Son Dakika... Bahçeli, Yusuf Tekin'in Ramazan genelgesine sahip çıktı, laiklik bildirisini hedef aldı! 'Allah’a iman etmek gericilikse biz de bal gibi, buz gibi gericiyiz'
Partisinin grup toplantısında konuşan MHP lideri Devlet Bahçeli, futbolda şike ve bahis soruşturmasıyla ilgili TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu'na destek verdi. Bahçeli, "Türkiye Futbol Federasyonu'nun başkanı çok sağlıklı bir adım atmıştır. Cesurdur, delikanlıdır, yoluna devam etmelidir" ifadelerini kullandı. Bahçeli öte yandan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in yayımladığı Ramazan genelgesine sahip çıkarken, sanatçılar, akademisyenler, gazeteciler ve meslek odalarının temsilcilerinin de bulunduğu 168 kişinin imzaladığı Laikliği Birlikte Savunuyoruz bildirisini hedef aldı.
12punto
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM'deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Bahçeli'nin gündeminde Milli Eğitim Bakanlığı'nın kamuoyunda tartışma yaratan Ramazan genelgesi vardı.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'e sahip çıkan Bahçeli, "Bu genelgenin neresi yanlıştır. Çürük aydınlar ne istediklerini söylesinler. Talibanlaşma diyenler hakiki manada yobaz değil midir?" ifadelerini kullandı.
Bahçeli sözlerinin devamında Laikliği Birlikte Savunuyoruz bildirisini ve bildiriye imza atanları hedef aldı. Bahçeli, "168 bir araya gelerek 'Laikliği birlikte savunuyoruz' başlığıyla imzaladıkları bildiriyi kamuoyu ile paylaşmışlar. Bana sorarsanız; bu 168 kişiyi üst üste koyup toplasanız; bir insan bile etmezler, edemezler" dedi.
"TFF BAŞKANI CESURDUR, DELİKANLIDIR, YOLUNA DEVAM ETMELİDİR"
Bahçeli, konuşmasının sonunda Türk futbolunu sarsan bahis ve şike soruşturmasıyla ilgili TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu'na destek verdi.
"İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ve kamuoyunda futbolda bahis ve şike olarak bilinen soruşturmanın ne olduğunu söylemeliyim. Bahis hesabı bulunduğu belirlenen özellikle yönetici olduğu takım ile rakip takım arasındaki müsabakada rakip takım üzerine bahis oynandığı tespit edilenlerin elbette yakalarından tutulmalı, bu suretle mağduriyet yaşayan kulüplerimizin hakkı ve hukuku muhakkak gözetilmelidir. Türk Futbol Federasyonu'nun başkanı çok sağlıklı bir adım atmıştır. Cesurdur, delikanlıdır, yoluna devam etmelidir."
Genel Başkanımız Sayın Devlet BAHÇELİ Grup Toplantısında Konuşuyor https://t.co/mNFfgiRrWN
— MHP (@MHP_Bilgi) February 24, 2026
Bahçeli'nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
"Değerli milletvekili arkadaşlarım, kıymetli hanımefendiler, beyefendiler, basınımızın müstesna temsilcileri, haftalık olağan meclis grup toplantımızın başında saygın heyetinizi en derin hislerimle birlikte saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi temenni ediyorum. Bugünkü toplantımızı gerek yurt içinden gerekse yurt dışından televizyon ekranlarından, radyo kanallarından ve sosyal medya platformlarından takip eden aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızın her karışında şerefli bir hayatın biteviye mücadelesini veren değerli kardeşlerimize çokça selam ediyor, şükranlarımı sunuyorum.
İç ve dış siyasi gündem itibarıyla yoğun bir haftayı geride bırakıyoruz. Bu yoğunluğun önümüzdeki günlerde çetrefilleşip daha da artış kaydedeceğini söylemek zannederim hatalı bir öngörü olmayacaktır.Mübarek Ramazan ayının maneviyat ikliminde akan hayatın iç yüzünü, ardışık siyasi gelişmelerin muteber özünü dikkatle, sabırla, akılla ve uyanık bir vicdan kabiliyetiyle okumanın lüzumu her cihetten asıl ve hasıl bir gerçektir. İdrak ettiğimiz rahmet ve mağfiret mevsiminde, şuurlarımıza nifakın zehirli dumanını sızdırmayı hesap edenlere karşı temkinli ve tedbirli hareket etmek mühim ve mutlak bir gerekliliktir.
