KDK meydan okuyor: ‘Sermaye sınıfı doğrudan sorumlu’
İstanbul’da katledilen Semiha Deniz için Kadın Dayanışma Komiteleri (KDK) okul önünde eylem düzenledi. Kadın cinayetlerinin artan oranıyla mücadele çağrısı yapan KDK, toplumsal çürümeye karşı örgütlü mücadelenin önemini vurguladı.
12punto
12punto.com.tr
Cenk BAŞBOĞAOĞLU
İstanbul'un Kocamustafapaşa Mahallesi'nde Vedide Baha Pars Ortaokulu önünde çocuğunu okuldan almak için bekleyen Semiha Deniz, hakkında uzaklaştırma kararı aldırdığı ve boşanma aşamasında olduğu Emrah Deniz tarafından katledildi. Kadın Dayanışma Komiteleri (KDK), dün akşam Semiha Deniz'in katledildiği okulun önünde eylem düzenledi.
‘BAŞKA ÇAREMİZ YOK’
KDK, Vedide Baha Pars Ortaokulu önünde yaptığı açıklamada kadın cinayetlerinin çürüyen düzenden bağımsız düşünülemeyeceğini belirtirken failleri aklayan mekanizmalara ve gericiliğe karşı tavrını, "Bitmek bilmeyen sömürü, yoksulluk, eşitsizlik ve şiddetle karşı karşıya, bizi çepeçevre saran bir karanlıkta yaşam mücadelesi veriyoruz. Canımız yanıyor, artık sesimizi hiç olmadığı kadar yükseltmek zorundayız. Başka çaremiz yok. Kadına yönelik şiddet her geçen gün artmaya devam ediyor çünkü sömürü derinleşiyor, yoksulluk artıyor. Suçluyu üç beş kişi olarak gösterenlere hatta çoğu zaman onları da aklayanlara, şiddeti fiziksel şiddete sıkıştırıp canının derdine düşmüş kadınların gerçek failleri görmesini engellemeye çalışanlara pabuç bırakamayız. Kadınların yaşam hakkı ellerinden alınırken, çocuklar hayattan koparılırken hâlâ verdiği ‘yardımları’ reklam edenlere; çocuk yaşta evliliğe, istismara, kadının toplumsal hayattan koparılmasına yol açan gerici düzene ve toplumsal hayatı ele geçiren tarikatlara; kaç çocuk doğuracağımıza, nasıl doğum yapacağımıza, ne giyeceğimize, saat kaça kadar dışarıda olacağımıza karar verme cüreti gösteren siyasi iktidara; 'orada ne işi vardı, çocuğun rızası vardı, eşini suça teşvik etti' bahaneleriyle faillere ceza indirimlerini normalleştiren hukuki düzene; eşit işe eşit ücret vermeyen, kadını iş hayatına 1-0 mağlup başlatan, hele de kadının çocuğu varsa bunu daha fazla sömürme aracı olarak gören, hakkımızı gasbeden, mobbinge maruz bırakan, kanımızı emerek büyüyen patronlara, holdinglere karşı, yutkunmuyoruz, haykırıyoruz.
Kadınları güçsüz ve zayıf gören, ‘istediğimizi yaparız nasılsa sesleri çıkmaz’ diye düşünenlere sesleniyoruz, hepinizden hesap soracağız. Hayatımızı çalan bu karanlık, katil düzeni yıkalım ki tek bir kadın daha ölmesin. Arkama değil önüme bakmak istiyorum, güvenli bir ülkede, güvenli sokaklarda yaşamak istiyorum diyorsan; şiddetin, sömürünün, kadın cinayetlerinin hesabı sorulsun istiyorsan; tarikat ve aşiret düzeni, patronların kan emiciliği son bulsun, laik, eşit ve özgür bir ülkede yaşayalım diyorsan; ne giyeceğime, saat kaçta dışarda olacağıma, nasıl doğuracağıma kendim karar veririm diyorsan, tek çıkış yolu var. Birlikte mücadele etmek ve bu düzenden hesap sormak zorundayız. Yalnız, çaresiz, güçsüz değiliz!" şeklinde beyan etti.
‘DAYANIŞMAYI BÜYÜTMELİ’
KDK Temsilcisi Nurhak Şenol, konu hakkında 12punto’ya konuştu. Artan cinayetler ve ‘kadın düşmanlığı’ karşısında kadınların neler yapabileceği hakkında Şenol, “Kadın cinayetlerini tek tek suçluların işlediği olaylar gibi anlatmak büyük bir yanılsama yaratıyor. Bugün kadınların karşı karşıya kaldığı şiddet, yoksulluk ve güvencesizlik bu düzenin ürettiği sonuçlar. Kadınları ucuz işgücü olarak kullanan, onları eve mahkûm etmeye çalışan, gericiliği topluma dayatan bu düzen aynı zamanda kadınların hayatını da değersizleştiriyor.
