TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan: 'Kendisini Atatürkçü olarak tanımlayan biri elbette iyi bir sosyalist olabilir'
Ankara’daki büyük buluşmanın ardından TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, solun geleceği, Cumhuriyetçilik, gençlik, Kürt meselesi ve yeni medya stratejisini anlattı. Okuyan, “İdeolojik berraklık olmadan kitleselleşme olmaz; Türkiye’de anti-komünizm çökmeye başladı” dedi.
12punto
Geçtiğimiz pazar günü Ankara, Türkiye solunda uzun süre konuşulacak bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP), "Dalgaları Karşılayan Gemiler Gibi TKP Meydan Okuyor" başlığıyla düzenlediği buluşma, başkentin en büyük kongre salonunda gerçekleşti. Katılımın beklenenin çok üzerinde olduğu etkinlikte, 3 bin kişilik salon tamamen dolarken yüzlerce yurttaş konuşmaları dışarıdan takip etmek zorunda kaldı. Özellikle gençlerin yoğun ilgisi ve salondaki Cumhuriyetçi, akademisyen ve gazeteci profili dikkat çekiciydi.
Etkinliğin en çarpıcı anları ise TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan’ın kürsüye çıkışıyla yaşandı.
Sınıf mücadelesini merkeze koyan, ancak Cumhuriyetçilik kavramına sahip çıkan ve Kürt sorununda "Türklerin ve Kürtlerin barış içinde yaşayacağı ortak bir Türkiye" vizyonunu net bir dille ifade eden Okuyan’ın mesajları, sosyal medyada da geniş yankı uyandırdı. Solun geleceğini şekillendirme iddiasını bu gövde gösterisiyle ortaya koyan Kemal Okuyan ile o günü, partisinin yol haritasını ve Türkiye vizyonunu konuştuk.
- Terörsüz Türkiye adı verilen, kimilerinin 'Yeni Çözüm Süreci', kimilerinin 'Açılım Süreci' diye tanımladığı yeni sürece dair fikirleriniz son derece net ve tutarlı. Bunu açıkça ifade ediyorsunuz. Kürt yurttaşların sizin fikirlerinizle ilgili düşünceleri ve yorumları nelerdir? Size yansımaları nasıl oluyor?
Türkler, Kürtler, Araplar gibi toptancı ifadelerden kaçınmalıyız. Sömürücü Türkler olduğu gibi sömürücü Kürtler de vardır. Milliyetçi Türkler vardır, milliyetçi Kürtler vardır. Komünist Kürtler de var. Ve partimizde sanıldığından daha yüksek bir oranda. Kendi içimizde arkadaşlarımızı etnik kökenlerine göre tasnif etmiyoruz elbette. Öte yandan bu ülkenin geleceği açısından Kürt emekçilerinin ortak kurtuluş mücadelesinin önemli bir unsuru haline gelmesi gibi bir görevimiz var. Sorunuza gelince… Kürt yurttaşlarımız arasında HDP-DEM çizgisine hiç ikna olmayan, bugünkü “çözüm süreci”nden zerre heyecanlanmayan, hatta tepki duyan geniş bir kesim var. Onlarla temas ediyor, tartışıyor ve bazıları ile birlikte yürüyoruz.
- Ankara’da düzenlenen 'Dalgaları Karşılayan Gemiler Gibi / TKP Meydan Okuyor’ etkinliğine katılım çok yüksekti. Salonun dışında da yüzlerce insanın bulunduğuna tanıklık ettik. Çalışmalarınız kapsamında TKP’nin siyasetine ve genel tüm yaklaşımlarına ilgi duyan insanlar hangi açıdan ve nelere bağlı olarak TKP’ye yönelmekte, ilgi duymakta?
Bundan önceki on yıllarla karşılaştırıldığında insanların hareket etme, bu türden etkinliklere katılma isteğinde ciddi bir geriye düşüş söz konusu. Bunun ekonomik nedenleri var, toplumsal yaşamın seyrelmesinden kaynaklı boyutu var, pandemi nedeniyle değişen alışkanlıklarla ilgili yanı var. Bu anlamda son etkinlik ciddi bir başarıdır. Ancak yalnızca nicel bir başarı değildir bu. Aynı zamanda son derece canlı, enerjik, umut üreten bir toplam bir araya geldi. Emin olun, kış koşulları, grip salgını ve ekonomik sıkıntılar olmasaydı, daha çok kişi yan yana gelecekti. TKP’nin son dönemde daha fazla ilgi çekmeye başlamasının tek bir nedeni olduğunu düşünmüyoruz. Ama ilk sıraya “tutarlılık” konmalı. TKP gündelik savrulmalar yaşamamaya özen gösteren, kısa erimli “zarar”ı göze alarak ilkelerinden taviz vermeyen bir parti. Bunun son dönemde fark edilmesinin temel nedeni siyaset alanında yaşanan toplu çürümedir. Kuşkusuz TKP’nin Cumhuriyetçilik konusunda yapmış olduğu cesur çıkışların artan ilgide önemli bir payı var. Bir de, TKP’ye dönük sağdan soldan gelen içi boş saldırıların yıllardır ters teptiğini söyleyebiliriz. Bu siyaset kültüründen bıkan geniş bir kesim olduğunu unutmayalım. Bütün bunları söyledikten sonra, hatırlatmam gerekiyor ki, bu ilgi ya da TKP’nin Türkiye siyasetindeki ağırlığı mutlak anlamda yetersizdir. Çok daha fazlası gerekir. Ankara’da büyükçe bir salonu tıkabasa doldurduk diye rahatlayacak değiliz. Türkiye büyük bir ülke ve henüz katedecek çok yolumuz var.