Dünyayı Türkçe yorumlamanın yanında Türkiye’yi millî birlik ve kardeşliğin tarihsel müktesebatı ile kucaklamak, sahip olduğumuz bugünkü yüksek vazife ve vaziyet hâlinin şaşmaz gereğidir. Ramazan ayı dayanışma ve yardımlaşma duygusunun şahikasıdır. Ramazan ayı bizi biz yapan millî ve manevi değerlerin şah damarıdır. Bilhassa Ramazan ayının mübarek adabını, muazzam ahlakını, muazzez manasını yeni yetişen nesillere öğretmek hepimizin münhasır görevi olmalıdır. Her dönemde bundan rahatsızlık duyan köksüzler vardır ve olacaktır. Fakat bir türlü anlamadığımız, anlayamadığımız esas açmaz şudur. Manevi erimenin ve ahlaki erozyonun küresel bir savruluş hâlini aldığı, her cepheden tehditlerin savrulduğu bugünkü dünyanın alaca karanlık tablosunda çocuklarımızı düşünmeyelim mi? Onları Müslüman Türk milletinin haslet ve hususiyetiyle tesis etmeyelim mi? Geleceğimiz için kaygılanmayalım mı? Ne yapsaydık, akışa mı bıraksaydık.
Ne yapsaydık. Üç maymunu mu oynasaydık. Ölen öldü, kaybolan kayboldu, tükenen tükendi, elden ne gelir, kalanlar bizim mi deseydik. İffetli ve itibarlı bir masumiyet yeryüzünde en nadir bulunan ve bulunacak mücevherdir. Zaman ve mekân sıkışmasıyla fazilet ve fikir zedelenmesi yaşayan çevrelere bunu anlatmak veya kabullendirmek, işin doğrusunu isterseniz pek müşküldür. Çünkü onların dilleri mühürlüdür, dilekleri mühürlüdür, dimaları mühürlüdür, hepsi bir yana kalpleri mühürlüdür. Bizim her evladımız, her çocuğumuz istikbalin henüz sabırdan satıra dökülmemiş mesajı ve müteakkit iradesidir.
"TÜRKİYE'NİN TALİBANLAŞTIĞINA DAİR EN KÜÇÜK DELİL VAR MI?"
Bu genelgenin neresi yanlıştır? Elinizi vicdanınıza götürüp düşününüz. Türkiye'nin Talibanlaştığına dair en ufak bir emare en küçük bir delil göreniniz var mıdır? Ramazan ayı etkinliklerine Talibanlaşma ve gericilik diye yaygara koparanlar hakiki manada yobaz değiller midir? Merhum Cemil Meriç'in ifadesiyle söylersek yeni yobazlık kendimize ait mukaddese kulaklarımızı tıkayış ve kendimizden kaçış olarak tanımlanmayacak mıdır?
Maarifin kalbinde Ramazan şenliklerinin neresinde sakınca vardır? Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve İslam karşıtlığında birleşen yönetici taifesi hele bir anlatsın da duyalım, öğrenelim. Din düşmanı olup olmayıp yalnızca İslam düşmanlığında mevziye giren bu nedenle ruhunu iblisin emanetine veren çürük aydınlar ne istediklerini açın yüreklilikle hele bir söylesinler. Kültürel mirasımızı güçlendiren paylaşma ve birlikte olma bilincini teşvik eden samimi faaliyetlerin neresinde pürüz? Neresinde laiklikle çelişen bir çarpıklık söz konusudur?
Yabancı ülkelerde her pazar kiliseye giden çocukları mesele yapmayıp da Ramazan ayının mehabetini ve muhabbetini aşılayan ahlaki ve manevi sorumluluğu tartışmaya açmaya cüret eden sütü hamuru lekeli güruha nasıl sessiz kalalım? Nasıl hiçbir şey olmamış gibi tepkisiz duralım? Yahu bunlarda hiç mi utanma duygusu kalmadı? Beyin kıyafetsiz muhterisler, Allah var. Sözde uzman ve akademisyenlerden mürekkep 168 kişi bir araya gelerek laikliğe birlikte savunuyoruz başlığıyla imzaladıkları bir bildiriyi kamuoyuyla paylaşmışlar. Bana sorarsanız bu 168 kişiyi yan yana üst üste koyup toplasanız bir insan bile etmezler ve demezler. Diyorlar ki "laikliği savunmak suç değildir" Diyorlar ki "şeriatçı dayatmaları reddediyoruz".....
