Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4683
Dolar
Arrow
44,5496
İngiliz Sterlini
Arrow
59,0919
Altın
Arrow
6905,9688
BIST
Arrow
10.729

19 Mart’ın yıldönümünde mücadeleye selam ve öz eleştiri: ‘Metodolojiyi geliştirmek mücadeleye değer vermektir’

Ekrem İmamoğlu’nun “terör ve örgütlü suçlar” kapsamında gözaltına alınışının ve buna karşı yurt çapında hükûmet karşıtı eylemlerin başlangıcının birinci yıldönümü. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Beşiktaş İlçe Gençlik Kolları Başkan Yardımcısı Deniz Altay Avcı, 19 Mart sürecine yönelik eleştirilerini 12punto’ya anlattı.

19 Mart’ın yıldönümünde mücadeleye selam ve öz eleştiri: ‘Metodolojiyi geliştirmek mücadeleye değer vermektir’

Haber: Cenk Başboğaoğlu -12punto

Hakkında siyasi yasak ve diplomasının iptali istemiyle gündeme gelen CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu 19 Mart 2025 sabahı gözaltına alınmıştı. 

Bugün, aynı zamanda yurttaşların bu karara karşı tepkisini sokağa taşıdığı günün yıldönümü. CHP Beşiktaş İlçe Gençlik Kolları Başkan Yardımcısı Deniz Altay Avcı, 19 Mart direnişinin anatomisini ve eleştirisini 12punto’da değerlendirdi. 

‘BİR SİYASİ DARBE’

19 Mart operasyonunun bir darbe olduğunu vurgulayan Avcı, “Açık, net bir şekilde söyleyebilecek en hafif şey bunun bir siyasi darbe olduğu. Darbe sadece eli silahlı askerler tarafından yapılmıyor. Darbe gayet tabii müesses nizamın korunması için çeşitli devlet aygıtlarını istedikleri şekilde kullanan herkes için söylenebilecek bir ifade. Dolayısıyla bu sürece siyasi bir darbe demekten geri durmamak lazım. Bunun yeterince yapılmadığını düşünüyorum. Olaya çok fazla teknik perspektiflerden yaklaşıldığını düşünüyorum. İktidar kanallarında zaten bu bilinçli olarak, zaman kazanıp kamuoyunun zihnini bulandırmak amacıyla bilinçli olarak yapılıyor. Fakat muhalif medya olarak nitelendirebileceğimiz medyalarda bile aslında davaların hukuki boyutu, suçlamaların boş olduğu anlatılmak istense bile suçlamaların teknik tarafları üzerinde çok fazla duruluyor. Hukuk pratiklerine uyup uymadığı vs. bu konular etraflıca aylardır tartışılıyorken mücadelenin anatomisi ve darbeye kalkışan iktidarın yapısı yeterince analiz edilmiyor” yorumlarında bulundu ve darbenin içeriği hakkında, “Vurgulamakta fayda var; yapılan operasyonlar, yapılan bu siyasi darbe tamamen siyasi saiklerle yapılmış bir darbe. Çok basit bir dinamik var, çok basit bir matematik formülizasyon var ortada. Tayyip Erdoğan da zaten siyasete kazanımlar, refah, toplumsal fayda gibi perspektifler yerine kazanmasını sağlayacak formüller ve ‘rasyonel’ yaklaşımlar üzerinden bakan, çıkarı neyse, kazanması için ne yapması gerekiyorsa bunu yapan bir siyasetçi. Popülizmin sağlam örneklerinden birisi diyebiliriz aslında dünyaya bakıldığında. Dolayısıyla buradan okumak lazım” dedi.

