Onurumuz için
Avukat Onur Şahin, 12punto için kaleme aldı. Şahin, ülkede bir günde yaşanan olayları derlediği yazısını, intihar eden emekli polis memurunun taşıdığı dövize gönderme yaparak bitirdi.
Bu hafta uzun bir yazı yazmayacağım. Tahlil edilecek, birbirine bağlanacak, dipnot düşülecek bir şey kalmadığından değil; tersine, hepsi tek bir güne sığdığından. Bir günün tutanağını tutmak yetiyor. Yorum eklemeden.
Ankara'da, Anayasa Mahkemesi'nin önünde, emekli bir polis memuru hayatına son verdi. Üzerinde Türk bayrağı, elinde bir döviz vardı: "Para için değil, onurumuz için." Bu cümleyi ben kurmadım. Yıllarca devletin üniformasını taşımış bir adam, devletin en yüksek yargı kapısının önünde, son sözü olarak bu cümleyi seçti. Devlete değil, bize bıraktı. Cümledeki "biz" kimdir, onu herkes kendi bilir. Üstüne söylenecek her söz cümleyi küçültür; o yüzden söylemeyeceğim.
Aynı gün Vanlı Kara Haydar diye bilinen bir kriminalin aracında 954 milyonluk döviz ele geçirildiği duyuruldu. Bir aracın içinde. Milyarlarcalık döviz karşılığı fon hortumculuğu ise Cumhuriyet tarihinin en büyük vurgunlarından birini çoktan geride bıraktı: yüz otuz fon tasfiyeye alındı, paranın gittiği yer belli, gideni geri getirecek el yok.
Bir hurdacı, çöp kamyonunun altında kalarak öldü. Hurdaya dönmekte olan bir ordu envanterine karşın bedeli ödenmiş F-35'lerin, kullanılamaz hâle geldiği iddia edilen S-400'lerin savunmasını gün boyu ve görev icabı yapan kalemler hurdacıdan bahsetmedi. Hurda onların meselesiydi; hurdacı değil.
Bir köfteci, hesabı ödemek istemeyen bir şahsın kafasını kaldırım taşıyla ezmesi üzerine bugün hayatını kaybetti. Babası katledilirken evladı yanındaydı. O çocuk, bir hesap pusulasının bir insan ömrüne denk geldiği bir ülkede büyüyecek; bunu bilerek büyüyecek.
Ve batık fonların oltasına gelenlerden, gayet ciddi bir öneri geldi: "Bir seferliğine, her telefon faturasına, her aboneden 250 lira." Tamahkârlığın faturası tüm halka. Mantık yeni değil; bu ülkede çeyrek asırdır her batığın, her ihalenin, her garantili geçişin yazıldığı adres aynı: kalabalık.
Bütün bunlar aynı güne sığdı ve "Kemalizm"e, "laikçiler"e her hakareti garezle kusanların tek birinden bu ölümler için tek bir cümle çıkmadı. Seküler ahlakı toplumdaki her çürümenin biricik sebebi ilan edenler, hurdacıya, köfteciye, emekli polise dair bir kelime etmedi. Onlar için ölümün de bir hiyerarşisi var: bir zihniyeti suçlamaya yaramayan ölüm, ölüm sayılmıyor.
Bir iktidar düşünün: çeyrek asrın sonunda ayyuka çıkan sefaletin, adaletin iflasının, bebek ölümlerinin, sokağa sinen kriminalleşmenin hiçbir siyasi sorumluluğunu duymuyor. Hesabı soracak bir hukuk mu? Hukuk zaten aparatı. Bu ülkede ikili bir hukuk yürürlükte: komedyenler sahne şovundan, gazeteciler bir paylaşımdan Silivri'nin 9 numaralı yüksek güvenlikli bloğuna tıkılırken, tarihe geçecek suçların failleri gayet rahat. Söz suç, vurgun serbest.
Öte yanda, yurt dışında firari, casusluk örgütü mensubu Cevheri Güven ve emsali sözde gazeteciler var. Bu ülkenin faili meçhullerini, Kozinoğlu cinayetini, kendi kumpas dönemlerinin kurbanlarını nişangâh yapıp hasımlarına algı infazı düzenliyorlar. Fakat bir kez olsun devletin jetleriyle, tanklarıyla halka saldıran; merdiven silmiş annelerin, hamallık yapmış babaların çocuklarının sorusunu, istikbalini çalan Fethullah'a ve çetesine tek söz etmediler. Türkan Saylan'a, Kuddusi Okkır'a ve bu ülkeye yapılanlar; Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı'nı, Hava Kuvvetleri'ni işgal etmiş üniformalı haydutlar bunların hâlâ kahramanı. Bir zulmün muhalifi olmak için başka bir zulmün ortağı olmak gerekmez; onlar gerekiyormuş gibi yaşıyor.
Bu hafta uzun bir yazı yazmayacağım. Motivasyonum yok, doğru. Ama asıl sebep şu: tahlil, yaşayan bir bünyeye yapılır. Geriye kalanın adı tutanaktır.
Sadece ilan ediyorum: Bu iktidar ve bu iktidarın dayandığı kişi kültü yolun sonundadır. Bir öngörü değil, bir anket yorumu değil; mahkeme kalemine düşen karar gibi tarihe düşülen bir kayıttır. Bütün kurumlarını tek bir kişinin gölgesine göre kurmuş bir düzen, o gölge çekilince değil, çok önce biter. Bitmiştir. Kalan, tebligattır.
Bu çağda ve bu toplumda birlikte yaşamaktan utanç duyduklarım: Sizden korkmuyoruz. Hem siz; hem de sizden simbiyotik biçimde beslenen sözde muhalefetin imtiyazlıları. Kamudan ve siyasetin rantından geçinen herkes: az kaldı. Bu millet alayınızı tasfiye edecek; sandıkta, hesapta ve hafızada.
Emekli polisin dövizindeki cümleyi bir kez daha yazıyorum; çünkü bu haftanın bütün yazısı o cümledir: Para için değil, onurumuz için.
Manavgat, 26 Eylül 2026
Haber Kaynağı : 12punto
Çok Okunanlar
Aziz Yıldırım Fenerbahçe’nin transfer borçlarını açıkladı
Fenerbahçe’de yönetim kuruluna 9 proje için yetki
İstanbul için kuvvetli sağanak ve fırtına uyarısı
Tera Portföy CEO’su gözaltına alındı
Fenerbahçe'de kritik mali kurul sona erdi
Yasadışı kazançlar, yoksullaşan vatandaşlar…
Deniz Göktaş yarın ilk kez hakim karşısında
Odysseus'un yolculuğu-4. İthaka: Eve dönmek yetmez!
Güneş eritmiyor, ayaz donduruyor!
Yapay zekâ çağında mülkiyet, iktidar ve özgürlük