Diyorlar ki "karanlığa teslim olmayacağız"
"ALAYINIZ KARANLIKTASINIZ"
Alayınız kararlısınız, alayınız karanlıktasınız, haberiniz yok. Milli Eğitim Bakanlığı'nın az evvel ifade ettiğim genelgesinden dolayı Türkiye'de gerici şeriatçı bir kuşatma varmış. Allah'a iman etmek gerekicilikse biz de bal gibi, buz gibi gericiyiz.
Çocuklarımıza Ramazan ayının muteber ahlak ve manasını aktarmak gericilik olarak değerlendiriyorsa biz de buna sonuna kadar ortağız. Ne diyordu merhum Cemil Meriç gelin kurak verelim. Murdar bir Halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse her namuslu insan gericidir. Yine Cemil Meriç diyor ki "Haluk cins isimdir. Tarihten kaçanların ismi" Bu tefekkür ve tezekkür hüneriyle yabancılaşan sözde Aydınları deşifre etmiştir. Esasen Haluk'un dramı kimliğini bulamamış sözde Aydınların dramıdır. Ortak özelliğidir.
Hepsini toplasanız bir insan etmeyecek 168 kişi Haluk'un bugünkü karanlık yüzüdür. Milli Eğitim Bakanımızı ve bakanlık personelini kutluyorum. Milli Eğitim Bakanlığı'nın 12 Şubat 2026 2026 tarihinde yayınladığı Türkiye Yüzyılı Maarif modeli kapsamında Ramazan ayı etkinlikleri konulu genelgeyi sonuna kadar destekliyorum. Her biri bugünün haluku olan 168 imzacıyı da Ademe mahkum ediyorum.
Müslüman Türk milletinin haysiyetleriyle oynamayın. Ramazan ayımızı sulandırmaya, sorgulamaya, karalamaya sakın ola kalkma iş kalkışmayın. Haddinizi bilin, hududunuzu bilin, ayranımızı kabartmayın. Tepemize tasımızı arttırmayın.
"TÜRKİYE LAİK DEVLET YAPISINA DAYANMAKTADIR"
Bu aşamada söyleyeceklerim son olarak şudur.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti Başkent Ankara'dan yönetilen üniter devlet yapısına Türk milleti gerçeği üzerine inşa edilen milli devlet yapısına inançlarımız ile yönetim ilişkilerinin belirlendiği laik devlet yapısına dayanmaktadır.
Bu yapı cumhuriyetimizin kurucu kahramanları ve kadroları tarafından çağın ve ötesinin dikkate alındığı mükemmel bir vizyon ile belirlenmiştir.
"BUNDAN GERİYE DÖNÜŞ YOKTUR"
Bir devlet çatısı altında beraberce yaşayabilmemizin asgari kuralları 29 Ekim 1923 tarihinde konulmuştur. Başkentimizin Ankara dilimizin Türkçe bayrağımızın Ay Yıldızlı Al Bayrak milli barışımızın İstiklal Marşı olduğu belirlenmiş ve anayasamız tarafından da güvence altına alınmıştır.
Bundan geriye dönüş yoktur. Taviz kapsama tereddüt veya tenakus söz konusu değildir. Cumhuriyetin 103 yıllık tarihi bu ilkeleri benimsemekte zorlanan reddeden ya da değiştirmesine çaba sarf eden bedbahların zaman zaman beyhude kalkışmalarına çıkışlarına şahit olmuştur. Bu girişimler her defasında büyük Türk milleti tarafından lanetlenmiş bu hezeyan sahipleri hak ettiği karşılığı da görmüşlerdir.
"BİZ YOLUMUZDAN DÖNMEYECEĞİZ"
Değerli dava arkadaşlarım. Gazi Mustafa Kemal Paşa Türkiye Büyük Millet Meclisi reisi unvanıyla 1 Ağustos 1921 tarihinde yaptığı nefis konuşmasında kurucu felsefenin omurgasını derinlemesine tarif etmişti.
Bildiğiniz üzere Türkiye Cumhuriyeti'nin hukuki temelleri 23 Nisan 1920'de atılmıştır. Kurucu felsefenin omurgasını milli egemenlik oluşturmuştur.
