Gazeteci Çağlar Tekin 12punto’da dış gündemi değerlendirdi: ‘Halihazırda savaştayız’

Gazeteci Çağlar Tekin, ABD-İran gerilimi sürerken Meksika’da yaşanan gelişmeleri 12punto'ya değerlendirdi. Tekin, 'Halihazırda savaştayız' diyerek dikkat çekti.

12punto

12punto.com.tr 

Cenk BAŞBOĞAOĞLU

ABD-İran arasındaki gerilim uluslararası gündemi meşgul ederken Meksika’da yaşanan krizin arkasında ABD’nin başka hesaplarının olup olmadığı akıllarda soru işareti olarak belirdi. Gazeteci Çağlar Tekin, 12punto’da Orta Doğu’nun sıcak gündemini ve bunun Meksika’da yaşananlar ile ilişkisini değerlendirdi. Tekin, dünyanın halihazırda bir hegemonya savaşı içerisinde olduğunu, bunun ise kapitalist dünyanın kendi içerisinde verilen bir savaş olduğunu aktarırken, bu durumu emperyal zincirin üzerindeki bir kırılma noktası olarak tanımladı.

‘MEKSİKA-ABD ORTAK OPERASYONUNUN PAYI VAR’

Trump'ın Venezuella işgalinin ardından yaptığı açıklamalarda Grönland ve Küba dışında Meksika'yı da işaret etmişti. Tekin, ABD'nin son gelişmelerdeki payını, “İkiye ayırmak gerekir aslında Meksika başlığında. Bir, ABD'nin bu anlamda bir payı olduğunu düşünmek. Meksika-ABD ortak operasyonunun üzerinden başladığı için burada bir pay olduğu aşikar. Ama bence esas bakılması gereken kısım tarihsel boyutu. Yani bu uyuşturucu işi nasıl Latin Amerika kıtasında yükseldi, nasıl bu kadar gelir getiren hale erişti… Ne kadardan kasıttan şunu da hatırlatabiliriz: Geçen sene çıkan son CIA raporunda 1.2 triyon dolarlık bir uyuşturucu hacminden bahsediliyor. Dünya'daki hacimin %70-75 kadarının Latin Amerika merkezli olduğundan bahsediliyor. Yani aşağı yukarı 700-800 milyar dolarlık bir pastadan bahsediyoruz ve burda iki tane büyük aktör var. Bunlardan birisi Kolombiya -ki üretim merkezleri- ikinci kısımsa bunun dağıtım ayağı, onlar da ağırlıklı olarak Meksika. Çünkü Kolombiya'da üretilen uyuşturucunun çok çok büyük bir kısmı hatta neredeyse tamamı ABD'ye gidiyor.”

‘NATO’NUN ÇOK BÜYÜK BİR BAĞI VAR…’

Tekin, söz konusu şebekelerin nasıl ortaya çıktığını ise şu sözlerle dile getirdi:

“Öncelikle NATO'nun bağını kabul etmek lazım. Burada NATO'nun çok büyük bir bağı var. NATO, bunu çok uzun yıllar boyunca Latin Amerika'nın, ABD ekseninde kalabilmesi için kullanılan operasyonların finansmanında kullandı ki keza eski Dünya'da Asya-Avrupa hattına baktığımızda da buranın merkezi Afganistan'dı. Yine NATO üzerinden Afganistan'da öncelikle o Demokratik Cumhuriyet/Sosyalist idareye karşı bir ‘cihadizm’in örgütlenmesi sürecinde bunun finansmanı kullanıldı. Ardındansa zaten NATO'nun diğer operasyonları ve paralel bir biçimde Afganistan'daki genel işleyiş, keza buna paralel bir biçimde diğer ülkelerdeki operasyonlar için ana finansman kaynağı uyuşturucu oldu.” 