- Sizin de ifade ettiğiniz üzere aslında var olan büyük bir enerji birikimi açığa çıkmakta, sosyalizmin Türkiye’de özellikle gençler başta olmak üzere kitlelere yayılması için yakın ve uzun vadede yol haritanız nasıl belirlenmiştir?
Bugünkü sistem küçük bir azınlık dışında herkesin zararına. Ancak çocuklar ve gençler, çok ama çok ağır bir saldırı altındalar. Okuyan ve çalışan gençler arasındaki ayırım büyük ölçüde ortadan kalktı. Hem okuyup hem çalışan çok geniş bir kitle var. Önemli bir bölümü öğrenim yaşamını ya erken bırakıyor ya da umursamıyor. Milyonlarca emekçi genç Türkiye’nin geleceğine yön verecek hesaplaşmada önemli roller üstlenecek. Bu rolün otomatikman “olumlu” olacağını söylemek tembelliktir, daha da ötesi gençlik fetişizmidir. Geleceksizleştirilmiş, yalnızlaştırılmış, erken yaşta çok ağır sömürü koşullarıyla baş başa bırakılmış insanların önüne çalışmadan zenginleşme hayallerini besleyecek kanallar çıkarılıyor. Kumar, çeteleşme, uyuşturucu, sosyal medya fenomenliği gibi olgular çürütücüdür. Ancak bu çürümenin alternatifi aileye sığınma, eve kapanma, çalışmak istememe, yaşam sevincini yitirme, sürekli intiharı düşünme oldukça gençliğin ayağa kalkması mümkün değildir. Dolayısıyla bugün burjuva siyasetinin içeriksizleştirdiği “gençleşme” edebiyatı ile bir yere varılamaz. Bugün gençliği, çok beylik bir ifade ile söyleyeceğim, kötü alışkanlıklardan koruyacak olan şey, onu aynı zamanda yaşama bağlayacak olan şeydir: Daha iyi bir dünya için mücadele. Bu açıdan TKP herhangi bir okul değil, iyileştirici-geliştirici bir okuldur.
Şimdi madalyonun öbür tarafına bakalım. Türkiye’nin geleceğini yalnızca belli bir yaş kuşağı belirleyemez. Genç emekçilerin yaratacağı enerji son derece önemli ama giderek “yaşlanan” toplumumuz açısından yaşama tutunan ve bu kahrolası düzene daha fazla tahammül etmek istemeyen diğer yaş kuşaklarının ağırlığı da son derece önemli. Açık bir örnek vermek gerekirse, bugün 16-17 milyon emeklinin giderek yükselen tepkisini içermeyen hiçbir mücadelenin başarı şansı yoktur. Kapitalizm “ihtiyarlar”dan nefret eder. Sosyalizm ise en fazla çocuklara ve yaşlılara olanak sağlar. Kırılgan yaş kuşaklarıdır bu.
- Ankara’da düzenlenen 'Dalgaları Karşılayan Gemiler Gibi / TKP Meydan Okuyor’ etkinliği büyük bir umut doğurdu. İstikrarlı çalışma ve doğru yöntemlerle büyük kitlelere sosyalizmi anlatmanın son derece mümkün olduğunu görüyoruz. Ankara’da düzenlenen bu etkinliğe duyulan ilgi ve heyecan size göre neyi işaret ediyor?
Daha önce de vurguladığım gibi, henüz büyük kitlelere ulaşmış değiliz. Ulaşmanın yolunu açtık ama bu yolun başındayız. Öte yandan, TKP temas ettiği kesimlere heyecan ve güven veriyor. Ben Türkiye’de ABD eliyle muazzam yatırımlar yapılan anti-komünizmin bizim çabalarımız ve kapitalizmin içine girdiği sefil durum nedeniyle çökmekte olduğunu düşünüyorum.
