Yeşim Demir’den Mekke Savunma Anlaşması değerlendirmesi: 'İran karşıtı blok algısı bölgesel rekabeti derinleştirebilir'
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Ortak Savunma Anlaşması bölgedeki güvenlik dengelerini yeniden gündeme taşıdı. 12punto yazarı ve uluslararası ilişkiler uzmanı Doç. Dr. Yeşim Demir, anlaşmanın İran’a karşı kurulmuş bir askeri ittifak olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, “İran’ın anlaşmaya kısa vadede katılması oldukça zor” dedi.
12punto
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan, karşılıklı savunma ve kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlayan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı imzaladı. Anlaşmanın en dikkat çekici maddelerinden biri, taraflardan herhangi birine yönelik silahlı saldırının tüm taraflara yapılmış kabul edilmesi oldu.
Anlaşmanın bölgedeki yeni güvenlik dengelerini nasıl etkileyeceği tartışılırken, özellikle İsrail’den gelebilecek olası bir saldırı karşısında ortak savunma mekanizmasının nasıl işletileceği merak konusu oldu. İran’ın anlaşmaya yönelik tutumu da bölgesel denklem açısından önem taşıyor.
12punto yazarı ve uluslararası ilişkiler uzmanı Doç. Dr. Yeşim Demir, anlaşmanın gerekçelerini ve bölgesel etkilerini değerlendirdi.
Demir’e göre Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın anlaşmayı imzalama motivasyonları ortak bazı noktalarda buluşsa da üç ülkenin öncelikleri birbirinden farklılık gösteriyor. Bu nedenle anlaşmanın yalnızca İran’a karşı oluşturulmuş bir askeri ittifak şeklinde değerlendirilmesinin doğru olmayacağını belirten Demir, üç ülkenin değişen bölgesel koşullar içerisinde hem güvenlik hem de ekonomik çıkarlarını korumaya çalıştığını ifade etti.
TÜRKİYE'NİN ÖNCELİĞİ: GÜVENLİK VE EKONOMİK ÇIKARLAR
Türkiye açısından anlaşmanın temel motivasyonlarından birinin ekonomik ve güvenlik çıkarlarının korunması olduğunu belirten Demir, Ankara’nın İran’la önemli ticari, ekonomik ve enerji ilişkilerine sahip olduğuna dikkat çekti.
Türkiye’nin ABD-İran savaşı sırasında diplomatik girişimlerde bulunduğunu ve İran’a yönelik saldırıları eleştirdiğini hatırlatan Demir, bu nedenle Ankara’nın anlaşmaya katılımının doğrudan İran karşıtı bir adım olarak yorumlanmaması gerektiğini söyledi.
Demir, Türkiye açısından Körfez ülkeleriyle ekonomik ve savunma alanındaki ilişkilerin geliştirilmesinin de önemli olduğunu belirterek, Türk savunma sanayisinin kapasitesini Körfez pazarlarına taşımanın ve bölgedeki yeniden yapılanma sürecinden ekonomik olarak yararlanmanın Ankara açısından önemli fırsatlar sunduğunu kaydetti.
PAKİSTAN İÇİN GÜVENLİK KADAR EKONOMİ DE ÖNEMLİ
Pakistan'ın ise güvenlik ihtiyaçlarının yanı sıra ekonomik gerekçelerle de anlaşmaya önem verdiğini ifade eden Demir, ülkenin İran’la komşu olduğunu ve Körfez ülkeleriyle uzun yıllardır siyasi, ekonomik ve güvenlik ilişkileri yürüttüğünü söyledi.
Pakistan’ın geçmişte her konuda Suudi Arabistan’ın politikalarıyla hareket etmediğine dikkat çeken Demir, Yemen Savaşı sırasında İslamabad’ın Suudi Arabistan’ın askeri operasyonuna katılmayarak tarafsız kalmasını örnek gösterdi.
Pakistan’ın bugün yeni yatırımlara, dış sermayeye ve uluslararası pazarlara ihtiyaç duyduğunu belirten Demir, Mekke Anlaşması’nın İslamabad açısından hem güvenlik ilişkilerini güçlendirmek hem de Körfez ülkeleriyle ekonomik bağları geliştirmek için önemli bir fırsat oluşturabileceğini söyledi.
RİYAD İÇİN GÜVENLİK, VİZYON 2030'UN DA TEMİNATI
Suudi Arabistan açısından ise anlaşmanın temelinde bölgesel güvenliğin ve ekonomik kalkınmanın korunmasının bulunduğunu belirten Demir, Riyad’ın Vizyon 2030 kapsamında ekonomisini petrolden bağımsızlaştırmaya ve yeni yatırım alanları oluşturmaya çalıştığını hatırlattı.
Bu hedeflerin gerçekleşmesi için bölgesel istikrarın kritik önemde olduğunu ifade eden Demir, savaşların enerji altyapısına zarar verebileceğini, yabancı yatırımları azaltabileceğini ve Vizyon 2030 projelerini olumsuz etkileyebileceğini belirtti.
Demir, Suudi Arabistan açısından güvenlik ve ekonominin birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceğini vurgulayarak, bölgesel güvenliği güçlendirmenin aynı zamanda ekonomik hedefleri korumak anlamına geldiğini söyledi.
“İRAN'IN KISA VADEDE ANLAŞMAYA KATILMASI ZOR”
Anlaşmanın bölgedeki tüm ülkelere açık olabileceğine yönelik açıklamalar da gündemdeki yerini korurken, İran’ın bu yapıya dahil olup olmayacağı merak ediliyor.
Doç. Dr. Yeşim Demir, İran’ın kısa vadede Mekke Anlaşması’na katılmasının “oldukça zor” olduğunu söyledi.
