CHP'deki kriz Alman basınının gündeminde: Türk demokrasisine endişeli bakış
Türkiye'deki CHP yönetiminin mahkeme kararıyla görevden alınması ve genel merkezin polis baskınıyla boşaltılması, Almanya basınında yoğun eleştirilere neden oldu.
12punto
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi'nin CHP'nin kurultay sürecine dair aldığı karar sonrası parti yönetiminin uzaklaştırılması ve CHP Genel Merkezi'nin emniyet güçleri eşliğinde boşaltılması, dış basında da gündem oldu. Alman gazeteleri ve yorum köşeleri, söz konusu gelişmelere dair demokratik normlara ve hukuk devletine ilişkin açık uyarılar içeren sert değerlendirmelerde bulundu.
Frankfurter Allgemeine Zeitung'da yayımlanan yorumda şu ifadeler dikkat çekti:
"İlk bakışta, Ankara'daki CHP Genel Merkezi'nin basılması, Türkiye'nin otoriter bir sisteme doğru uzun yürüyüşünde 'sadece' bir başka adım gibi görünebilir. Ancak bu adım, Recep Tayyip Erdoğan'ın attığı diğer birçok adımdan daha ağır. Cumhuriyetin kurucusu Atatürk'ün partisinin düşmanca bir şekilde ele geçirilmesinden çekinmiyor."
Gazetedeki yorumda, mahkeme kararının ardından CHP'nin başına "boyun eğen bir yargıcın yardımıyla kukla" getirildiği ileri sürülürken, yaşananların "bir dönüm noktası" olabileceği ifade edildi. Ayrıca, "Erdoğan'a bugüne kadar destek verenlerin otoriter devlet yolunda da arkasından gidip gitmeyeceği" sorgulandı.
AB POLİTİKALARI GÖZDEN GEÇİRİLMELİ Mİ?
Frankfurter Rundschau ise, yaşananlar karşısında Avrupa Birliği'nin ve Almanya'nın Türkiye politikasını yeniden değerlendirmesi gerektiğini belirtti. Yorumda, “Federal hükümet, Türkiye'nin AB'ye katılma çabasını destekliyor. Dışişleri Bakanı Johann Wadephul bunu geçen hafta yeniden teyit etti," ifadesinin ardından şu değerlendirmeyle devam edildi:
"Ankara'daki son gelişmeler karşısında Berlin'in bu yanılsamaya daha ne kadar tutunmak istediğini insan merak ediyor. Bir mahkeme, en büyük muhalefet partisi CHP'nin yönetimini görevden alıyor ve polis, henüz kesinleşmemiş bir kararı coplarla uygulamak için CHP Genel Merkezi'ni basıyor. Analist Gönül Tol, Türkiye'nin giderek daha fazla Rusya modeline yaklaşmakta olduğunu yazıyor.
Eleştirmenler, Erdoğan'ı şimdiden bir 'Türk Putin' olarak görüyor. Böyle biri Brüksel'de masada mı oturmalı? AB, Türk demokrasisinin giderek hızlanan tasfiyesini, perspektifsiz üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılması ve Gümrük Birliği'nin genişletilmesine ilişkin görüşmelerle ödüllendirmemeli. Şimdi, Türkiye'yi hâlâ bir aday ülke olarak tutmak isteyip istemediğine karar vermek zorunda."
NATO VE ZİRVE TARTIŞMALARI
Pforzheimer Zeitung ise, Türkiye’nin mevcut siyasi atmosferinin Temmuz ayında Ankara'da yapılacak NATO zirvesi üzerindeki etkilerine dikkat çekiyor. Yorumda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, NATO ülkelerini Ankara’daki zirvede ağırlayacak olmasının “bir zamanlar övülen değerler topluluğunun” siyasi söylemden uzaklaştırılması riskini beraberinde getirdiği savunuluyor.
Yazıda, ABD'nin mevcut başkanıyla Avrupa'dan giderek uzaklaştığı, Almanya'nın ise farklı orta güçlerle ittifak arayışı içinde olduğu belirtilerek şu soruya yer verildi: "Türkiye bu güçlerden biri. Cumhurbaşkanının (Erdoğan) kafasına eseni yapmasına kim şaşırır?"
ZİRVENİN YERİ DEĞİŞTİRİLSİN ÖNERİSİ
Saarbrücker Zeitung ise daha ileri giderek NATO zirvesinin Ankara’da yapılmaması gerektiğini savundu. Yorumun dikkat çeken bölümü şöyleydi:
"Bu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Türk muhalefetine yönelik son darbesine Batı'nın verebileceği doğru yanıt olur. Bu karar için ABD ve Avrupa'nın, Türkiye'nin Ortadoğu'daki rolü ve Rusya'ya karşı silahlanmadaki öneminden ziyade demokrasi ve hukuk devleti normlarını öne koyması gerekir. Bu yapılmazsa, Erdoğan bunu şimdiye kadar olduğu gibi devam etmesi için bir davet olarak anlayacaktır. NATO bunu desteklememelidir, rahatsız edici olsa bile."
DEMOKRASİ TARTIŞMALARI SÜRÜYOR
Alman medyasındaki analizlerde öne çıkan ortak nokta, Türkiye’de yaşanan gelişmelerin Batılı kurum ve değerlerle uyumlu olup olmadığı sorusunun giderek daha yüksek sesle sorulmaya başlanması. Özellikle demokrasi, hukuk devleti, muhalefet hakları ve uluslararası siyasi iş birlikleri söz konusu olduğunda, Alman kamuoyunun ve siyasi çevrelerin Türkiye’ye yaklaşımını gözden geçirme çağrıları dikkat çekiyor.