Operasyonların ardından CHP’den kritik zirve: 'Haysiyet cellatlarını unutursak şerefsiziz, unutursak şerefsiziz'
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, artan operasyonlara karşı partili belediye başkanları ile Ankara'da bir araya geldi ve alınacak önlemlerin kamuoyuna duyurulacağını açıkladı. Özgür Özel yaptığı açıklamada" Normal vatandaş, normal vatandaş AKP'ye oy veren MHP'ye oy veren hiç korkmasın. Ne devri sabık yaratırız, ne kin güderiz, iyi olsun diye oy verdiniz, yerel seçimde vazgeçtiniz, genel seçimde hep beraberiz, ama bu haysiyet cellatlarını unutursak şerefsiziz, unutursak şerefsiziz" dedi.
12punto
Son günlerde CHP'li belediyelere yönelik düzenlenen operasyonların ardından, partinin durum değerlendirmesi yapmak ve izlenecek stratejiyi belirlemek amacıyla önemli bir buluşma gerçekleştirildi. Özellikle Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel'in gözaltına alınmasının ve tutuklanmasının ardından yaşanan gelişmeler, CHP içinde harekete geçilmesi gerektiği yönündeki görüşleri güçlendirmişti.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın, "Her gün bir operasyonla uyanıyoruz. Bunu seyredemeyiz. Bütün belediye başkanlarımız artık tedirgin. Topluca bir karar almamız ve bu kararı tüm dünyaya duyurmamız gerekiyor" sözleri, partililer arasında geniş yankı uyandırmıştı.
CHP Yönetimi bu çağrıların ardından büyükşehir, il, ilçe, belde ve büyükşehirlerin ilçe belediye başkanlarının katılımıyla bugün Ankara’da toplandı. Parti Genel Merkezi’nde saat 11.00’de başlayan buluşmada, beş ayrı oturum şeklinde farklı düzeydeki belediye başkanları bir araya gelerek yaşanan operasyonlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Görüşmelerde, CHP’li belediyelere dönük müdahalelere karşı izlenecek yol haritası ayrıntılı şekilde ele alındı.
Toplantının sonuçlarının, saat 15.00’te düzenlenecek kapanış programında kamuoyuna açıklanması bekleniyor. Bu program kapsamında CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek’in yanı sıra Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce ve Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan Akın’ın 600 kişilik salonda kapanış konuşması yapacağı bildirildi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in de gün sonunda alınan kararları paylaşarak partiye ve kamuoyuna bilgi vermesi planlanıyor.
Önümüzdeki günlerde ise 27 Nisan Pazartesi günü gerçekleşecek Parti Meclisi toplantısında, bugün yapılan görüşmelerin ve belirlenen yol haritasının sonuçlarının detaylı şekilde masaya yatırılacağı ifade ediliyor. Ayrıca Özgür Özel’in, benzer konuları CHP milletvekilleri ile de gruplar hâlinde değerlendirmesi bekleniyor.
ÖZGÜR ÖZEL KONUŞUYOR
CHP Genel Başkanı Özgür Özel konuşuyor:
"Bugün Türkiye'nin dört bir yanından milletin verdiği bayrağı taşıyarak yürüyen ve 2 yıl önce beldelerinde, ilçelerinde, illerinde, büyükşehirlerde çok yüksek oy oranlarıyla, kimsenin beklemediği bir büyük zaferin yereldeki en büyük taşıyıcısı olan her birisiyle ayrı ayrı gurur duyduğumuz, her birisini insan olarak sevdiğimiz, yoldaş olarak yürüyüşümüze yaptıkları katkılardan dolayı takdir ettiğimiz değerli arkadaşlarım, değerli belediye başkanlarım hepiniz hoş geldiniz. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tam 2 yıl önceydi. Birkaç ay önce Cumhuriyet tarihinin en önem atfedilen, kazanmayı en çok istediğimiz seçiminden mağlubiyetle çıkmıştık. Yüzümüz öndeydi, moraller bozuktu. Seçmenimiz sandığa küsme noktasına gelmiş.
Yapılacak yerel seçimlerde oy kullanmayacağını ifade edenler, Cumhuriyet Halk Partili seçmenler için de %60'lara, bazı anketlere göre %70'lere ulaşmış. Seçmen büyük bir duygusal kopuş yaşamaktaydı.
O günlerde, Cumhuriyet Halk Partililer olarak, zor günlerin partisi olduğumuzu, düştüğümüz yerden kalkmayı, birbirimizin koluna girmeyi, birbirimizden güç almayı ve bu toprakları kendi kaderiyle baş başa bırakmak yerine, bu topraklarda 100 yıl önce olduğu gibi 100 yıl sonra yeniden bir tarih yazmayı önce kendimize, sonra birbirimize, sonra da milletimize gösterdik bunu yapabileceğimizi.
