İki ilaca rağmen düşmeyen tansiyonda aldosteron hormonu etkili olabilir

Uzmanlara göre dirençli hipertansiyon ve potasyum düşüklüğü birlikte görülüyorsa böbreküstü bezi kitleleri araştırılmalı.

12punto

Dünya genelinde yaklaşık 1 milyar 400 milyon, Türkiye’de ise 20 milyon kişinin hipertansiyonla yaşadığı tahmin ediliyor. Kalp ve damar hastalıkları açısından önemli bir risk faktörü olan yüksek tansiyonun arkasında sağlıksız beslenme, aşırı tuz tüketimi, hareketsiz yaşam ve genetik yatkınlık gibi nedenler bulunabiliyor. Ancak bazı hastalarda tablo, daha farklı bir nedenle açıklanabiliyor.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Köstek, iki veya daha fazla tansiyon ilacı kullanılmasına rağmen kan basıncı kontrol altına alınamayan ve potasyum düşüklüğü yaşayan hastalarda böbreküstü bezi kaynaklı sorunların değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Uzmanlar, dirençli hipertansiyonda altta yatan nedenin araştırılması gerektiğini vurguluyor.

ALDOSTERON FAZLALIĞI TANSİYONU YÜKSELTEBİLİR

Her iki böbreğin üzerinde yer alan böbreküstü bezleri kortizol, adrenalin ve aldosteron gibi yaşamsal hormonları üretir. Aldosteron hormonu vücudun su ve mineral dengesinin korunmasında rol oynar. Böbreküstü bezinde gelişen bazı iyi huylu kitleler ise bu hormonun aşırı salgılanmasına yol açabilir.

Aldosteron fazlalığında böbreklerde sodyum ve su tutulumu artarken potasyum kaybı görülebilir. Bu süreç kan basıncının yükselmesine, yani hipertansiyona neden olabilir. Doç. Dr. Köstek, yüksek tansiyonla birlikte potasyum düşüklüğünün aldosteron hormonunun fazla salgılandığını düşündüren önemli bulgulardan biri olduğunu ifade etti.

Yüksek tansiyonla birlikte potasyum düşüklüğünün görülmesi aldosteron hormonunun fazla salgılandığını düşündüren önemli bulgulardan biri olarak kabul edilmektedir. Bu bulguların varlığında böbreküstü bezinde hormon salgılayan bir kitle bulunup bulunmadığının mutlaka araştırılması gerekmektedir.

— Doç. Dr. Mehmet Köstek
Aldosteron fazlalığı, vücudun su-mineral dengesini etkileyerek tansiyon yüksekliğine yol açabiliyor.

Böbreküstü bezindeki kitleler çoğu zaman belirti vermediği için uzun süre fark edilmeyebiliyor. Bu nedenle hastalar birden fazla tansiyon ilacı kullansa da hedeflenen kan basıncı değerlerine ulaşamayabiliyor. Kontrol altına alınamayan hipertansiyonun uzun vadede kalp ve damar hastalıkları riskini artırdığı belirtiliyor.

Sürekli potasyum kaybı da kas güçsüzlüğünden kalp ritim bozukluklarına kadar uzanan sorunlara zemin hazırlayabiliyor. Bazı hastaların potasyum değerlerini normale çekmek için yüksek miktarda takviye kullanmak zorunda kalabildiği, bu nedenle erken tanı ve altta yatan nedenin belirlenmesinin önem taşıdığı kaydediliyor.

TANI VE TEDAVİ SÜRECİ NASIL İLERLİYOR?

Böbreküstü bezi kitlesinden şüphelenilen hastalarda ilk aşamada tıbbi öykü ve şikayetler ayrıntılı biçimde değerlendiriliyor. Ardından hormon düzeylerini ölçen testler yapılıyor. Kanda hormon fazlalığı saptanması halinde tomografi veya manyetik rezonans gibi görüntüleme yöntemleriyle kitlenin hangi böbreküstü bezinde bulunduğu araştırılıyor.

Dirençli hipertansiyonda düzenli takip ve ayrıntılı değerlendirme önem taşıyor.

Tedavide amaç, fazla hormon salgılayan kitlenin çıkarılması ve hormon düzeylerinin normale dönmesinin sağlanması. Doç. Dr. Köstek, günümüzde cerrahi tedavinin çoğunlukla laparoskopik ve robotik yöntemlerle kapalı olarak yapıldığını belirterek, küçük kesilerle gerçekleştirilen operasyonların ardından hastaların 1-2 gün içinde normal yaşamlarına dönebildiğini aktardı.

Köstek’e göre ameliyat sonrası dönemde hormon düzeyleri düzenli izleniyor ve gerekirse tansiyon ilaçları yeniden düzenleniyor. Uygun hastalarda operasyon sonrasında tansiyonun normale dönebildiği ya da kullanılan ilaç sayısının belirgin biçimde azaltılabildiği ifade ediliyor.