Halkçılık da milli egemenliğin toplumsal tabanını inşa etmiştir. Gazi Mustafa Kemal Paşa o meşhur ve meşhur konuşmasının bir yerinde aynen şunları söylemişti. Millet yürüdüğü yolu pek büyük isabetle seçmiştir. Ve bu yolun sonunda parlayan saadet güneşini bütün vuzu ile görmektedir. Bu millet o güneşe ulaşacaktır. Ve hiçbir kuvvet ona mani olamayacaktır. Tarihi geriye sarmak zamanı geriye taşımak mümkün değildir. Aynı zamanda tarih bir el feneri gibidir. Nereye tutarsanız orayı aydınlatacak. Gerisi ise karanlıkta kalacaktır.
Yine Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün aynen temas ve telaffuz ettiği üzere bugün ulaştığımız sonuç asırlardan beri çekilen milli felaketlerin doğurduğu uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan şehit kanlarının bedelidir. Nereden geldiğimizi nasıl geldiğimizi biliyoruz.
Hangi menzile varmak istediğimizin hayal ve hedefleriyle de dopdoluyuz. Türk milletinin varoluş hakları Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu ruhu ve egemenlik hukuku her zaman bakidir, her anlamda canlıdır. Her daim muhafaza ve müdafaaya yeminli olduğumuz milli namustur.
Geçmişin tecrübelerinden istifade ederek geleceğin huzurlu gelişmiş güvenli ve barışçı Türkiye'sinin teklifini sağlam esaslara dayanarak yapmanın arayış ve arzusundayız. Gerekirse pirincin içindeki beyaz taşlara ayıklamak anlamına da gelse gerekirse ağzımızla kuş tutmak samanlıkta iğne aramak deveye hende atlatmak pahasına da olsa biz yolumuzdan dönmeyeceğiz.
"TÜRK NEYDE KÜRT ODUR, KÜRT TÜRK DE AYNISI OLMUŞTUR"
Attığımız her adımla yaptığımız her hamleyle ülkemizin ve milletimizin ümit çeşmesi ufuk çizgisi huzur çimentosu olmayı kararlılıkla kararlılıkla sürdüreceğiz. Dağılarak dalaşarak ve dağınık halde durarak değil birbirimize danışarak birbirimize danışarak dayanarak ve sarılarak demokratik ve siyasi sorumluluğumuzu bir hakkın yerine getireceğiz.
Evvela bir hatırlatma yaparak düşüncelerimin pergelini açmak istiyorum. Anayasal ve demokratik demokratikleşme süreçlerinin nereden bakarsanız 118 yılını bulan paradoksal iki kanatından bahsedilir.
Bu iki kanattan birisi eşitlik diğeri özgürlüktür. Hürriyet ilanıyla yola koyulan ikinci meşrutiyet özgürlüğü tercih ederek önceliğine almış ve lakin sonuca ulaşamamıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ise kurulduğu ilk andan itibaren eşitlik ilkesini çatı değer haline görmüş ve buna müzahir devlet millet ilişkisini belirlemiştir.
Eşitliğin öne çıkması veya çıkarılması özgürlüğün geri plana itildiği anlamına da gelmemelidir. Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan her insanımız her kardeşimiz eşit ve özgür vatandaşlar olarak kabul görmüştür.
Hiçbir vatandaşımız ahlaken hukuken ve siyaseten bu ülkede ikinci sınıf insan muamelesi görmemiştir. Tarih ve kültür vadimizin hangi köşesine bakarsanız bakınız bu topraklar üzerinde ayrımcılığın izini ötekileştirmenin iz düşümünü asla bulamazsınız. Şu altı çizilmesi lazım gelen hususu da yabana atmıyor yok saymıyorum. 103 yıllık Cumhuriyet tarihinin farklı etaplarında iktidar mevkiinde bulunan bir kısım zevatın şahsi vehimli, ikircikli, önyargılı ve ideolojik tutumundan kaynaklanan dönemsel yanlışları olmuştur. Ancak bu durum hiçbir zaman devlet ve toplum hayatını sabote edecek derecede ve düzeyde tırmanmamıştır.
Yani Türkiye Cumhuriyeti'nde Türk neyse Kürt odur. Kürt neyse Türk de aynısı olmuştur.