Partimiz içinde, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş olgunlukta ve görülmemiş sonucu doğuran bir seçim sonucunda, yeni bir yönetim oluştu. Ama geçmişe vefa duyan, saygı gösteren, kötüyü duysa da kötüyü söylemeyen, yutkunmayı bilen ve dostuna güven, olmayana kaygı veren ama dost olmayanın ağzına laf vermek yerine sessiz kalmayı bilen bir yönetim anlayışıyla yola çıktık. Bizim yaptığımızı, yani partimizdeki değişimi millet kendi beklediği özeleştiriye yapamayacak mıydı? Bütün merak konusu buydu.
Biz o gün çıktığımız yolda, biraz önce değerli başkanlarımın vurguladığı gibi kadınlara güvenmeyi, gençlere güvenmeyi, bilime güvenmeyi, ölçme değerlendirme yapmayı, vatandaşın önüne sunacağımız adayın, onun gönlünde olan, onu temsil eden, onun güvenebileceği, iyi insanlar olmasını, o kenti temsil eden, o kentin ruhunu bilen insanlar olmasını çok önemsedik. Gençlerle, kadınlarla ve millete sorarak, anketler yaparak, yerinde partimizden görevlendirdiğimiz yüzlerce arkadaşımızın yaptığı mülakatlarla, kentleri anlamaya, onların sesini duymaya, onların beklentilerine cevap verecek adayları belirlemeye gayret gösterdik. Yönetime geldiğimizde, 1970'lerde Ecevit ve arkadaşlarının girdikleri iki yerel, iki genel seçimden partimizi birinci çıkardıklarını hatırlatıp, aynı iddiayı ortaya koyup yapamıyorsak yönetimde kalmayacağımızı da açık bir yüreklilikle, açık bir sözlülükle, büyük bir cesaretle "Yav daha 5 aylık yönetim nasıl yapsın partiyi birinci parti?" demeden, açık açık, büyük bir özgüvenle ifade ettik.
Bu gösterdiğimiz özgüven hem kendimize güven dendi hem bu salona olan güven dendi hem de bu salonda olmayan eşinden, evlatlarından, anasından, babasından koparılmış, 12 metrekarelik hücrelerinde duran Antalya'da, Bursa'da, İstanbul'da, Türkiye'nin çeşitli yerlerinde duran arkadaşlarımızın iyi insanlar olduğuna, doğru adaylar olduğuna, dürüst insanlar, mert insanlar olduğuna, halk için ve ülke için çalışacaklarına, önce ülkenin, sonra kentinin, sonra da partisinin hakkını, menfaatini koruyacak doğru insanlar olduklarına inanıyorduk. 105 miting yaptık.
Dolunun altında, yağmurun altında, rüzgarın altında birçok zorluklarla ama otobüsün üstünde her birinizle tarihin başka bir sayfasını yazdık. Yetiştiğimiz yere biz gittik, gidemediğimiz yere arkadaşlarımız gittiler, sesimiz gitti, televizyondan ulaştık. Ama samimi bir gayreti karşılıklı gösterdik. "Yerde siz, genelde Ankara'dan biz". Biz size kefil olduk, siz bize kefil oldunuz. Ve daha seçmenler öğle saatlerinde sandığa koştuklarında genel haber veren televizyonlar şöyle diyorlardı: "Seçime katılım oranında belirgin bir düşüklük var".
Bunu 7 ay, 8 ay, 10 ay önce öngörüyorduk korkarak ama çok emindik o düşüklüğün bizle ilgisi olmadığına. Hemen telefonlar açtık. Türkiye'nin dört bir yanından Cumhuriyet Halk Partisinin çok iddialı olduğu sandıklara, AK Partinin çok iddiasız olduğu sandıklara baktık. Türkiye'nin dört bir yanından şöyle haberler geldi, öğlenin 12'sinde, 1'inde: "Bizimkiler ya kullanmış ya kuyrukta, AK Parti ortalarda yok".
Sandıklar açılırken her sene birazcık kötü sonuçlar geldiğinde atılan o zaruri ama yürek yakan bir mesaja inat olsun diye, sandıklar açılmadan mesajı hazırladık, açıldığı dakikalarda 150 binden fazla sandık görevlisine attık.
Bu sefer mesaj şu değil, şu değil: "Zayıf olduğumuz sandıkları baştan açıyorlar. Her taraftan kötü haberler alıyorsunuz. Moraliniz bozmayın, sandığı bırakmayın".