Bunun temel nedenleri arasında İran ile Suudi Arabistan arasındaki güvenlik sorunlarının ve bölgesel rekabetin tamamen ortadan kalkmamış olmasını gösteren Demir, özellikle Suudi Arabistan’daki ABD askeri üslerinin Tahran açısından önemli bir güvenlik sorunu oluşturduğunu belirtti.
İran’ın Körfez ülkelerindeki ABD üslerine yönelik saldırılarının da bu hassasiyeti ortaya koyduğunu ifade eden Demir, Yemen ve bölgesel nüfuz mücadelesi konusunda da Tahran ile Riyad arasında önemli görüş ayrılıkları bulunduğunu söyledi.
“İRAN HİÇBİR ZAMAN KATILAMAZ DEMEK DE DOĞRU DEĞİL”
Demir, İran’ın mevcut koşullarda anlaşmaya katılmasının beklenmediğini ancak bunun hiçbir zaman mümkün olmayacağı anlamına gelmediğini de belirtti.
Anlaşmanın zaman içerisinde belirli bir ülkeye karşı oluşturulmuş askeri bir yapı görüntüsünden çıkarak bölgesel güvenliği sağlamaya, saldırıları caydırmaya ve ekonomik işbirliğini geliştirmeye yönelik kapsayıcı bir mekanizmaya dönüşmesi halinde İran’ın da bu yapıyla doğrudan veya dolaylı biçimde ilişki kurabileceğini söyledi.
Demir, “İran karşıtı veya mezhepsel bir blok” algısının güçlenmesi halinde Tahran’ın anlaşmaya yaklaşmasının daha da zorlaşacağını vurguladı.
İSRAİL VE ABD'NİN BÖLGEDEKİ VARLIĞI
Anlaşmanın bölgesel güvenliğe katkı sağlayabilmesi için yalnızca belirli bir ülkeye karşı kurulmuş askeri ittifak olarak görülmemesi gerektiğini belirten Demir, İsrail’in bölgedeki askeri faaliyetleri ve ABD’nin bölgedeki askeri varlığı dikkate alındığında üç ülke arasındaki güvenlik işbirliğinin önemli bir caydırıcılık oluşturabileceğini ifade etti.
Demir’e göre özellikle enerji yollarının, ticaret koridorlarının ve kritik altyapının korunması açısından ortak hareket kapasitesinin artırılması önem taşıyor. Çünkü bölgedeki bir çatışmanın etkilerinin yalnızca çatışmanın doğrudan taraflarıyla sınırlı kalmadığını belirten Demir, savaşların enerji, ticaret, ulaşım ve yatırımlar üzerinden tüm bölgeye yayıldığına dikkat çekti.
ÜÇ ÜLKENİN FARKLI GÜVENLİK ÖNCELİKLERİ
Anlaşmanın önündeki en önemli zorluklardan birinin üç ülkenin farklı güvenlik ve dış politika öncelikleri olduğunu belirten Demir, Türkiye’nin İran’la ekonomik ve siyasi ilişkilerinin devam ettiğini, Pakistan’ın İran’la komşuluğunun yanı sıra Hindistan’la uzun süredir devam eden ciddi bir rekabet içerisinde bulunduğunu, Suudi Arabistan’ın ise İran’la bölgesel nüfuz konusunda rekabet yaşadığını hatırlattı.
Bu nedenle üç ülkenin her gelişme karşısında aynı tutumu benimsemesinin kolay olmayacağını ifade eden Demir, anlaşmanın başarısının farklılıkların ortak çıkarların önüne geçmemesine bağlı olduğunu söyledi.
PAKİSTAN-HİNDİSTAN GERİLİMİ KRİTİK BAŞLIKLARDAN BİRİ
Pakistan ile Hindistan arasındaki gerilimin de anlaşmanın geleceği açısından önemli olduğunu vurgulayan Demir, Pakistan’ın güvenlik önceliklerinin önemli bölümünün Hindistan’la yaşadığı rekabetten kaynaklandığını belirtti.
Bu nedenle Pakistan’ın tüm askeri ve siyasi kapasitesini Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönlendirmesinin gerçekçi olmayacağını ifade eden Demir, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın da Pakistan-Hindistan geriliminin tarafı haline gelmesinin yeni sorunlar yaratabileceği uyarısında bulundu.
Demir, tarafların birbirlerinin bütün güvenlik sorunlarını üstlenmesi yerine, ikili rekabetlerin ortak güvenlik mekanizmasını olumsuz etkilemesini önleyecek bir denge kurulması gerektiğini söyledi.
“MEZHEPSEL BİR İTTİFAKA DÖNÜŞMEMELİ”
Anlaşmanın karşı karşıya olduğu bir diğer riskin ise mezhepsel bir ittifak olarak algılanması olduğunu belirten Demir, yapının “Sünni ittifakı” veya İran’a karşı oluşturulmuş bir blok şeklinde değerlendirilmesinin bölgesel rekabeti daha da derinleştirebileceğini ifade etti.
Böyle bir algının yalnızca İran’ın anlaşmaya yaklaşmasını zorlaştırmayacağını, diğer bölge ülkelerinin de yapıya katılımını azaltabileceğini belirten Demir, anlaşmanın ekonomik, diplomatik ve güvenlik boyutları bulunan kapsayıcı bir yapıya dönüştürülmesinin yeni ülkelerin katılımını kolaylaştırabileceğini söyledi.
“KALICI VE BAŞARILI BİR ANLAŞMA MÜMKÜN”
Mehr'e konuşan Doç. Dr. Yeşim Demir’e göre Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın kalıcı ve başarılı bir yapıya dönüşmesi mümkün. Ancak bunun yalnızca askeri güvenlik üzerinden yürütülmemesi gerekiyor.