duruşmaya katılmadığını belirten Dinç, “Neden gelmediler?” diyerek Bakanlığın duruşmalarda bulunmamasına tepki gösterdi.

BİR SONRAKİ DURUŞMA 27 KASIM’DA

Davanın artık sonuca ulaşmasını istediklerini belirten Özlem Dinç, “Bir sonraki duruşmada sanık koltuğunda gerçek kişinin oturduğunu görmek istiyoruz” dedi.

Işıl Öykü Dinç’in ölümüne ilişkin davanın bir sonraki duruşması, 27 Kasım 2026 Cuma günü İstanbul Anadolu 56. Asliye Ceza Mahkemesinde görülecek. Dinç ailesi, gerçek sürücünün belirlenmesi ve tüm sorumluların yargılanması talebiyle kamuoyunu duruşmayı takip etmeye ve Işıl için yürüttükleri adalet mücadelesine destek vermeye çağırıyor.