Ardından Tekin, “Şunu da açık biçimde söylemek lazım -ABD'de de bunun davaları görüldü- özellikle Vietnam savaşının ardından başlayan travmatik periyotta -biliyorsunuz bir Vietnam travması vardır ABD toplumunda- bunun gideriminde kokain kullanımı özendirildi. İlaçlarla da özendirildi. Amerika'nın içinde aslında legal bir biçimde uyuşturucu yayıldı. Bu yayılan uyuşturucunun bir ihtiyaç haline gelmesi, bir pazar oluşturması yeni bir kapı açtı. Bu kapı da yine özellikle Kolombiya'da ki özellikle Kolombiya'daki sol örgütlere karşı kurulmuş olan uyuşturucu finansman işi, uyuşturucu ağı bu gerilla örgütlerine karşı savaşında, finansında kullanıldı. Burdan ciddi bir zengin toplam, bir oligark toplam yaratıldı. Bunlar Kolombiya yönetimi üzerinden örgütlendi, CIA'in burda çok ciddi bir bağı oldu. Zaten Kolombiya'da FARC ve diğer örgütlerle mücadele için tüm süreci NATO ve ABD uzmanlarının yürüttüğünü de göz önüne aldığımızda, bu pastanın, uyuşturucu işinin dünyaya bela olmasının ardındaki ana eksen NATO ve ABD’dir. Latin Amerika burada bir üs olarak kullanıldı, bir labarotuvar olarak kullanıldı. Bunun üzerinden çok güçlü bir finansman yaratıldı, bir ağ örüldü. Bu ağ bir yandan uyuşturucu satarken bir diğer yandan da ‘sosyalistlerle, komünistlerle mücadele’ başlığı altında çalıştırıldı. İkisi paralel bir biçimde yürütüldü. Tabi bu tarz işlerde şu kaçınılmaz bir sondur: Bu kadar yüksek bir rant alanı yarattığınızda, bu rant alanı kendi ekonomisini, kendi işleyiş tarzını, kendi örgütlenmesini de kısa sürede içerisinde doğurur. İşte Asya üzerinden biz Talibanın ya da şunun bunun doğuşunu nasıl görüyorsak Latin Amerika'ya baktığımızda Meksika'nın kartellerini, Kolombiya'da o karşı-devrimci örgütleri, bütün bunların hepsini aynı yerde görebiliriz.” dedi.

‘ABD’NİN KONTROL ALTINA ALMAYA ÇALIŞTIĞI İKİ DEVLET’

Tekin, Meksika’da yaşanan gelişmelerin ABD-İran gerilimiyle paralel ele alınmasına şüpheli yaklaştığını belirtti ancak, “Şunu biliyoruz. Trump'ın bu Monroe doktrinini yeniden canlandırması hikayesi bir miktar Kolombiya, Meksika, Küba ve Venezuela hattını dünyadan izole etme üzerine kuruldu. Yani bu coğrafyada ne Çin'in ne Avrupa'nın ne Rusya'nın müdahil olmayacağı bir özel kalan ABD'nin denetiminde ve bu devletlerin, buradaki ortaya çıkacak yönetimlerin de ABD'ye bağlanacağı bir periyot açma üzerine kurulu. Zaten biz şunu rahatlıkla söylüyorduk: 1990'ların son kısmından itibaren -illa bir milat koyacaksak işte 1999 diyebiliriz- Chavez'in yavaş yavaş Venezuela'da iktidara gelişiyle beraber bir kopuş yaşandı. ABD'nin Latin Amerika üzerindeki tahakkümüyle birçok darbe denemesi oldu ama bunlar başarısızlıkla sonuçlandı ve bu süreçte yükselen sol dalga bölgede bir etki yarattı. ABD'den uzaklaşan bir devletler etkisi yarattı. O dalganın da buraya doğru uzandığını görüyoruz. Nitekim Kolombiya ve Meksika da şu an ABD'nin belli noktalarda tamamen kontrol altına almaya çalıştığı iki ayrı devlet olarak belirtebileceğimiz yapılar.” şeklinde ekledi. 

‘BİR HEGEMONYA MÜCADELESİ…’

