İyi kovboylar birbirini nerede olsa bulur
Avukat-Yazar Başak Akgün Akil, Türk müzik tarihine damgasını vuran Y. Dağhan Baydur'un hayatını anlatan "Yalnız Kovboy" kitabını yazdı.
12punto
Bazı hayatlar vardır; tek bir kelimeye hiç sığmaz, notalara sığmaz, arşivlere hiç sığmaz…
Ama yine de bir kitaba sığmasını isteriz.
İzzeddin Çalışlar tarafından kaleme alınan ve Y. Dağhan Baydur’un hayatını anlatan “Yalnız Kovboy” tam da böyle bir hatırat. Arşivlere, notalara, kelimelere sığmıyor ama bir kitapta anlatılması çok kıymetli. O ilk keşfedilen notalar gibi…
Zira, Baydur’un hayatı sadece kalple dinlenen bir müzik tarihi değil; emekle yazılmış bir mücadele destanı.
Bu kitabın bir yanına Beatles’ın gölgesi düşüyor, bir yana Galatasaray tribünlerinin ahengi… Bir yana Londra stüdyolarının hikayeleri, bir yana Türkiye’de telif hakkı kavgasının izleri…
Bütün bu serüvenin ortasında Y. Dağhan Baydur var.
Hem müzisyen hem entelektüel hem inatçı bir hak savunucusu, hem de kendisiyle dalga geçmeyi bilen bir “yalnız”.
Bir insanın değil; bir kuşağın, bir mücadelenin ve susmayan bir vicdanın hikâyesini takip ediyoruz “Yalnız Kovboy’da…
“Müziğin hafızasına bırakılmış bir kara kutuyu açıyoruz” desek yanlış olmaz.
“Yalnız Kovboy”, Doğan Kitap aracılığı ile okurlarıyla buluştu. Müzik tarihine çok değerli bir hatırat armağan eden bu kitap, okuyucusunu birbirinden özel isimlerle birlikte müzikal ve mizahi bir yolculuğa çıkarıyor.
Baydur, müziğe yalnız bir sevdayla değil, bir mücadeleyle de bağlı aynı zamanda.
Ülkemizde telif hakları bilincinin kurulması adına ömründen yarım asrı adadı. Ve sadece sanatçılara değil, aynı zamanda meslek birliklerinin ve hukukçuların da ilham kaynağı oldu.
Peki kimdir bu “Yalnız Kovboy”?
Y. Dağhan Baydur’u tanımlarken, “eşsiz bir müzik dâhisi, ekonomist, sporcu, sanatçı, besteci, yorumcu, yapımcı, yönetmen, müzikal oyuncusu, Galatasaray Divan Kurulu Üyesi (e.), yazar ve ülkemizin telif hakları savunucusu” kelimelerini seçebilirim.
Unvanlar insanı kısıtlar…
Ancak kitabı okuduğunuzda göreceksiniz ki, o hem hepsi ve hem de daha fazlası.
Kendisi, çok sevdiği ve annesinin kendisinden gizlediği gizli kardeşi olarak andığı John Lennon hakkında, “İlk fark ettiğim benzeştiğimiz özelliği, işini hep çok ciddiye alıp, kendini hiç ciddiye almamasıydı” diyor. Henüz o yıllarda Lennon’ı kardeş seçmesi onun ayrıksılığının da kanıtı…
O halde, bu özel ruhu dikkatle duymamız gerekiyor…
Avukat-Yazar Başak Akgün Akil, İzzeddin Çalışlar'ın yazdığı Yalnız Kovboy kitabını inceledi.
İstanbul’da 1949’da doğan Baydur’un müziğe olan ilgisi, henüz 5 yaşında aldığı piyano dersleri ve ailesi ile hafta sonları devam ettiği İstanbul Şehir Orkestrası’nın (Bugünkü IDSO) Taksim bahçesindeki konserleriyle başlıyor.
İlkokuldan itibaren okuduğu Galatasaray Lisesi’nde 1963’te kurduğu “The Young Beatles” grubuyla konserler veriyor.
Üniversite yıllarında ekonomi okurken müzik sevdasından da vazgeçmiyor.
1967 yılında Türkiye’nin ilk diskoteği olan “Club 33”te DJ’lik ve yöneticilik yapıyor.
Aynı zamanda profesyonel olarak basketbol oynuyor.
