'Komünistliğin Ne Lüzumu Var?’ İstanbul’da okurlarla buluştu: ‘İnsanlığın geleceğinde sosyalizm dışında bir çıkış yok’

Gazeteci-yazar Barış Terkoğlu ile TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan’ın kapitalizmin çıkmazlarını ve sosyalizm arayışını ele aldığı söyleşi kitabı “Komünistliğin Ne Lüzumu Var?”, İstanbul’da düzenlenen ilk imza ve söyleşi etkinliğiyle okurlarla buluştu. Etkinlikte Okuyan, “İnsanlığın geleceğinde sosyalizm dışında, komünizm dışında hiçbir şey kalmadı” dedi.

12punto

Gazeteci-yazar Barış Terkoğlu’nun hazırladığı ve Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan’ın yanıtlarından oluşan  “Kemal Okuyan ile Söyleşi: Komünistliğin Ne Lüzumu Var?” kitabının ilk imza ve söyleşi etkinliği İstanbul Üsküdar Bağlarbaşı Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlendi.

Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından basılan kitabın “Eskiyen bu düzenin yerini ne alacak?” sorusundan hareketle düzenlenen buluşmasında günümüz dünyasının sorunları, kapitalizmin tıkanıklığı ve sosyalizm arayışı ele alındı. 

TERKOĞLU KİTABIN DOĞUŞUNU ANLATTI: NE LÜZUMU VAR?

Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Barış Terkoğlu, söyleşi kitabının ortaya çıkış sürecini mizahi bir dille anlatarak sözlerine başladı. Hazırlık sürecindeki rolünü mütevazı bir şekilde tarif eden Terkoğlu, şu ifadeleri kullandı:

"Çoğu zaman kitapların birinci ya da Barış Pehlivan'ı da sayarsam en iyi yardımcı erkek oyuncusu bendim. Ama bu kitap çoğunlukla senin cevaplarından oluşmuş bir kitap, senin emeğin çok. Ben o yüzden kendimi nasıl hissettiğimi şöyle anlatayım: Biz Anzer'e bal almaya gittik. Öğrenci bütçesiyle ballar çok pahalıydı, bir tanesi çok ucuzdu. 'Bu neden ucuz?' dedim, 'Bu Anzer yaylasının hemen yanındaki yaylanın balı, aynı arılar oraya da gidiyorlar' dediler. O yüzden ben bu kitapta hemen yandaki yayla rolünü oynayacağım. Asıl bal sensin, asıl arı sensin, asıl çalışan sensin.Kitabın hikayesi Kemal'in cevaplarından ve benim sorularımdan oluşuyor"

Kitabın isminin tarihsel kaynağına da değinen Terkoğlu, eski Ankara Valisi Nevzat Tandoğan'a atfedilen söze gönderme yaptıklarını belirterek konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Yıllar önce meşhur vali Nevzat Tandoğan bir gün o dönemin komünistlerine seslendiğinde 'Bu ülkeye bir gün komünizm lazımsa onu da biz getiririz, size ne oluyor?' diye kızıyor. Biz de oradan alarak 'Komünistliğin ne lüzumu var?' diye soralım dedik ve kitabın adı da buradan çıktı."

‘YOKSULLAŞMA VE ‘TOPLATILAN SÜT’ HABERİ: ARKADAKİ DÜZENİ KONUŞALIM DİYE BEN KEMAL'E BU SORULARI SORDUM’

Söyleşideki soruların ortaya çıkış sürecini aktaran Terkoğlu çarpıcı bir örnek paylaştı. Barış Terkoğlu, “ucuz” market zincirlerinde satılan ve içine su katıldığı gerekçesiyle toplatılan süt haberinden hareketle Türkiye'deki sermaye ilişkileri ve yoksullaşmanın arkaplanını anlatmak amacıyla yola çıktığını şu sözlerle anlattı:

"Birşah süt için bu kitabı yazdım. İçine su katıldığı için yüksek oranda Birşah sütler toplatıldı. Türkiye'de son dönemde insanların %70 oranında bu ucuz market markası sütleri almaya başladığı görülüyor. Memnun musunuz diye sorulduğunda sadece %20'si memnun olduğunu söylüyor. Derin yoksulluk düzeni insanlara istemediği, kalitesiz ürünleri içiriyor. Bir tarafta dini duyarlılığı kullanan, diğer tarafta piyasayı elinde tutan aynı sermaye organizasyonu var. Aynı fabrikada üretilen Danone boykot edilirken A101 markası olan Birşah Süt alınıyor. Birşah sütü alıp çevirin, Danone ile üretim adreslerine bakın; ili aynı, ilçesi aynı, sokağı aynı, numarası da aynı. Biz yeniden arkadaki düzeni konuşalım diye ben Kemal'e bu soruları sordum."

‘SOL İNSANLIĞIN KURUCU DEĞERLERİYLE YENİDEN BARIŞSIN DİYE SORDUM’

Terkoğlu, sol düşünceye dair yaklaşımını şu sözlerle dile getirdi:

"Solcu olmak artık çok da bir şey ifade etmiyor kendi başına. Benim kafamda kurduğum üç aşamalı bir şablon var: Birincisi, siz eğer paylaşım ilişkilerini yoksullara dağıtmaya çalışırsanız bana göre solcusunuz. İkincisi, biz iktidarları gökyüzünden yeryüzüne indirdik; halka dayalı cumhuriyetçiyiz, anayasacıyız, yasaya ve hukuka dayalı sistemlere inanırız. Üçüncüsü de sol dünyayı akılla, bilimle, rasyonaliteyle açıklar. Sol insanlığın kurucu değerleriyle yeniden barışsın diye bu soruları sordum. Solculuk dünyayı değiştirmiyorsa ve bunu iktidar eliyle yapmaya çalışıyorsa sadece yoga gibi, pilates gibi bir şeydir. Hayatın içinde olabilmesi için dünyayı değiştirmesi ve iktidar olmaya çalışması lazım."

OKUYAN’DAN TERKOĞLU’NA GAZETECİLİK SORUSU: ‘SIKILMADIN MI?’

Kitabın ortak bir emek ürünü olduğunu belirten TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan ise gazetecilik ve söyleşi kitabının kurgusuna dair şu değerlendirmede bulundu:

"Gazeteci hep aslında olayın gerisindeki kişidir. Olayın önüne geçiyorsa gazeteci değildir. Ama bizim bu söyleşi kitaplarında bu iş ortaktır. Çünkü sorulara yanıt veren benim ama orada bir kurgu var. O sorular neden bir türlü formüle edildi de başka bir türlü formüle edilmedi? O bir ortak emek ürünü."

Kendisinin de daha önce gazetecilik yaptığını ve mesleğin dinamiklerini iyi bildiğini ifade eden Okuyan, Barış Terkoğlu ile olan arkadaşlıklarında gazetecilik hukuku ile dostluk hukukunu hiçbir zaman karıştırmadıklarını vurguladı. Türkiye’deki gazetecilik pratiğine değinen Okuyan, Terkoğlu’na şu soruyu yöneltti:

"Gazetecilik Türkiye'de çok sıkıcı bir meslek haline geldi bana göre. Yani tekrar ediyor kendisini sürekli. Sürekli mahkeme dosyalarıyla uğraşıyorsunuz, yargı dosyalarıyla uğraşıyorsunuz, işte yolsuzluk dosyaları. Hatta bir ara ben sana da söyledim; ben sizin kitapları hep aynı kitabı okuyormuşum gibi gelmeye başladı. Sıkılmadın mı Barış?"