Islak imzalı tutanağı almadan bir yere ayrılmayın mesajını atmadık. O mesaja inat, sandıklar açılırken sandık görevlilerine "Birazdan Türkiye'nin dört bir yanından çok güzel haberler alacaksınız. Sakın sevince, kutlamalara kapılıp görevinizi aksatmayın. Islak imzalı tutanağın ucunu sakın bırakmayın" dedik.
Bizim hikayemiz böyle başladı arkadaşlar. Bizim iktidara yürüyüş hikayemiz böyle başladı ve karşımızdaki kötülerin de korkuları ve kötülüklerine niyetleri böyle başladı. Biz bu kürsüye o gece çıktığımızda akşam 8:30-9, TRT'ye bir sürprizimiz var, 47 yıl sonra Cumhuriyet Halk Partisi TRT ekranlarında, Türkiye'nin birinci partisi derken dönüp öbür taraftan korna çalmayın, davul çalmayın, nispet yapmayın, kaybedeni üzmeyin, yarından itibaren iktidar yürüyüşümüz var, çok da gece kalmayın demeyi bildik.
İşte o akşam buradaki konuşmada dediğimiz gibi, erkeklerin cebine, kadınların çantasına milletin koyduğu anahtarın belediyenin kasasının, kapısının ya da şehrin altın anahtarı olmadığını, ama 100 yıl sonra yeniden Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün partisinin iktidar yolculuğunun anahtarı olduğunun altını kalın kalın çizdik.
Ve o günden sonra sizi topladığımız bu salonda, her toplantıda, meselenin bir kez daha Cumhuriyet Halk Partisinin yerelde ve genelde iktidar olmasını, şimdi toplumun %65'ine, ekonominin %80'ine sahip olduğumuz Türkiye'nin birinci partisi olduğumuz bu noktada asla ve asla kibre kapılmadan çalışarak ve Türkiye'yi nasıl yöneteceğimizi yerelden göstererek çalışmamızın gerektiğini sizlere anlattık.
Yapılar kurduk, masalar kurduk, çalışma grupları oluşturduk, toplantılar yaptık ve sizinle birlikte bir büyük yürüyüşü, hizmet odaklı, vatandaşın sorununu gören, sesini duyan, derdini çözen bir belediyecilik anlayışını bütün Türkiye'ye oy verene gösterdik, oy vereni pişman etmedik, oy vermeyeni pişman ettik.
Keşke biz de verseydik de bizim de burada Cumhuriyet Halk Partili bir belediye olsaydı diye. O yürüyüş biraz önce başkanım ifade etti, 1 yıl sonra meyvelerini verdi bu kararlılık. Ben de merak ettim Tayyip Bey de. Biz de merak ettik, Adalet ve Kalkınma Partisi de. Memnuniyet anketleri yapıldı. Biz %59 ölçtük milletin sizden memnuniyetini, AK Parti'de %61 ölçtü Cumhuriyet Halk Partili belediyelerden halkın memnuniyetini.
Ve o güne kadar 8, 9, 10 aylık bir hizmetin ardından sahada görülür ve rakamlara yansıyan bu memnuniyetin ardından maalesef, kadın kollarından, gençlik kollarından, ana kademesinden ümidi kalmamış olan Erdoğan, partisine hep söylediğim gibi bir yargı kolları başkanlığı kurdu. Bu yargı kolları başkanlığından birlikte de Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin üzerine gitmeye karar verdi. Görevlendirdiği kişi geçmişte çok tartışmalı kararlara imza atan, tek tek saymayacağım ama her birisi Anayasa Mahkemesinde 15'te 15'le bozulan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden tazminat doğuran, kendinden başka kimseye yaptırılamayacak siyasi kararları alan birini Bakan Yardımcısı yapmışlardı ödül olarak, onu İstanbul'a Başsavcı yaptı.
İstanbul'a Başsavcı oldu ama ne coğrafi sınır, ne yetki, ne kanun, ne yasa, ne anayasa, hiçbirini dinlememek var gücüyle Cumhuriyet Halk Partisine saldırmak üzere görevlendirilmişti. İlk saldırıyı, bugün şükürler olsun aramızda Türkiye'nin en büyük belediyesi Esenyurt Belediyesine, milyonu aşan nüfusuyla, saldırarak, belediye başkanı Ahmet Özer'i içeri atarak, güya terörle ilişkilendirip kayyım atayarak ilk kötülüğü başlattı. O günden sonra sırasıyla ve Cumhurbaşkanı adayımızı da kapsayacak şekilde, Sayın Ekrem İmamoğlu'nu da özgürlüğünü elinden alarak...