Gündemde sürekli yer edinen dünya savaşı ihtimali hakkında ise Tekin, “Fiziki bir savaş ne zaman doğar, nasıl doğar bunları söylemek elbet güç. Ama bir savaşın şu an için halihazırda olduğu, bir hegemonya mücadelesi şeklinde devam ettiği, bir iktisadi mücadele şeklinde devam ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunun illa bir başlangıç periyodu var diyecek isek -kesin olarak şurada başladı demek o kadar kolay değil- belli köşe taşları olduğunu söylemek lazım. Birincisi 2007. Münih Güvenlik Konferansı'nda mesela Putin'in ‘Tek kutuplu dünya arzunuz artık son, yani bu mümkün değil. Biz de burada ikinci bir kutupla beraber yeni bir dalga yaratmaya çalışıyoruz’ minvalinde bir çıkışı vardı. Münih Güvenlik Konferansı'nda Putin'in yaptığı 2007 konuşmasından… Burada önemli bir köşe taşı diyebiliriz bir diğer ya bir yandan. İkinci köşe taşı olarak ise burada Libya'nın alt üst edilmesi olabilir. Mesela orada Rusya'nın kendine verdiği bir öz eleştiri vardı. Yani BM üzerinden ABD'nin Libya'yı talan etmesine olanak tanıyan bir kapı açmıştı Rusya. Daha sonrasında bunu Suriye üzerinden düzeltmeye çalıştığını söyledi ama orada da bir başarı sağlanamamış oldu. Bunlar adım adım bu dünya hegemonyası üzerinde ABD'ye yönelik itirazlar bütününün oluşumu. Bunun arka planındaysa elbette bir iktisadi yapılanma var. Kim var? Hani tabii bunu şöyle anmak çok doğru olmaz. Sovyetler Birliği ile ABD arasındaki kavga gibi bir kavgadan bahsetmiyoruz o dönem. İki ayrı dünya vardı. Biri sosyalist bir dünya, birisi kapitalist bir dünya. Bu iki dünyanın mücadelesi vardı. Bugün kapitalist dünyanın bir alternatifi yok. Mücadele aslında ‘kapitalist dünyanın kendi içerisinde verilen bir emperyal zincirin üzerindeki bir kırılma noktası’. Zaten genelde dünya savaşları da bu zincirin üzerindeki kavgalardan çıkar. Yani bizim İkinci Dünya Savaşı dediğimiz, Almanya'nın bu zincirin bir yerine girmeye çabalaması üzerine olmuştu. Keza Birinci Dünya Savaşı da aynı gerekçeyle ortaya çıkmıştı. Bugün bu zinciri Çin bir yerinden zorluyor, kırmaya doğru itiyor. Dünyanın en büyük ekonomisi, dünyanın en güçlü devleti haline geliyor, adım adım geliyor. Yani en kötü tahminlerde bile 2030'larla beraber hem askeri anlamda hem sınai anlamda artık Çin açık ara bir dünya lideri haline gelmiş olacak. ABD'nin attığı adımlar aslında buna karşı.” dedi.

Dünyada yaşanan gelişmeler ışığında Türkiye’nin soyutlanması oldukça zor. Hem bölgeden hem Türkiye’den hem de Kürt Sorunu açısından yorumlarını aktaran Tekin, “Şimdi Türkiye burada özellikle bu hegemonya mücadelesinin biraz daha erken dönemlerinde yani 2020'lerin başına doğru geldiğimizde bir boşluk, bir boş alan buldu kendine ve bunun üzerinden aslında yine ABD ile işbirliği yapacak bir biçimde -ama kendine burada bu hiyerarşinin içerisinde biraz daha üste taşıyacak adımlar- atmaya çalıştı. Suriye bunun en önemli sahasıydı. Ancak burada şunu besleyecek altyapısı yok Türkiye'nin. Yani şimdi siz sonuçta emperyal bir rol almaya heveslendiğiniz andan itibaren bunun altını dolduracak bir sınai teknolojik altyapı da örmeniz gerekir. Türkiye bundan noksan. Bundan noksan olduğu için de ne finansal olarak attığı adımları besleyebilecek güce sahip ne askeri anlamda ne de siyasi anlamda bunları yönlendirebilecek kapasiteye sahip. Ama bulunduğu coğrafya, geçmişten gelen güçlü bir ordu, toplumsal yapısının, Orta Doğu'nun diğer ülkeleriyle kıyasladığımızdaki sağlamlığı gibi başlıklar, Türkiye'yi öne çıkaran noktalardı. Ama burada iki şey hızlı bir biçimde yaşıyor. Bunlardan bir tanesi, dediğim gibi heveslerle gerçeklik arasındaki açı, hevesleri kaldırabilme potansiyelini barındırmıyor artık. Bundan kaynaklı olarak da Ankara'nın eli giderek daha kapalı hale geliyor. Kürt başlığı buradaki temel kartlarından bir tanesi haline geldi şu an. Ancak burada başka engeller var. Suriye üzerinden Türkiye'nin rejimini dönüştüren bir adım atılmaya çalışıldı. Yani daha İslamize, daha Osmanlıca vs. Burada Kürtleri kullanmaya çalıştılar. Ama bu çok başarılı olmadı. Şimdi İran'a yönelik bir hamle var. Burada Kürtleri kullanmaya yani hamiliğini alarak ABD'nin aslında bölgedeki işlerini yapabilecek bir güç, bir odak olduğunu göstermeye çalışıyor AKP. Ama İran gibi bir başlıkta birden fazla kısıt var.