'GAZETECİLİK DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEK İSTEYEN HERKESİN İKİNCİ MESLEĞİDİR'

Kemal Okuyan’ın sorusuna yanıt veren Barış Terkoğlu, gazeteciliğin insanlığın ve toplumun dönüşüm sürecindeki tarihsel rolüne dikkat çekti. Gazeteciliği dünyayı değiştirmek isteyenlerin ortak bir aracı olarak tanımlayan Terkoğlu şu ifadeleri kullandı:

"Gazetecilik dünyayı değiştirmek isteyen herkesin ikinci mesleğidir desem herhalde doğru olur. Mesela Marksist literatürden baktığınız zaman Marx bir gazeteciydi literatürde. Lenin işe başladığında 'Bütün Rusya'ya sesimizi duyuracak, bütün Rusya'yı birleştirecek bir gazete çıkarmamız lazım' diye başladı. Mustafa Kemal Anadolu Ajansı'nı 1920'de neredeyse Kurtuluş Savaşı'yla birlikte 'Bütün Anadolu'ya seslenecek bir şeye ihtiyacımız var' diye başladı. Doğal olarak gazetecilik ister Nâzım Hikmet ister Uğur Mumcu kim olursak olalım ikinci mesleği gazeteciliktir. Çünkü gazetecilik insana dünyayı değiştirebilmek için, dünyaya dair söz söyleyebilmek için ve insanları o sözün etraflarında duruşturmak için müthiş bir fırsat veren bir iştir."

'EKSİK OLAN TARAF GÜÇLÜ TOPLUMSAL HAREKETLERİN OLMAMASI'

Gazeteciliğin tek başına dünyayı değiştirmeye yetmediğini ifade eden Terkoğlu, Türkiye'de mesleğin sıkıcı bir hal almasının arka planındaki temel nedeni açıkladı. Gazetecilerin en büyük kirlilik ve yolsuzluk dosyalarını ortaya koysa da bunun hesabını soracak kitlesel bir toplumsal hareketin bulunmadığını söyleyen Terkoğlu, durumu gazeteci Murat Ağırel'in Melih Gökçek dosyası üzerindeki çalışmasını örnek göstererek değerlendirdi:

"Neden sıkılıyoruz? Siz dünyanın en büyük dosyalarını anlatsanız, en büyük yolsuzluklarını ortaya çıkarsanız, en büyük yaşanmış olan kirlilikleri anlatsanız dahi, dünyanın en güçlü fikirlerini söyleseniz dahi bunları değiştirmek için bir güce ihtiyacınız var. Türkiye'de bugün en önemli sorun aslında gazeteciliğin artık sıkıcı hale gelmesinde belki en önemli neden o anlattığımız meseleleri bir sonuca vardıracak güçlü bir toplumsal hareketin olmaması.

Sevgili Murat, Melih Gökçek dosyasını yazdı. Şu anda Türkiye'de Melih Gökçek meselesini, yani bu yolsuzluk ihtimalini, bu mal kaçırma hikayesini, hesabını soracak bir toplumsal hareket olsaydı gazetecilik bu kadar sıkıcı bir iş olmayacaktı. O yüzden ben gerçekten sıkıcı olduğunu kabul ediyorum biraz ve hep aynı hikayeleri sürekli heyecanla anlatıyor olmamızı biraz ben de garipsiyorum ama eksik olan taraf bence toplumsal hareketler."

'SİYASET DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEK İÇİN ELİMİZDEKİ EN ÖNEMLİ SİLAH'

Terkoğlu’nun yanıtının ardından söz alan Okuyan, dar anlamıyla siyasetin bıktırıcı bir alan olduğunu kabul etmekle birlikte, insanlığın henüz yönetme ve yönetilme ilişkisinden kurtulacak düzeye gelmediğini belirtti. Okuyan, dünyayı ve toplumu değiştirmek için siyasetin mevcut koşullarda kaçınılmaz bir araç olduğunu şu sözlerle vurguladı:

"Siyaseti dar anlamıyla ele alırsak çok sıkıcı ama ben zaten o dar anlamıyla siyaseti hiç sevmedim. Gerçekten sevmedim. Ama dünyayı değiştirme iddiası... Aslında hayatın her alanında 7/24 siyaset var. O siyaseti sevip sevmeme değil, ona mahkumuz. Onu yapmak zorundayız. Umarım insanlık siyasete gerek kalmayan bir olgunluğa, bir düzeye erişecek günün birinde. Çünkü siyaset kötü bir şey. Yani siyasetin konusu kötü. Eninde sonunda insanların yönetmesi ve yönetilmesiyle ilgili bir şeyden söz ediyoruz. Ben biraz özgürlüğüme düşkün birisiyim. Yönetilmek çok kötü bir şey, yönetmek de kötü bir şey. Yani yönetmek ve yönetilmek istemiyorum kardeşim. İnsanlık o noktaya gelmeli. Ama şu anda mecburuz. Yani siyaset bizim elimizdeki en önemli silah dünyayı değiştirebilmek için. O yüzden bıkma lüksümüz yok. Ama dar anlamıyla siyaset çok bıktırıcı, rezil bir şey.”

