Faizin faturası elektriğe kesilmesin
Bütçe sekiz ayda 1,3 trilyon lira açık verdi; faiz hariç tutulduğunda ise 680 milyar lira fazla var. Ekim’de elektriğe konuşulan yüzde 40-50’lik zam, bu tabloda faiz yükünün hanelere taşınmasından başka bir anlama gelmiyor. Zamdan önce yapılması gereken, enerjiyi boşa harcayan bina ve cihaz stokuna el atmaktır.
Mehmet Özdağ | Elektronik Mühendisi, Yeni Parti Samsun İl Başkanı
AÇIĞIN ADRESİ BELLİ
Hazine ve Maliye Bakanlığı Ağustos ayı bütçe gerçekleşmelerini açıkladı. Merkezi yönetim bütçesi Ocak-Ağustos döneminde 1 trilyon 308 milyar lira açık verdi. Aynı dönemde faize 1 trilyon 988 milyar lira ödendi. Faiz giderleri hesaptan çıkarıldığında bütçe açık vermek bir yana, 680 milyar lira fazla veriyor.
Geçen yılın aynı döneminde tablo şöyleydi: 907,6 milyar lira açık, 518 milyar lira faiz dışı fazla. Yani bir yılda faiz dışı fazla 162 milyar lira büyümüş, buna rağmen toplam açık 400 milyar lira artmış. Devlet eğitimden sağlığa, emekli aylığından sosyal yardıma kadar faiz dışındaki bütün harcamalarını gelirleriyle karşılıyor, üstüne para artırıyor. Açığın tamamı faizden doğuyor.
Sekiz ayın ortalamasıyla devlet her ay yaklaşık 249 milyar lirayı yalnızca faize ödüyor.
ZAMMIN GEREKÇESİ: ''SÜBVANSİYON'' YÜKÜ
Ağustos ortasında basına yansıyan bilgilere göre enerji yönetimi, maliyetlerin karşılanması ve bütçe üzerindeki sübvansiyon yükünün azaltılması için elektriğe yüzde 40-50 aralığında zam yapılması gerektiğini ekonomi yönetimine iletti. Kararın Eylül’de Hazine ve Maliye Bakanlığı ile yapılacak görüşmelerde verilmesi, zammın Ekim’de yürürlüğe girmesi bekleniyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, 2026 bütçesinde elektrik ve doğalgaz için ayrılan ve “destek” olarak adlandırılan tutarın yaklaşık 305 milyar lira olduğunu açıklamıştı. Bu rakamı faiz ödemeleriyle yan yana koyduğumuzda, bütün yılın enerji desteği bir aylık faizden biraz fazlasına denk geliyor.
Bütçede paranın üzerinde etiket yoktur; zamdan gelecek her liranın doğrudan faize gideceğini söylemek teknik olarak doğru olmaz. Ama toplam denge ortadadır: Faiz dışında açığı olmayan bir bütçede, Bakanlığın tanımıyla sübvansiyonu kısmak, faiz ödemelerinin açtığı deliği vatandaşın faturasıyla kapatmak demektir. Kemer sıkılan yer hane bütçesi, korunan kalem faizdir.
Maliyet baskısının gerçek olduğunu biliyorum. Bölgedeki savaş, gaz fiyatları ve kur, üretim ve ithalat maliyetini artırıyor. İtirazım maliyetin varlığına değil, yükün kime ödetildiğinedir. Aynı bütçe faiz ödemelerini hiçbir tartışmaya açmadan karşılarken, enerji desteği söz konusu olunca “kaynak yok” deniyor.
''SÜBVANSİYON'' KİME GÖRE?
Burada Bakanlığın kullandığı “sübvansiyon” kavramını da sorgulamak gerekiyor. Bakanlık, hanenin ödediği tarifeyi EPİAŞ’ın işlettiği gün öncesi piyasasında oluşan Piyasa Takas Fiyatı ile karşılaştırıyor ve aradaki farka destek diyor. Oysa borsa fiyatı bir üretim maliyeti değildir. Her saat, talebi karşılayan en pahalı santralin teklifi o saatte bütün santrallerin satış fiyatı olur. Maliyetini çoktan çıkarmış bir santral de ithal gazla çalışan santralin fiyatından para kazanır.