- Siz her defasında Cumhuriyet birikimlerine ve değerlerine vurgu yapıyorsunuz. Bugün kendisini net olarak Cumhuriyetçi tanımlayan bakış açısı, TKP’nin yaklaşımını ve sizin söylemlerinizi nasıl yorumluyor?
Cumhuriyetçiler, çok geniş bir kesim. Türdeş bir toplamdan söz etmiyoruz. Son dönemde Cumhuriyet’in kuruluşuna, sonra ülkemizin başına gelenlere, bugünkü taraflaşmaya dönük TKP’nin yaklaşımının ilgi çekmesinin bir nedeni Türkiye’deki holding-tarikat düzeninin gökten zembille inmediğinin geç de olsa daha geniş bir kesim tarafından fark edilmesi. İşler öyle bir noktaya geldi ki, sistemi sorgulamaksızın Cumhuriyet fikrinin savunulması imkansızlaştı. Ha, kendisini Cumhuriyetçi olarak tanımlayanlar arasında hâla çok güçlü bir NATO’cu, TÜSİAD’çı kesim olduğunu biliyoruz. Ancak mevzi kaybettiler, dahası inandırıcılıkları hızla azalıyor. Ayrıca son dönemde Devrimci Kemalist odakların sayısında ciddi bir artış var ve bunlar özellikle gençler arasında yaygınlaşıyorlar. Partimizin bu çevrelerle ilişkisi hem yapıcı hem samimi. TKP’nin söyleminin taktik icabı olmadığını giderek daha geniş bir kesim fark ediyor. Bizim onlarla aynılaşmak gibi bir çabamız yok, tersine birbirine enerji veren farklı kulvarlarda yol alınması da çok değerli.
- İdeolojik berraklık ve netlik ile kitlesellik arasında nerede duruyorsunuz?
İdeolojik berraklık olmadan ancak kalabalıklaşırsın. Kitleselleşme, doğrultu tutarlılığı gerektirir. Hele hele bugünün dünyasında kitlesellik “büyük” sözdür. Örneğin AKP ve CHP gibi partiler kitlesel partiler değildir. Bu partilerin toplumsal dokusu, “geniş seçmen tabanı” ile tarif edilebilir. Bizim açımızdan şu anda siyasal ve örgütsel ilkemiz ve karakterimizi koruyarak yaygınlaşma ve toplumsallaşma temel hedeftir. Kitleselleşme bunun sonucu olacaktır. Dolayısıyla kitleselleşme ve ilkeli duruşu birbirinin karşısına koymak yerine, birbirini tamamlayan olgular olarak değerlendiriyoruz.
- İlginçtir ki Ankara’daki yoğun katılımla gerçekleştirilen etkinliğin ardından bazı kişilerin yanı sıra kurumların da TKP’nin bu etkinliğini görmezden gelemediğini/gelmediğini fark ediyoruz. Buna dahi yorumunuz ne olacaktır?
Hep şunu söyledik: TKP’yi kadraja almak istemezler. Ama öyle bir noktaya gelirsiniz ki, fotoğraf karesine illa dahil olursunuz. Bu anlamda TKP Türkiye siyasetinin bir gerçekliği haline gelmiştir. Kimse çıkıp marjinal diyemez TKP’ye. Geçtiğimiz seçimlerdeki oy oranlarına rağmen diyemez. Bir de şunu unutmayalım, TKP’ye düşmanlık yapmak isteyen çok ama TKP en fazla dostu olan partilerden biridir. Dostlarımız TKP için en az üyelerimiz kadar değerlidir.
- Muhafazakar kesimlerden TKP’ye katılım oluyor mu ilgi ne düzeyde?
6 Şubat’ın yıldönümündeyiz. Bu acı yıkımın ardından hızlanan bir süreçti muhafazakar kesimlerin partimize ilgisi. Devam ediyor. Edecektir de. Türkiye’de muhafazakar emekçilere dokunmadan, onları sınıf mücadelesine çekmeden iddialı olamazsınız.
- Son dönemde çokça tartışılan bir konu var. Özellikle seküler ve milliyetçi gençlerin sayısının arttığını biliyoruz. Bu kesimde TKP’ye yönelim görüyor musunuz? Var olan yönelimlerde öne çıkan sebepler sizce nelerdir?
“Seküler ve milliyetçi” olarak kodlanan geniş genç kesimin henüz süzülüp oturmuş bir ideolojik doğrultusu yok. Bir arayış içindeler ve bugünkü Türkiye’nin siyasal ve ekonomik gerçekliğine güçlü bir reaksiyon gösterdiler. TKP bu kesim içinde tartışılan bir parti ve evet, partimize bu kesimlerden katılım oluyor. Ancak hep vurguluyoruz, Türkiye çok büyük bir ülke ve TKP daha kapsamlı müdahaleler yapmak için çaba harcıyor. Küçük başarılar bizim için başarı değildir. Çünkü sonuç almış olmazsınız.
