EMEP’li Sevda Karaca’dan fon krizi çıkışı: Hesap sormak yetmez, bu düzen sorgulanmalı
EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, fon krizinin yalnızca mağduriyet ve yolsuzluk başlığıyla değil, ekonomik düzenle birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.
12punto
Emek Partisi (EMEP) Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında fon krizine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Karaca, yaşananların yalnızca birikimlerini kaybeden yurttaşların mağduriyeti olarak görülemeyeceğini belirterek, “İnsanların neden kendi hayatlarını güvenceye almak için yatırımcı olmak zorunda bırakıldığını sorgulamak zorundayız” dedi.
Vurgunun üzerinden iki hafta geçtiğini söyleyen Karaca, kamuoyunun yanıt beklediği sorular bulunduğunu ifade etti. SPK, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Merkezi Kayıt Kuruluşu ve ilgili diğer kurumların hangi tarihte hangi bilgilere sahip olduğunun açıklanmasını isteyen Karaca, 2025’in son çeyreğinde görülen olağandışı fiyat hareketlerine ilişkin hangi incelemelerin yapıldığının da ortaya konulması gerektiğini söyledi.
Karaca, yurttaşların birikimlerini korumakla görevli kurumların sürecin bu noktaya gelmesine neden izin verdiğinin araştırılması gerektiğini belirterek, “Saray şürekasının rahatını bozacağız elbette bu soruların peşine düşerek” ifadelerini kullandı.
“MESELEYİ YALNIZCA HIRSIZLIK OLARAK ANLATAMAYIZ”
Fon krizinin yalnızca sorumluların tespit edilmesiyle ele alınamayacağını savunan Karaca, mevcut ekonomik düzenin fon ve borsa yatırımlarındaki kayıpları “piyasa riski” olarak açıkladığını, muhalefetin bir bölümünün ise meseleyi “Bunlar hırsız, paranızı yediler” söylemine sıkıştırdığını söyledi. Karaca, “İkisi de yaşadıklarımızı anlatmıyor” diyerek krizin arkasındaki ekonomik yapının tartışılması gerektiğini ifade etti.
Karaca, fon mağdurlarının tek bir toplumsal kesimden oluşmadığını, 455 bin kişinin birikimlerini değerlendirmeye çalıştığını belirtti. Yıllarca çalışarak para biriktirenlerin, emekliliği ya da çocuklarının geleceği için tasarruf yapanların bu süreçte zarar gördüğünü söyleyen Karaca; işçiler, öğretmenler, emekliler, ev kadınları ve küçük esnafla yaptıkları görüşmelerde gerçek bir mağduriyete tanıklık ettiklerini dile getirdi.
Yurttaşların fonlara yönelmesinin temel nedeninin geçim sıkıntısı olduğunu belirten Karaca, “Çünkü maaşıyla geçinemiyor. Çünkü emekli aylığıyla ay sonunu getiremiyor. Çünkü enflasyon karşısında elindeki üç kuruşun her gün eridiğini görüyor” dedi. Karaca’ya göre insanlar çocuklarının eğitimini, ev geçimini, barınma ihtiyacını ve emekliliğini güvence altına almak için finansal araçlara yöneliyor.
Karaca, yatırım için kullanılan paranın kaynağının büyük ölçüde emekçilerin ücretleri olduğunu vurguladı. “Yani işçi bir gün fabrikada, plazada emeğini satarak, ertesi gün elinde kalan üç kuruşu finans piyasasına sokarak aynı sistemin içinde eziliyor” diyen Karaca, bu birikimlerin hisse, fon, menkul kıymet ve farklı finansal araçlar üzerinden “paradan para kazanma mekanizmasının” parçası haline getirildiğini savundu.
Krizi sınıfsal bir mesele olarak gördüğünü söyleyen Karaca, bir sermayedarın yatırım kaybıyla bir emekçinin çocuğunun üniversite eğitimi için ayırdığı birikimi kaybetmesinin aynı anlama gelmediğini ifade etti. “Bir şirketin kardan zarar etmesiyle, emeklinin yıllarca biriktirdiği paranın yok olması aynı şey değildir” diyen Karaca, emekçiler açısından kaybedilen paranın çoğu zaman hayatın kendisi anlamına geldiğini söyledi.
Karaca, fon krizinin Türkiye’deki siyasi ve ekonomik yapıdan bağımsız değerlendirilemeyeceğini de savundu. Ekonomik kararların tek elde toplandığını, kamu gücü ile sermaye ilişkilerinin iç içe geçtiğini ileri süren Karaca, yargının bu süreçte gerçek bir hesaplaşma yürütüp yürütemeyeceğinin de sorgulanması gerektiğini söyledi.
Fon krizinden çıkarılması gereken dersin yalnızca sorumluların cezalandırılması olmadığını belirten Karaca, insanların geleceğini fonlara teslim etmek, çocuklarının eğitimini borsaya bağlamak ya da emekliliğini bireysel yatırım hesaplarında aramak zorunda kalmadığı bir düzen gerektiğini ifade etti. Karaca, çözümün “daha iyi yatırım yapmayı öğrenmekte” değil; insanca ücret, güvenceli çalışma, kamusal eğitim ve sağlık, güvenli emeklilik ve barınma hakkı için mücadelede olduğunu söyledi.
Bu ülkenin emekçilerinin, işçilerinin kazanacak üç kuruşu değil, kazanacak bir hayatı, kazanacak bir memleketi var.