Bu bu iki halk tarih boyunca 1000 yıllık ortak tarih ortak kültür ve ortak inanç kapsamında bir millete vücut vermiş bu milletin adı da Türk milletiyle anılmıştır. Nitekim devletimiz Türkiye Cumhuriyeti'dir. Milletimiz Türk milleti terörsüz Türkiye hedefiyle devlet ve millet kudreti hem teyit edilmiş hem de dışımızdan bizi yenemeyenlere karşı iç bünyemizde aşılamaz, yıkılamaz birlik beraberlik ve kardeşlik şuuru güncellenip güçlendirilerek yeni yüzyılın rotası belirlenmiştir.
Milli iradenin tecelliği olan Gazi Meclis en üst seviyede insiyatif almış birkaçı dışında siyasi partilerin büyük çoğunluğu meseleye sorumlu ve duyarlı yaklaşmışlardır. Bu sayede Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde tesis edilen Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu 5 Ağustos 2025 tarihinden fiilen çalışmalarına başlamıştır. Yaklaşık 6,5 ay süresince Komisyon 20 toplantı yapmış 137 kurum temsilcisi ve kişinin bilgi ve görüşüne başvurmuş nihayet 17 Şubat 2026 salı günü de hazırlığı yapılan raporu tamamlamıştır.
"ŞAŞKOLOZLAR BENİ DİNLEYİN"
Komisyon üyesi 50 milletvekilinden 47'sinin oyu ile ikmal edilen rapor kabul edilmiştir. Evvela komisyonda görev yapan her milletvekili arkadaşıma huzurlarınızda gönül dolusu teşekkürlerimi iletiyorum. Terörsüz Türkiye hedefi ile ilgili samimi gayret ve girişimlerin en önemli ayağı Komisyon raporuyla teşekkül etmiştir. Bahse konu bu rapora sefalet manifestosu diyenlerin bizzat kendileri sefil ve sefildir. Demokratik, katılımcı ve kapsayıcı bir anlayış ölçeğinde kurulan Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üstlendiği tarihi rolle tabloları yürütmüş ezberleri bozmuştur. Hiç kimse yapılan çalışmaları hafife almamalıdır.
Hiç kimse milli birlik ve kardeşliğimizi barış ve huzur ortamı ile pekiştirme amacını perdelemeye kalkışmamalıdır.
Devir Türk ve Türkiye yüzyılı devridir. Yeni yüzyılda terörsüz ve tereddütsüz Türkiye'yi ihya etmek vatan ve millet sevgisinde buluşan herkesin müşterek gayesi olmalıdır. 3. bir göz yabancı bir el dışarıdan bir arabulucu olmaksızın milli iradenin muhterem temsilcileri bir devlet politikası olan terörsüz Türkiye hedefine laiki ve veciği ile hizmet etmişlerdir. Sırayı siyasi ve hukuki düzenlemeler almıştır. Kaldı ki bundan sonra nelerin yapılacağı anlaşılır ve açıklayıcı bir üslup hüneriyle raporda takdim ve tespit edilmiş edilmiştir. Bulanık suda balık avlayan şaşkolozlar iyi dinleyin. Şu sözlerime tıkanmış kulağınızı verin. Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesini temel anayasal ilkelerini demokratik işleyişini ve üniter devlet yapısını esas alan bir anlayışla çalışmıştır. Bu kapsamda Türkiye modeli tebarüz etmiştir. Bölgesel ve küresel tansiyonun yükseldikçe yükseldiği sancılı bir dönemde tek yürek tek tek yürek Türkiye fotoğrafı netleşmiş ve bundan sonraki yol haritası şekillenmiştir.
"SİLAHSIZ DÖNEME GEÇENLER AŞAMA AŞAMA TOPLUMA KAZANDIRILACAK"
Milli Birlik ve Kardeşliğimizin yanı sıra demokrasimiz daha da güçlenecektir. Kalkınma ve refah artışı daha görünür ve hissedilir olacaktır.
Bölücü terörün kanlı döngüsünü kıran Türk Kürt kardeşliği ilelebet payidar kalacaktır. Kardeşlik hukukumuz tek millet gerçeğimiz iyice kök salacaktır. Silahların susmasıyla siyaset konuşacak, konuşacaktır.
Terörün bitişiyle barış ve huzurun bahar mevsimi kalıcı hale gelecektir. Ortak geçmişimizle ortak geleceğimizin temelleri kazılacaktır.