- Kendisini her şeyden önce 'Atatürkçü' ya da 'Kemalist' olarak tanımlayan yurttaşların sosyalist kimlikle buluşması, Atatürkçü sosyalistlerin sayısının artmasına nasıl bakıyorsunuz? Size göre iyi bir Atatürkçüden aynı zamanda iyi bir sosyalist olur mu?
Kuşkusuz bu iyi bir şey. TKP’nin karakteri belli. TKP Kemalist bir parti değil. Ancak hem bir tarihsel devrimci aktör olarak Mustafa Kemal’e dönük değerlendirmeleri hem de birbirinden çok farklı anlamlar yüklenerek kullanılan Kemalizme ilişkin yaklaşımı açık ve net. Biz bu meseleyi tarihsel olarak sağlam bir değerlendirmenin konusu haline getirdik. Sosyalizm mücadelesi “sınıf çelişkileri”ni merkeze koyar. Sınıf meselesini geriye çeken, önemsizleştiren bir sosyalizm modeli, türü olamaz. Bu gerçeğin bilincinde olarak, kendisini Atatürkçü olarak tanımlayan biri elbette iyi bir sosyalist olabilir. Bu Türkiye’nin bir gerçekliğidir. TKP bu gerçeklikle kavga etmek gibi anlamsız bir iş yapmaz.
- Türkiye’de sosyalizm yeteri kadar iyi anlatılmıyor mu? Yeni medya çağında sosyalizmi anlatmak ve daha büyük kitlelere ulaşmak için nasıl yöntemler geliştireceksiniz?
Geçmişten bugüne, sosyalizmin propagandasında iki önemli kanal söz konusudur: Birincisi işçi sınıfının örgütlülüğü, ikincisi de düşünsel hakimiyet. SSCB’nin yıkılmasının ardından toplumların atomize olması ve işçi sınıfının örgütlülüğündeki geriye düşüş ve aynı zamanda bütün dünyada toplumların cahiliye devrine sokularak karartılması sosyalizmin propagandası açısından yeni zorluklar ortaya çıkardı. Ancak bu kez başka olanaklar var. Yeni medyayı bir olanak değil de bir mücadele alanı olarak görmek gerek. Asıl olanak, kapitalizmin hiçbir inandırıcılığının kalmaması ve ideoloji üretememesidir. Sosyalizmi ertelemeyen, burjuva siyasetine eklemlenmeyen, düzen için köşe kapmaca oyununu “demokratikleşme” diye pazarlamayan bir devrimci hareket için zorluklar var ama yeni olanaklar da var. Bir açıdan, meydan boş!
- Türkiye'de gerçek anlamda bir sol ittifak mümkün olur mu? Nihayetinde ülkede bir seçim yapılacak ve siyasi partiler bu seçimi girecek. Dolayısıyla solda yapılacak ilkesel bir ittifak TKP'yi Meclis'e taşıyabilir. Buna ilişkin bir çalışma yapmayı düşünür müsünüz?
Solda ilkesel bir ittifak mümkün olmuyor. Şimdilik. TKP’nin de oyalanmaya niyeti yok. “Önce Kürt sorunu çözülsün”den ilkeli bir ittifak çıkmaz. “Saraya karşı en geniş güçlerin birliğinden” ilkeli bir ittifak çıkmaz. Bu yaklaşımların başı sonu belli değil. Başı sonu belli olmayan her şey bu sisteme derin bağlar üretir. Biz bu yalana ortak olmak istemiyoruz. Ha, gerçek ve devrimci bir işbirliği olanağı çıkarsa TKP sırt dönmez. Ama dediğim gibi bugünün gerçekliğinde böyle bir umuda sahip değiliz.
- Kürt meselesi solda bir kırılmayı beraberinde getirmiş görünüyor. Bu kırılma sonrası solda yeni tablo nasıl şekillenir kısa vadeye dair bir projeksiyon yapabilir misiniz?
Bize göre bir kırılma gerçekleşmiş değil. Bir şaşkınlık ve dağılma hali gözleniyor. Bizim açımızdan ise yeni bir şey yok. Dün ne diyorsak onu diyoruz. Bu yaşananlardan ders çıkarılacaksa, ucundan kıyısından değerlendirmeler yetmez. Özlü bir hesaplaşma gerekir. Bu yapılmadığı sürece, aynı çemberin içinde farklı noktalarda durmaya devam ederler, bir şey değişmemiş olur.