Bir ülkede kanunu yapan, uygulayan ve uyuşmazlıkları karara bağlayan güç aynı elde toplanırsa vatandaş hakkını kime karşı, nerede arayacaktır? Kuvvetler ayrılığının gerekçesi bu soruda saklıdır: Yönetene yetki verirken toplumun haklarını da güvenceye almak.
Yasama kanun yapar, yürütme ülkeyi yönetir, yargı uyuşmazlıkları çözer ve hukuka uygunluğu denetler. Bu görevlerin ayrı organlara verilmesi, gücün tek elde toplanmasını önlemeyi ve karşılıklı denetimi sağlamayı amaçlar.
Demokrasi yalnızca sandıktan ibaret değildir. Seçim, kimin yöneteceğini belirler; kuvvetler ayrılığı ise yönetenin hangi sınırlar içinde kalacağını güvenceye alır. Çoğunluğun yönetme hakkı, herkesin temel haklarıyla birlikte korunmalıdır. Seçim kazanmak, hukukun üzerinde bir yetki kazandırmaz.
Bu anlayış uzun mücadelelerle gelişti. İngiltere’de 1689 Haklar Bildirisi, hükümdarın yetkilerini sınırlandırdı. Montesquieu, 1748’de yayımlanan Kanunların Ruhu eserinde kuvvetler ayrılığını özgürlüğün güvencelerinden biri olarak sistemleştirdi. 1787 Amerikan Anayasası, bu düşünceyi karşılıklı denetim ve denge mekanizmalarıyla kurumsallaştırdı. Yönetimin güvencesi, kişilerin iyi niyetinden kurumların işleyişine taşınmaya çalışıldı.
Türkiye’nin Millî Mücadele deneyimi, Meclisin önemini en ağır koşullarda gösterdi. Bir milletin varlık ve yokluk savaşı verdiği günlerde bile TBMM, savaşın yönetildiği, kararların tartışıldığı ve hükûmetten hesap sorulduğu merkez olarak çalıştı. 1921 Anayasası’nın yasama ve yürütmeyi Mecliste toplayan yapısı, bugünkü anlamıyla kuvvetler ayrılığına dayanmıyordu. Ancak millî egemenliğin Meclis eliyle kullanılmasını esas alıyordu. Bu deneyim, savaş koşullarının Meclisi işlevsizleştirmeyi kaçınılmaz kılmadığını gösterir.
Cumhuriyet döneminde 1924 Anayasası, Meclis üstünlüğünü korurken parlamenter işleyişi geliştirdi. 1961 Anayasası, Anayasa Mahkemesi ve çift meclisli yapıyla denge ve denetimi güçlendirdi. 1982 Anayasası ise yürütmeyi ve devlet otoritesini öne çıkardı. Darbeler ve askerî vesayet, demokratik işleyişi kesintiye uğrattı; geçmişte de anayasal güvencelerle uygulama her zaman örtüşmedi.
2017’de kabul edilen ve yürütmeye ilişkin temel hükümleri 2018’de uygulamaya giren değişikliklerle başbakanlık kaldırıldı, yürütme Cumhurbaşkanında toplandı. Önceden hükûmet Meclisin güvenine dayanıyor, gensoruyla düşürülebiliyordu. Yeni sistemde bakanlar Cumhurbaşkanına karşı sorumlu hâle geldi. Meclisin yasama, bütçe ve çeşitli denetim yetkileri sürerken güvenoyu ve gensoruya dayalı siyasi denetim sona erdi.
Denetimin en somut alanlarından biri bütçe hakkıdır. Halkın temsilcilerinin vergilere ve kamu harcamalarına karar vermesi, ardından harcanan paranın hesabını sorması, millî egemenliğin temel unsurlarındandır. Bütçeye onay vermek kadar, uygulamanın hesabını incelemek de önemlidir.
Bu noktada Sayıştayın anayasal kapsamı içinde TBMM adına yaptığı mali denetim, Meclisin bütçe ve kesin hesap görüşmeleriyle birlikte anlam kazanır. Kurumların iç kontrol ve iç denetim mekanizmaları da hesap verebilirliği tamamlar. Ancak rapor hazırlanması yetmez; bulgular değerlendirilmeli, sorumlular hesap vermeli ve usulsüzlükler giderilmelidir. Kamu parasını kullanma yetkisi, hesabını verme sorumluluğunu da taşır.
Dünyada savaş ve dış tehdit gündemlerinin öne çıktığı dönemler, bütün bu güvencelerin en ağır sınavıdır. Hızlı karar alma ihtiyacı yürütmenin yetkilerini genişletebilir. Ancak geçici yetkilerin kalıcılaşması, Meclis denetiminin zayıflaması ve eleştirinin güvenlik tehdidi sayılması, demokrasiyi aşındırır. Gerçek bir tehdidin varlığı, alınan her kararın doğru olduğunu göstermez.
Bu nedenle olağanüstü yetkiler süreli, gerekli ve ölçülü olmalı; parlamento ve yargı denetimi korunmalıdır. Savunma harcamalarında gerekli gizlilik de kamu parasını hesapsız bırakmamalıdır. Ülkenin güvenliğini korumak ile kamu kaynaklarının hesabını vermek birlikte yürütülebilir.
Bugün desteklediğimiz iktidarı sınırlayan hukuk, yarın karşı çıktığımız iktidar karşısında bizim de hakkımızı korur. Varlık ve yokluk savaşını Meclisle yürüten bir millet için demokratik denetim, zor zamanlarda vazgeçilecek bir yük sayılamaz.
Haber Kaynağı : 12punto