Demokratikleşme ortak vatandaşlık hak ve özgürlüklerin güvence alınmasıyla ekonomik refah çıta yükseltecektir. Terörsüz Türkiye'nin kazananı herkes hepimiz milletimizin tamamı olacaktır. Bu da yetmez kademe kademe ulaşılacak terörsüz bölge hedefiyle etrafımız barış ve kardeşlik kuşağı ile ihata edilecektir.
Bölücü terör örgütünün münfesih olmasının yanında silah bırakılmasının güvenlik ve istihbarat kurumlarımızca takibi teyidi ve ölçülebilir kriterleri netleşir netleşmez hukuki düzenlemelerin süratle ve şeffaflıkla hayata geçmesi mümkün hale gelecektir.
Adalet duygusunu zedelemeden şehitlerimizin hatıralarını lekelemeden gazilerimizin mücadelelerine gölge düşürmeden silahsız döneme geçenlerin topluma kazandırılması aşama aşama gerçekleştirilecektir.
Raporda kaydedildiği üzere örgütün tüm unsurları ile feshi silahların teslimi ve bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda ortaya çıkan anlayış birliği çok değerlidir.
Toplumsal bütünleşmenin güç kazanması maksadıyla silah bırakmayla birlikte işleyen süreci ve sonrasını yönetecek müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye vurgu yapılması da ayrıca önemli ve kıymetlidir.
Af ve cezasızlık algısına prim vermeden ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin çerçevesi de çizilmelidir. Türk'ün itibarı Kürt'ün itibarıdır. Kürt'ün iffeti Türk'ün iffetidir. Türk'ün onuru Kürt'ün onurudur. Bunların mecmu da büyük Türk milletinin şanındır, şereflidir, haysiyetidir. Değerli arkadaşlarım şöyle bir etrafımıza baktığımızda Hatta dünyanın içine gömüldüğü kaos ve kriz anaforuna göz attığımızda terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge deflerinin ne kadar büyük bir boşluğu dolduracağı nasıl bir ihtiyacı karşılayacağı ortadadır.
ABD'NİN ASKERİ YIĞINAĞINA TEPKİ
Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'a saldıracağı tarih hususunda deyim yerindeyse bahisler oynanmaktadır. Bölgemiz tarihi bir sınavdan geçmektedir. ABD'nin olağanüstü askeri yığınağı tehlikenin cesameti hakkında az çok fikir vermektedir. Daha vurucu yeni nesil savaş senaryosu bölgesel dinamikleri küresel ekonomi ve siyaset dengelerini olumsuz yönde ve her zaviyeden etkileyecektir. Tehdit yakın ve sıcaktır. ABD'nin İran'a saldırması coğrafyalarının ayarını hepten bozacak tahminlerin ötesinde yaygın bir savaş döneminin kapısını kıra kıra açacaktır. Bir yanda ABD diğer yanda İran müzakerelerinin sürdüğünü iddia etse de Cenevre'de kurulan masa faal halde olsa da arabulucular vızır vızır devrede bulunsa da İran, Rusya ve Çin Hürmüz Boğazı ile Umman Denizi'ni ve Hint Okyanusu'nda ortak askeri tatbikat gerçekleştirmektedir. Aynı anda Gazze'nin yeniden imarı için Washington'da barış kurulu toplanıyorken eş zamanlı şekilde İran'a karşı savaş hazırlığı toplantısı icra edilmiştir. İsrail yönetiminin ıslah ve terbiye edilmesi hususunda ön alması gereken Turab'ın siyonist lobinin dolduruşuna gelerek İran'a meydan okuması anlaşılır gibi değildir. ABD'nin İsrail Büyükelçisinin teolojik ve ideolojik saplantıyla vadedilmiş topraklar saçmalığını gündeme getirmesi sınır aşan potansiyel hedeflerinin gösterime sokulması bölge devletlerinin egemenlik haklarının tartışmaya açılması sonuçta siyonist yayılmacılığın nasıl bir tehdit oluşturduğunun da teşhir resmidir. Şimdi tekrar gelelim terörsüz Türkiye hedefi. Dışımız kaynarken içimizi kaynaştıra kaynaştırmalıyız. Dışımız yangın yeri iken içimizde birbirimizin yarı yareni can beraber olmalıyız.
