Uzmanından ilişkisel stres uyarısı: Zor ilişkiler biyolojik yaşlanma sürecini etkileyebilir

Klinik Psikolog Öykü Gönültaş, sürekli savunmada hissettiren ilişkilerin uyku, bağışıklık, dikkat ve yaşlanma süreçlerini etkileyebileceğini belirtti.

12punto

Bazı ilişkiler, yalnızca duygusal olarak değil bedensel olarak da yıpratıcı sonuçlar doğurabiliyor. Acıbadem Life Klinik Psikologu Öykü Gönültaş, sürekli açıklama yapma ihtiyacı, sınır koyduğunda suçluluk duyma, bazı görüşmelerden sonra aynı konuşmayı zihinde tekrar etme ve tükenmiş hissetme gibi durumların “ilişkisel stres” göstergesi olabileceğini belirtti.

Gönültaş’a göre uzun süre devam eden ilişkisel stres; uyku düzeninden bağışıklık sistemine, dikkat performansından biyolojik yaşlanma süreçlerine kadar birçok alanı etkileyebiliyor. “Bedenimiz yalnızca fiziksel tehditlere değil, ilişkilerde hissettiğimiz güvensizlik ve sürekli alarm haline de tepki verir. Bu nedenle kendimizi sürekli savunmada hissettiğimiz ilişkiler, zaman içinde hem psikolojik hem de biyolojik bir yük oluşturabilir” ifadelerini kullandı.

İlişkisel stresin uzun sürmesi, bedenin toparlanma kapasitesini zorlayabiliyor.

Klinik Psikolog Gönültaş, beynin sosyal ilişkileri aynı zamanda bir güvenlik sistemi üzerinden değerlendirdiğini vurguladı. Kabul görmek, anlaşılmak ve desteklenmek sinir sistemine güven mesajı verirken; sürekli eleştirilme, küçümsenme, reddedilme ya da öngörülemeyen tepkilerle karşılaşma beklentisi beyin tarafından “sosyal tehdit” olarak algılanabiliyor.

Bu durumda beden, fiziksel bir tehlikeyle karşı karşıyaymış gibi stres yanıtını devreye sokabiliyor. Görüşmeden önce “Yine kendimi anlatamayacağım”, “Yine yanlış anlaşılacağım” ya da “Sınır koyarsam suçlu hissedeceğim” gibi düşüncelerin zihni meşgul etmesi; kalp atışının hızlanması, kasların gerilmesi, tetikte hissetme ve konuşmayı defalarca prova etme gibi tepkilerle birleşebiliyor.

BEDENİN VERDİĞİ SİNYALLER

Stres kısa süreli olduğunda beden, değişen koşullara uyum sağlamak için doğal bir savunma mekanizması geliştiriyor. Ancak stres kaynağı devam ettiğinde vücut tekrar tekrar alarm durumuna geçiyor. Gönültaş, bu durumun bilimsel olarak “allostatik yük” şeklinde tanımlandığını belirterek, bedenin dengeye dönebilmek için daha fazla kaynak harcadığını söyledi.

Uzun süreli stresin yalnızca “gerginlik” haliyle sınırlı olmadığını belirten Gönültaş, bedenin dinlenme, onarım ve toparlanma kapasitesinin de zorlanabileceğine dikkat çekti. Son yıllardaki çalışmaların, uzun süren olumsuz sosyal ilişkilerin biyolojik yaşlanma, inflamasyon ve genel sağlık yüküyle ilişkili olabileceğine işaret ettiğini aktardı.

Her zor ilişkinin “toksik” olarak etiketlenmemesi gerektiğini vurgulayan Gönültaş’a göre belirleyici olan, tek bir tartışmadan çok kişiyi sürekli aynı duygusal döngüye hapseden ve çözülemeyen ilişki örüntüleri. Sürekli kendini açıklamak zorunda hissetmek, sınır koyunca yoğun suçluluk duymak ya da karşı tarafın duygularını düzenlemeyi kendi sorumluluğu gibi görmek stres yükünü artırabiliyor.

Gönültaş, ilişkisel stresi fark etmek için “Bu kişiyle görüştükten sonra kendimi nasıl hissediyorum? Daha gergin, daha yorgun ya da daha yetersiz mi? Aynı döngüyü tekrar tekrar mı yaşıyorum?” sorularının yol gösterici olabileceğini belirtti. Sınır koymanın her zaman ilişkiyi sonlandırmak anlamına gelmediğini söyleyen Gönültaş; konuşma süresini kısaltmak, belirli konulara girmemek, her talebe hemen “evet” dememek ya da tartışma büyüdüğünde konuşmaya ara vermenin de sağlıklı sınırlar olabileceğini ifade etti.

Sağlıklı ilişkilerin ruhsal olduğu kadar fiziksel sağlık için de koruyucu olduğunu belirten Gönültaş, kişinin kendisini güvende, anlaşılmış ve desteklenmiş hissettiği ilişkilerin stresin etkisini azaltabileceğini ve psikolojik dayanıklılığı güçlendirebileceğini söyledi.