Bunlardan bir tanesi İran toplumunun veya devletinin nasıl çökeceği. Bu çökme ne kadar mümkün bir tartışma. İkincisi Velev ki bir çökme oldu. Bu çökme Suriye'yle falan kıyaslanacak bir çökme olmayacak. Yani Suriye dediğimiz yer altı, yer üstü zenginliği olmayan tamamen Baas yönetiminin eski yani o sosyalist dönemin kazanımlarıyla, dünyadaki sosyalist dönemin kazanımlarıyla bir politik alan bulduğu yer altı ve yer üstü kaynağı olmadan kendi toplumunu inşa edebilmiş bir yapılanması vardı. Nüfusu dardı, zenginliği azdı. Bundan kaynaklı olarak da buraya saldırma noktasında da, bunların direnci noktasında da kimi kısıtlar vardı. İran böyle değil. 

1-İran, çok daha köklü bir devlet yapılanması, çok daha köklü bir toplumsal mekanizma, bir de Şiiliğin ayrı bir payı var. Çünkü Sünni dünyaya karşı, Şii dünyanın orada bir liderliği söz konusu İran'da. Ve bu, insanların milliyetleri vs. ötesinde bir dinsel bağlanma üzerinden Tahran'la bağlarına ayrı bir biçimde çalıştırıyorlar. Haliyle Suriye'de yapıldığı gibi işler yapmak o kadar kolay değil. 

2- Askeri olarak çok daha farklı bir yapıdan bahsediyoruz. Güçlü bir yapıdan bahsediyoruz her şeyden önce. 

3- Müttefikler güçlü. Suriye kadar zayıf değil, bir miktar daha güçlü özellikle petrol gibi kaynaklarının da olması sebebiyle. 

Bir de böyle bir tabloda yani İran'ın bir çöküş durumunda Türkiye'nin altından kalkamayacağı bir nüfus değişimi süreci ortaya çıkar. Bu iki sebepten kaynaklı. Bunlardan birisi 90 milyonluk bir ülkeden bahsediyoruz ve Doğu'ya kaçabilecekleri bir nokta yok. Yani bir komşunuz Afganistan, kim Afganistan'a kaçmak ister? Pakistan, kim Pakistan'a kaçmak ister? İnsanlar Batı'ya kaçmak isterler ve Türkiye üzerine gelmek isterler. 90 milyonun, işte örnek veriyorum %10'unun kaçtığı, %20'sinin kaçtığı bir atmosferde 20 milyona yakın bir rakamdan bahsediyoruz. Bu Türkiye'nin kaldırabileceği bir rakam değil. Ek olarak, AKP'nin kafasındaki politik İslam cihat, Şii nüfusun 20 milyona yakın bir Şii'nin Türkiye'ye gelmesiyle Türkiye için tasarımlarını anlamsız hâle getirecek bir tablo yaratıyor. Çünkü burada cihadist bir sünni damar yaratılmaya çalışılıyor şu an. Ama oradaki gelecek bir Şii nüfus ne o Türk'lü kavramıyla AKP'nin kucaklayabileceği bir yere oturur, ne dinsel olarak kucaklayabileceği bir yere oturur ve bu anlamıyla bir çıkmaz nokta getirir. Ankara'nın İran Savaşı'na ayak diremesinin sahiplerinden bir tanesi de buymuş gibi gözüküyor.

‘ANKARA’NIN NİYETİ…’

Tekin, son olarak Türkiye’nin bölgede düşündüğü gibi bir güce erişmesi ve iddiasını gerçekleştirmesinin ardında nelerin yattığını, “Kürtler, Suriye’de büyük oranda anlattığımıza yakın bir yere vardı. Türkiye için de bu şöyle söylenebilir. Daha islamize edilmeye çalışılan bir toplam, bu islamizasyon üzerinden AKP'ye biraz daha bakacak. İşte AKP rejimini destekleyecek. Bunun üzerinden sınırların esnediği -ki İsrail ve ABD'nin yakın dönem planları da bu yolda şekilleniyor-, sınırların belirsizleştiği ve denetimsizleştiği, devletlerin bu anlamıyla anlamsızlaştığı bir atmosfer doğumundan bahsediliyor. Bu Türkiye için o kadar kolay değil tabii. İran başlığında Kürtlerin kullanılması da o kadar kolay gözükmüyor. Ama şunu söylemek lazım: Ankara, belli noktalarda bir iktisadi altyapı önerebilirse, burada Kürtlerin de hamiliğini üstlenebilecek bir boyuta gelebilir. Niyeti kısmen böyleymiş gibi gözüküyor. Ama bunun için dediğim gibi hâlâ hazırlıklarımızda çok uzun bir yol var. İktisadi anlamda da, politik anlamda da atılması gereken. O kısmı bir süre sonra gerçeklikle nasıl ilişkilendiği üzerinden yeniden değerlendirmek gerek.” şeklinde açıkladı.