‘KOMÜNİZM AKILDIŞILIĞI ORTADAN KALDIRACAK BİR SİSTEMDİR’

Kitabın kapağındaki soruya yanıt vererek konuşmasını sürdüren TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, kapitalist düzenin akıldışılığına güncel bir örnekle vurgu yaptı:

“Lazım arkadaşlar. Gayet kısa yoldan bir yanıt vermek isterim bu soruya. Türkiye'de bugünkü toplumsal sistem çarşafa dolanmış durumda. Ankara'da belediye başkanlığı yapmış birisi mahkemeye sakız çiğneyerek gitti. Zamanında Türkiye'de jelibon rezervi bulunduğunu söylemişti. Kamu görevlisinin suç işlemesini geçtim, bu kadar hödük birisinin Ankara'yı yönetmesi nasıl mümkün oluyor? Mümkün oluyor, çünkü akıldışı bir toplumsal sistem var ve bu akıldışılığın zirvesine çıktık ülke olarak. Komünizm eşitliktir, aydınlanmadır, sınıfları ortadan kaldırır. Ama şöyle demek geliyor içimden: Bu hödüklüğü ortadan kaldıracak bir toplumsal sistemdir komünizm. O yüzden lazım, fena halde lazım.”

‘İNSANLIK BİR DAHA BÖYLE BİR DENEYİMLE KARŞILAŞMASIN DİYE DE KOMÜNİZM LÜZUMLUDUR’

Dünyada kapitalist sistemin çöktüğünü ifade eden Okuyan, sosyalizmin neden bir ihtiyaç olduğunu yoksullaşmanın ulaştığı boyutu örnek göstererek anlattı:

“Mevcut sistemin, yani bizim kapitalizm dediğimiz sistemin tıkanmasına gelirse; tıkandı, çoktan tıkandı, çürüyor ve çöküyor. Şu anda dünya kesinlikle ve kesinlikle sosyalizmi çağırıyor. 91'de Sovyetler Birliği yıkıldı, bu 35 yıl içerisinde kapitalizm insanlığa bir gün güzel bir şey sunamadı. Türkiye'deki yurttaşlarımızın toplam kredi kartı borcu 3,5 trilyon. Bu borç yüküyle insanları tutsak alırsınız. Ama eninde sonunda insanlar 'yeter artık' derler. İnsanlar bilinçlenerek değil, başka çare kalmadığında yeter artık derler, isyan ederler. Eğer bu toplumsal kırılma anı doğrultusu belli bir programla buluşmazsa felaketle de buluşabilir. Hitler toplumdaki 'yeter artık' duygusunu sahte bir şekilde örgütleyerek Almanya'yı karanlığa götürdü. Komünistler insanlığı faşizmden kurtarma yükümlülüğüyle kaldılar. İnsanlık bir daha böyle bir faşizm deneyimiyle karşılaşmasın diye de komünizm lüzumludur.”

‘SOL DÜZENİ DEĞİŞTİRME İDDİASINDAN VAZGEÇTİ’

Solun temel görevinin düzeni değiştirmek olduğunu belirten Okuyan, TKP’nin ilkesel duruşunu şöyle özetledi:

“Sol düzeni değiştirme iddiasından vazgeçti. Siz düzen değiştirme hedefinden uzaklaştıkça mevcut siyasetin parçası oluyorsunuz. Düzen değiştirme hedefini ya da insanlığa yakışır yeni bir düzen kurma hedefini çıkarın, geriye TKP'den hiçbir şey kalmaması lazım. Biz parlamentoya girmeyi veya salon doldurmayı tek başına başarı kriteri saymayız. Ayrıca Türkiye'de solun paylaşamayacağı bir şey yok. Türkiye Komünist Partisi'nden daha kalabalık kortejler ortaya çıksın, bunda zerre sakınca görmeyiz. Biraz sol içi polemiklerden uzak durmaya çalışıyoruz.”