Kamu üretim şirketi EÜAŞ ise elektriği görevli tedarik şirketlerine, EPDK’nın onayladığı ve borsa fiyatının altında kalan bir toptan satış tarifesiyle satıyor. Ulusal tarifenin enerji maliyeti, EPDK tebliği gereği bu EÜAŞ fiyatı ile borsa fiyatının karışımından hesaplanıyor. Yani hanelerin faturasını bugün aşağıda tutan önemli unsur, Bakanlığın sübvansiyon dediği hesap değil, kamu üretimidir. Aradaki farkın yükü kamu şirketi EÜAŞ’ın bilançosuna yazılır. Bu ucuz elektrik tüketiciye özel görevli tedarik şirketleri üzerinden ulaşır ve bu şirketler düzenlenmiş kâr marjlarını her koşulda alır.
Doğalgazda durum farklıdır. BOTAŞ’ın dövizle ithal ettiği gazı maliyetinin altında satması gerçek bir yüktür. Ama elektrikte sorun, hanelere fazla destek verilmesi değildir. Sorun, üretimin giderek özel santrallere, fiyatın da en pahalı santrale göre oluşan ve denetimi zayıf bir borsaya bırakılmasıdır. Kamu üretiminin payı büyüdükçe borsa fiyatına göre hesaplanan “sübvansiyon” ihtiyacı küçülür. Çözüm zam değil; kamusal üretimin güçlendirilmesi ve borsada fiyat oluşumunun sıkı denetlenmesidir.
YÜK KİMİN SIRTINDA?
Nisan’daki düzenlemede mesken tarifesine yüzde 25, alçak gerilimden bağlı kamu ve özel hizmetler sektörüne yüzde 17,5, orta gerilimden bağlı sanayiye yüzde 5,8 zam yapıldı. Zammın en ağırı konutlara bindirildi. Aylık 100 kWh tüketen bir mesken abonesinin faturası 323,8 liraya çıktı. Konuşulan yüzde 40-50’lik zam uygulanırsa aynı fatura 453 ile 486 lira arasına yükselecek.
İkinci yük Son Kaynak Tedarik Tarifesi’nden (SKTT) geliyor. EPDK, 1 Ocak 2026’dan itibaren mesken abonelerinin SKTT limitini yıllık 5.000 kWh’ten 4.000 kWh’e indirdi. Bu, aylık ortalama 333 kWh demek. Limiti aşan hane destekli ulusal tarifeden çıkarılıyor; enerji bedeli piyasa takas fiyatı ile YEKDEM maliyetinin toplamı üzerinden, 1,05 katsayısıyla hesaplanıyor. Yani hane, piyasa fiyatının bütün dalgalanmasına açık hale geliyor. Bakan Bayraktar, 5.000 kWh limitiyle yaklaşık 1,2 milyon hanenin destekten çıkarıldığını söylemiş, Aralık 2025’te de limitin 2026’da bir kademe daha aşağı çekilebileceğini işaret etmişti.
Yüksek elektrik tüketimi her zaman lüksün değil, yoksunluğun göstergesi olabiliyor. Doğalgaz hattı olmayan yerlerde katı yakıt sobalarına ilave olarak elektrikli ısıtıcıyla ısınan kalabalık haneler, on beş yıllık buzdolabını değiştiremeyen emekli, yalıtımsız dairede yazın klimaya mahkûm kalan kiracı bu limitin üzerine çıkar. Limiti düşürmek, verimsiz binada oturmak zorunda kalanı cezalandırmaktır. Enerjiyi boşa harcayan hane değil, o haneyi yalıtımsız duvarlar ve eski cihazlarla baş başa bırakan politikadır.
TASARRUF ZAMLA DEĞİL, VERİMLİLİKLE SAĞLANIR
Zam, tüketimi fiyatla bastırır; verimlilik ise ihtiyacı küçültür. Birincisi haneyi yoksullaştırır, ikincisi kalıcı tasarruf yaratır.