Çok yönlü demiştik ya…
Üniversite sonrasında İstanbul Reklam ve Manajans’ta reklam müzikleri besteliyor ve yönetmenlik yapıyor. 1978’de sözlerini Türk edebiyatının usta ismi Hulki Aktunç’un yazdığı “Sevince” isimli ilk bestesi ile 900 profesyonel eserin yarıştığı Türkiye Eurovision birinciliğini kazanıyor ve Türkiye’yi Grup Nazar ile temsil ediyor.
Tarihler 1979’a geldiğinde ise İngiltere’ye yerleşiyor ve müzik yayım şirketi olan Muzikotek’i kuruyor.
Aşkını evlilikle taçlandırdığı tarih ise 1980… Christine Billington ile evleniyor.
Türk müziklerini tanıtan besteleri ve anonim eser düzenlemeleri ile uluslararası müzik dünyasında adını duyuruyor. Hatta; eserleri Hollywood filmlerinde kullanılıyor ki, bugün düşündüğümüzde bu başarının kıymeti tarif mümkün değil.
Baydur, daha sonrasında Muzikotek’i İstanbul’a taşıyor. Müzikotek, Türkiye’deki ilk müzik yayım şirketi.
Türk bestecilerinin haklarını koruma ve özgün müzik eserlerinin yurtdışı lisanslamasının öncüsü…
Hasılı; Türkiye’de müzik sektörünün alt yapısının oluşturulması ve telif haklarının oturması için ilk adım…
MESAM Yönetim Kurulu’nda görev alan Baydur, akabinde Türkiye’nin ikinci müzik eseri sahipleri meslek birliği olan MSG’yi kurarak 2003 yılına dek başkanlığını yürütüyor.
1999 yılında kendisi ile birlikte MFÖ’den tanıdığımız Fuat Güner ve Erdal Kızılçay’ın da yer aldığı “D.E.F. Orkestra” isimli grup ile “Beatles Alaturka” albümünü çıkartıyor.
İstanbul ve Liverpool’da -yani Beatles’ın doğduğu yerde- konserler veriyor.
Kendisine İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth tarafından teşekkür mektubu gönderildiğini duymuş muydunuz?
Baydur’un ilkleri anlatmakla bitmiyor; Ali Kırca’nın kült programı “Siyaset Meydanı”nın unutulmaz jeneriği ona ait.
Galatasaray’ın ilk resmi albümüne ve unutulmaz resmi marşına imza atan da o…
“Re! Ree! Reee! Ra! Raa! Raaa! Gassaraay Gaassaraay Cimbomboom!” diye hala statları inleten marşın mimarı da Baydur…
“Yalnız Kovboy”umuz aynı zamanda Galatasaray’ın müzik abisi!
Müziğe adanmış bir ömrü anlatmak kolay değil. Lakin; İzeddin Çalışlar’ın yalın, özenli ve mizahi kaleminden dökülen “Yalnız Kovboy” Baydur’u anlamak için bir referans kitap…
Kitabı okurken hep şunu düşündüm: “Baydur, neden ‘Yalnızsın Kovboy’?
Mücadelemiz ve inancımız ne denli büyük olursa olsun, zaman zaman hepimizin yolumuzda kendini yalnız hissettiği anlar olur. Mesele, yalnızlığı düşman görmeyip, mücadelenin bir parçası olarak kabul edebilmekte, yoldan dönmemekte, düşman olmamakta, geçmişe gülümseyebilmekte.
İşte tam da öyle hissettiğim bir günde bu kitabı okumak bana çok iyi geldi.
Telif alanında ülkemizin en güçlü figürlerinden biri olan, sektörde pek çok kişinin kendisinden feyz aldığı Y. Dağhan Baydur, insan yalnızlığını tüm dürüstlüğüyle ve her zamanki gibi mizahının gücüyle düpedüz ortaya koyuyordu.
Bu kitabı bir kahramanlık kitabı olarak kaleme almak da vardı, fakat Çalışlar, tıpkı piyanonun tuşlarına ustalıkla basar gibi, Galatasaray’dan abisi Baydur’un hayatını tüm iniş ve çıkışlarıyla aktararak Türk müzik tarihine müzikal bir hatırat bırakmayı seçmiş.
Kim bilir, belki de bu kitap, “Asla Yalnız Olmayan Kovboy”un okuyucusuna “Mücadelenden, doğru bildiğinden asla vazgeçme. Kendini yalnız hissedersen, ben varım” deme biçimiydi.
Nitekim kitabında da belirttiği üzere:
“İyi kovboylar birbirini nerede olsa bulur.”
Orada buluşmak üzere…