‘KÜRT SORUNU CUMHURİYETÇİ EŞİTLİKÇİ BİR DÜZENDE ÇÖZÜLEBİLİR’

Gündemdeki çözüm süreci tartışmalarına değinen Okuyan, TKP'nin bu konudaki net tutumunu açıkladı:

“Bir yerde bir çatışma varsa, bir yerde bir çözümsüzlük varsa taraflar masaya oturur, bunda bir problem yok. Problemi buradan kurarsanız yanlış yaparsınız. Önemli olan o masada ne tartışıldığıdır. Masadaki taraflar ümmetçilikte, yeni Osmanlıcılıkta ve yerel demokraside buluşuyorlar. Yerelcilik dedikleri şey holdingler düzeninin ülkenin bütün hücrelerine kadar yayılmasını öngören bir proje. Türkiye'de bir Kürt sorunu vardır ama bu sorun cumhuriyetçi bir felsefeyle, emekçi halkın birliğiyle ve eşitlikçi bir düzende çözülebilir. Bunun dışındaki yaklaşımlara itiraz etmek zorundayız.”

‘TKP ASLA TAKTİK BİR NEDENLE CUMHURİYETÇİLİK YAPMIYOR’

TKP'nin cumhuriyetçi ve yurtsever çizgisinin taktik bir yaklaşım olmadığını belirten Okuyan, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

“TKP'nin yurtseverliği, cumhuriyetçiliği konusunda taktik bir şey yok. AKP döneminde Türkiye'de cumhuriyete dönük tarihsel bir saldırı vardı. Bir şeye dönük tarihsel bir saldırı varsa ve o şeyde sizin de kökleriniz varsa daha fazla tutunursunuz. TKP asla ve asla taktik geçici bir nedenle cumhuriyetçilik yapmıyor. Bu, Türkiye devriminin kalıcı stratejik ilkelerinden birisidir artık."

‘İNSANLIĞIN GELECEĞİNDE SOSYALİZM DIŞINDA, KOMÜNİZM DIŞINDA HİÇBİR ŞEY KALMADI’

Komünizmin 170 yılı aşan tarihsel etkisine değinerek dünyadaki ulusal bağımsızlık mücadelelerinden örnekler veren Okuyan, Yunanistan Komünist Partisi (KKE) kongresindeki bir anısını paylaşarak sağcı bir politikacının "Bu salonda bayrağımız asılı duruyorsa bu sizin eserinizdir, ülkenin bağımsızlığını siz sağladınız" itirafını aktardı. Komünistlerin tarihteki silinmez izlerine dikkat çeken TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, sözlerini insanlığın geleceğinin de komünizmde olduğunu vurgulayarak tamamladı:

“Komünizmi çıkarın, şu 170 yıllık tarihten tuhaf bir şey kalır geriye. Türkiye edebiyatına bakın; Nâzım Hikmet var, Orhan Kemal var, Sabahattin Ali var. Sanattan, edebiyattan komünistleri çekin, geriye kupkuru bir tablo kalır. Nerede bir ülke zor duruma düştüyse orada komünistler olanaklarının ötesinde mücadele etmişler. Fransa'da böyle, Bulgaristan'da böyle, Yunanistan'da böyle... Komünistlerden kötülük gelmemiş insanlığa ve halklara. Düzeltilmesi gereken hatalarımız oldu ama insanlığın tarihinden, bugününden ve geleceğinden komünistleri çıkaramazsınız. 170 yıl önce de komünizm lüzumluymuş, şimdi de lüzumlu. İnsanlığın geleceğinde sosyalizm dışında, komünizm dışında hiçbir şey kalmadı."

Coşkulu bir atmosferde sona eren etkinlikte Okuyan ve Terkoğlu, Kırmızı Kedi Yayınevi'ne ve katılımcılara teşekkür etmelerinin ardından yoğun ilgi gösterilen törenle kitaplarını okurları için imzaladılar.