İZODER verilerine göre Türkiye’de binaların yalnızca yaklaşık yüzde 25’i ısı yalıtımlı. Doğru yalıtımla binalarda ısıtma ve soğutma için harcanan enerji yüzde 50’ye varan oranda azaltılabiliyor; dernek, bina stokunun yalıtılmasıyla yıllık 12-15 milyar dolarlık tasarruf öngörüyor. Türkiye toplam enerjisinin yaklaşık üçte birini binalarda tüketiyor, bunun da yüzde 80’i ısıtma ve soğutmaya gidiyor. Kullandığımız doğalgazın yüzde 99’u ithal.
Bu tablo, sübvansiyon sorununun çözümünü de gösteriyor. Daha az gaz yakan, daha az elektrik çeken bir bina stoku, BOTAŞ’ın ithalat faturasını da, bütçeden karşılanan destek ihtiyacını da düşürür. Verimlilik, zammın hedeflediği bütçe rahatlamasını vatandaşı yoksullaştırmadan sağlayabilecek tek yoldur.
SOMUT ÖNERİLERİM
Ekim zammı yapılmamalı, SKTT limitine dokunulmamalı. Mesken limiti 4.000 kWh’in altına indirilmemeli. Kalabalık aileler için hane büyüklüğü ve ısınma türü dikkate alınarak ayrı limit belirlenmeli. Ayrıca toplu kullanım sayaçları için bir çözüm üretilmelidir.
Kat maliklerine faizsiz yalıtım kredisi verilmeli. Mantolama, çatı ve pencere yalıtımı için kat malikleri kurulu kararıyla apartman adına kullanılabilecek, kamu bankaları üzerinden verilen, faiz yükünü Hazine’nin üstlendiği uzun vadeli bir kredi programı kurulmalı. Taksitler, sağlanan enerji tasarrufuyla uyumlu tutulmalı. Faizsiz kredinin Hazine’ye maliyeti yalnızca faiz farkıdır; bugün faize akan kaynağın küçük bir kısmını vatandaşın evine yönlendirmek yeterlidir.
Enerji tasarruflu cihazlarda KDV ve ÖTV indirilmeli. Yüksek enerji sınıfındaki beyaz eşya, inverter klima, ısı pompası, LED aydınlatma, ısı yalıtım camı ve yalıtım malzemelerinde KDV en düşük orana çekilmeli, ÖTV kaldırılmalı. Eski cihazını teslim edene ek indirim uygulanmalı ki verimsiz cihaz piyasadan gerçekten çekilsin.
Kamu binaları öncülük etmeli. Okul, hastane ve kamu hizmet binalarında yalıtım ve verimlilik yatırımları hızlandırılmalı. Kamu, vatandaştan istediği tasarrufu önce kendi binalarında göstermeli; bu yatırım kamunun kendi enerji faturasını da düşürür.
AKP iktidarına çağrımız açıktır:
Ekim zammından vazgeçin, SKTT limitiyle oynamayın. Bütçenin açığı enerji desteğinden değil faizden doğuyor. Bu açığın faturasını yalıtımsız evinde oturan, eski buzdolabını değiştiremeyen vatandaşa kesemezsiniz.
Enerji tasarrufu isteniyorsa yol bellidir: binayı yalıtmak, verimsiz cihazı değiştirmek ve bunun maliyetini vatandaşın sırtına değil devletin üstüne almak. Faize her ay ödenen 249 milyar liranın küçük bir kısmı, böyle bir verimlilik seferberliğini başlatmaya yeter.
Haber Kaynağı : 12punto
Çok Okunanlar
AYM’den YENİ Parti’ye 30 gün süre
Fon felaketinden daha beteri
A Milli Futbol Takımı, İtalya’ya 12. kez kaybetti
Pasifik GYO’dan fon soruşturması açıklaması
Fatma Betül Sayan Kaya sessizliğini bozdu
Baktık, üzüldük, paylaştık, biraz konuştuk; sonra başka habere geçtik
2026 YKS ek tercih sonuçları açıklandı
Erdoğan, Mehmet Şimşek ve Fatma Betül Sayan Kaya hakkında suç duyurusu
MHK Başkanı Ferhat Gündoğdu ve 6 kişi gözaltında
Netanyahu’nun BAE ziyareti doğrulandı