Kadın Dayanışma Komiteleri olarak bizim söylediğimiz şey çok açık: kadınların güvencesi yalnızca bireysel önlemler değil, örgütlü mücadeledir. Kadınlar işyerlerinde, mahallelerinde, okullarında yan yana gelmeli, dayanışmayı büyütmeli ve hayatlarını değersizleştiren bu düzene karşı birlikte mücadele etmelidir.
Ama aynı zamanda bizler bu cinayetlerin sorumlularına da açıkça ‘suçlusunuz’ diyoruz. Kadınların yaşam hakkını korumak devletin ve yetkililerin görevidir. Bu görev yerine getirilmediğinde, kadınları korumayan ve şiddeti önlemeyen politikalar sürdürüldüğünde bunun siyasi sorumluluğu vardır. Bizler yalnızca yas tutmuyor; kadınları korumayan yetkililere açıkça ‘suçlusunuz, hesap verin’ diyoruz.
Kadınların gerçekten özgür ve güvende yaşayabileceği bir ülke, kadınların emeğinin sömürülmediği, gericiliğin hayatlarımızı belirlemediği bir düzen kurulduğunda mümkün olacaktır.” dedi.
‘TOPLUMSAL ÇÜRÜMENİN AÇIK BİR GÖSTERGESİ’
Son dönemlerde kadın cinayetlerin artışının yanı sıra işlenme şekillerinin caniliğine de dikkat çeken Şenol, “Kadın cinayetlerinin giderek daha vahşi biçimler alması toplumsal çürümenin açık bir göstergesi. Aynı zamanda toplumsal değerlerin aşındırıldığı, şiddetin normalleştirildiği ve kadınların yaşamının değersizleştirildiği bir ortam yaratıldığında bu suçların biçimi de ağırlaşıyor.
Bugün bir yandan kadınlara ‘kutsal aile’ dayatması yapılırken, diğer yandan kadın emeği en güvencesiz koşullarda sömürülüyor. Bu tabloyu yaratanlar patronlardan tarikatlara, siyasal iktidardan bu düzeni sürdüren bütün güçlere kadar aynı yerde duruyor. İnsan hayatını değersiz gören bu düzen sürdükçe kadın cinayetlerini yalnızca cezai önlemlerle durdurmak mümkün değildir.
Yaşamlarımızı gerçekten korumak istiyorsak bu karanlığın kaynağını, yani kadınları hem sömüren hem baskı altında tutan düzeni hedef almak zorundayız.” şeklinde konuştu.
‘SERMAYE SINIFI DOĞRUDAN SORUMLU’
KDK, 8 Mart’a doğru bu duruma karşı tavrını, “Kadın Dayanışma Komiteleri bu 8 Mart’a çok net bir yerden bakıyor: yaşadığımız karanlığın sorumlularını işaret etmek. Kadınların hayatını zorlaştıran yoksulluğun, güvencesizliğin, gericiliğin ve şiddetin kaynağı bu düzen. Bu nedenle 8 Mart’ı yalnızca sembolik bir gün olarak değil, bu düzenle hesaplaşma çağrısı olarak görüyoruz.
Bu yüzden kadınları yalnızca ‘daha iyi yasalar’ ya da ‘küçük iyileştirmeler’ talep etmeye değil, hayatlarını belirleyen bu düzeni sorgulamaya ve değiştirme mücadelesine çağırıyoruz. Bizlerin gerçekten nefes alabileceği bir ülke ancak eşitliğin, laikliğin ve emeğin değer gördüğü bir toplumsal düzen kurulduğunda mümkün olacaktır.
Kadın Dayanışma Komiteleri bu yıl 8 Mart’a giderken eylemini TÜSİAD önünde gerçekleştirecek. Bunun nedeni çok açık: Kadınların yaşadığı yoksulluk, güvencesizlik ve eşitsizlik yalnızca kültürel ya da bireysel sorunlar değil; sermaye düzeninin ürettiği sonuçlardır.
Bugün kadınlar en güvencesiz işlerde çalıştırılıyor, en düşük ücretleri alıyor, kriz dönemlerinde ilk işten çıkarılanlar oluyor. Bu tablo tesadüf değil; sermayenin kârını büyüten ekonomik düzenin bir sonucu.
Bu yüzden Kadın Dayanışma Komiteleri 8 Mart’ta yalnızca kadın cinayetlerine ya da şiddete değil, kadınların hayatını belirleyen bu sömürü düzenine de işaret edecek. TÜSİAD önünde olmak tam da bu nedenle anlamlı: çünkü kadın emeğinin sömürülmesinden, güvencesiz çalıştırılmasından ve yoksulluğun derinleşmesinden sermaye sınıfı doğrudan sorumlu.” şeklinde vurguladı.