"KCK DERHAL FESHEDİLMELİ"
Terörsüz Türkiye hedefinin icrasında 27 Şubat 2025 tarihli açıklamasıyla PKK'nın kurucu önderliğinin büyük bir dahli ve payı vardır. Bu çağrı aynı şekilde KCK'ya da bağlamaktadır. Örgütün üst yapılanmasının feshi ise derhal sağlanmalıdır. Madem 27 Şubat çağrısı barışçıl arayışları destekleyen ve teşvik eden demokratik bileşiktir.
ÖCALAN İÇİN 'STATÜ' VURGUSU
O halde bundan sonrası da planlanan atılımların yapılacak düzenlemelerin gerçekleşmesi için PKK'nın kurucu önderliğinin statü sorunu nasıl ele alınacaktır?
Eğer böylesi bir sorun varsa ki bize göre vardır, bunun çözümü nasıl olacaktır? Terörsüz Türkiye'ye hizmet eden İmralı'nın statü açığı nasıl kapatılacaktır?
Samimiyetle bu tartışmanın yapılarak makul, akla ve vicdana müzahir sonucuna kısa sürede ulaşılmalıdır.
"İKİ AHMET'İN MAKAMLARINA OTURMASI SAĞLANMALIDIR"
Diğer taraftan Kayyum meselesi herhangi bir kaygı ve çekinceye kapılmadan demokrasi sınırları dahilinde tekrar değerlendirilmeli. İki Ahmet'in makamlarına oturması da sağlanmalıdır. Biz yeryüzüne Ankara'dan bakmak zorundayız.
Başka başkentlerin veya merkezlerin tesirinde kalarak yapacağımız yorum ve yaklaşımları savunmak düşürülmek istenen küresel tuzaklar için bir bahane yaratacaktır. Ankara'nın ve Türkiye'nin güvenliği de en yüksek hassasiyetimizdir.
Siyasi tasavvurlarımızın temeli de bu hassasiyete bağlıdır. Türkiye mevcut ağırlığıyla bölgesindeki mazlumlar ve hakkı yenmiş insanlar için güven kaynağı ve ihtiyaç halinde barınacakları en emin sığınaklarıdır. Türkiye'nin varlığı onların da umudu demektir. Kerkük'ün, Azze'nin, Halep'in, Şam'ın, Bağdat'ın, Urimçi'nin, Tebriz'in, Arakan'ın hissettiklerini en derinden duymalıyız. En samimi şekilde olanların esenliğine dua ederken, acılarını ve ülkelerini paylaşırken milli dokumuzu ve milli birliğimizi yaralayacak her ihtimali kaynağında engellemeliyiz.
Çağları aşıp gelişmiş büyük bir milletin vizyonuna sahip olarak yol ve yöntem göstermeliyiz. Yanlışları söylemeliyiz, doğruları desteklemeliyiz. Süreçlere müdahil olmalıyız. Her şeyden önce Türkiye düşüncesinde el ele vermeliyiz. 1000 yılda kurulan kutlu mimariyi tahrif ve tasfiye ettiremeyiz. Diri tutulmuş duyguların elbet bir gün haklı ve haklıyı ortaya çıkaracağını bilmeliyiz. Tarihin sabır akıl, şuur ve inançla yoğrulduğunu bugün Orta Asya'da vücut bulmuş Türk devletlerinin geçmişine bakarak idrak etmeliyiz. Hamasett ile riyaletin bağını koparmadan etrafımıza bakmalıyız.
BAHİS VE ŞİKE SORUŞTURMASI
Bahçeli, konuşmasının sonunda Türk futbolunu sarsan bahis ve şike soruşturmasına ilişkin de şunları dile getirdi:
"İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ve kamuoyunda futbolda bahis ve şike olarak bilinen soruşturmanın ne olduğunu söylemeliyim. Bahis hesabı bulunduğu belirlenen özellikle yönetici olduğu takım ile rakip takım arasındaki müsabakada rakip takım üzerine bahis oynandığı tespit edilenlerin elbette yakalarından tutulmalı, bu suretle mağduriyet yaşayan kulüplerimizin hakkı ve hukuku muhakkak gözetilmelidir. Türk Futbol Federasyonu'nun başkanı çok sağlıklı bir adım atmıştır. Cesurdur, delikanlıdır, yoluna devam etmelidir."