Öte yandan Avcı, 19 Mart’a giden süreci ve siyasi formülü, “Bu sürece giderken Tayyip Erdoğan ilk başta Beylikdüzü'nde, daha sonra İstanbul'da, 2019'da iki defa, daha sonrasında da 2024'te olmak üzere dört defa Ekrem İmamoğlu'na yenilmiştir. Ve bu yenilgilerin her biri bir öncekinden daha fazla pahalıya patlamıştır ona siyaseten. Tayyip Erdoğan'ın Ekrem İmamoğlu karşısında aldığı yenilgiler artık öyle bir boyut almıştır ki İmamoğlu, halk nezdindeki gördüğü onay bakımından da Erdoğan’ı yenilgiye uğratmıştır. Bu karşılık bulma durumu Erdoğan ve şürekasını o denli çaresiz bırakmış ve siyaset üretememelerinin bedelini siyaseyen ödeyeceklerini o kadar açık göstermiştir ki, bu darbeye cüret etmişlerdir. Çok basit bir projeksiyon yapıldığında, Ekrem İmamoğlu'nun herhangi bir zamanda ve konjonktürde yapılacak bir seçimde Tayyip Erdoğan'ı, hangi adaletsiz şartlarda yapılırsa yapılsın yeneceği aşikardı. Ancak seçimlerin kendisi olmasa da, milletin kimi seçeceğini seçme hakkı ortadan kaldırıldı. Fakat öte yandan da, eğer siz bir yarışa girmeyi kabul ediyorsanız, o yarışın kurallarını da kabul etmiş oluyorsunuz. Evet, Türkiye'de rekabetçi bir otoriterlik var. Hatta artık bu rekabetçi olmayan bir otoriterliğe doğru gitmekte. Ama siz zaten bir siyasi parti olarak bu seçime girmeyi göze alıyorsanız, bu kuralları da göze alıyorsunuz demektir. Ekrem İmamoğlu da, ‘ben seni senin kurduğun bu düzenin içinde de yenerim’ iddiasıyla ortaya çıktı. Ve bu sözünde de her seferinde durdu. Bir sonraki sözünde de duracağını bildiği için Tayyip Erdoğan, Ekrem İmamoğlu'nun sözünde, çok basit bir şekilde artık elinde kalan son yolla, devletin aygıtlarını siyasallaşmış ifadesinin bile hafif kalacağı, genel başkanımızın da tabiriyle giyotinleşmiş yargıyı kullanarak, Ekrem İmamoğlu'nun önünü kesti” şeklinde ifade etti ve İmamoğlu’nun farkına, “Sadece Ekrem İmamoğlu'nun önünü kesmenin yetmeyeceğini de biliyordu. Çünkü Ekrem İmamoğlu aslında bir kişi kültü olmanın çok ötesinde bir iş yaptı İstanbul'da. Her zaman beraber çalıştığı ekibi ehil insanlardan seçti. Tüm iyi yöneticilerin temel ortak özelliklerinden biri olan ‘delegasyon sanatını’ iyi icra ettiği için, sadece Ekrem İmamoğlu'nu almakla yetinmediler. İstanbul'da Ekrem İmamoğlu'nun başarı hikayesinde az ya da çok payı olan herkesin adını bir şekilde bu iftiranamenin içerisinde geçirerek toplu bir şekilde aslında saldırı yapıldı. Çünkü şu da biliniyor ki, eğer biz Ekrem İmamoğlu'nu sadece alırsak, bu başarı hikayesini Ekrem İmamoğlu'na yazdıran ekip başka bir aday etrafında toplanacak ve benzeri bir hikayeyi yine yazacaktır. Çünkü onlar dediğim gibi siyasete formül ve rasyonel bir açıdan yaklaştıkları için ideolojik kaygıları, toplumun beklentileri, geçim sıkıntısı, şu bu böyle kaygıları olmadığı için Cumhuriyet Halk Partisi'nin aksine tırnak içerisinde ‘rasyonel’ bakıp, çok faydacı bir şekilde hareket edebilen bir yapıdan bahsediyoruz. Ve aslında halk nezdinde artık onay görmedikleri için bunun dışında da bir seçeneği olmayan bir yapıdan bahsediyoruz” biçiminde değindi.

‘DÜŞÜNSEL TEMELİ YOK’

Sözlerine iktidarın ekip anlayışı açısından devam eden Avcı, “Karşımızdaki yapının herhangi bir düşünsel temeli yok, herhangi bir tarihsel hikayesi yok ve ortaya koyabildikleri bir başarı hikayeleri de yok kazandıkları seçimlerin dışında. Dolayısıyla seçim kaybetmek demek AKP için Tayyip Erdoğan için ‘siyaseten mefta olmak’ demek. CHP'de mesela böyle bir durum gözlenmez, AKP'de bu gözlenir ve siyasetin doğasına da aykırı bir şeydir aslında bu. Siz bir iktidar iddiasıyla yola çıkarsınız, seçimleri kazanmak örgütünüze vs. tabanınıza bir konsolidasyon sağlar. Ancak bir siyasi organizasyonun asıl başarısı kaybettiği seçimlerin ardından gelen eleştiriler doğrultusunda kendini nasıl yenileyebildiğiyle ölçülür. Gerçek bir organizasyonel yapıda aslında bu hep böyledir. Şirket olsun ya da bir dernek olsun yine aynı şey geçerlidir. Değişen koşullara, başarısızlıklarına nasıl adapte olup nasıl çözümler bulabildiğiyle ölçülür. Fakat Tayyip Erdoğan'da ve ekibinde böyle bir yetenek yok, hiçbir zaman olmadı. Çünkü onlar çeşitli faydacı yöntemleri kullanarak bir şekilde kağıt üzerinde de olsa galip gelmeyi bildiler. Dolayısıyla kaybettiklerinde ne yapacaklarını bilmiyorlar, böyle bir planları yok” dedi ve 19 Mart’ın anlamı hakkında, “Bunu artık göze alamayacakları için böyle bir şeye kalkıştılar, cüretkarlığa kalkıştılar. Politik anlamı bu aslında ve tek anlamı bu 19 Mart'ın. Aslında biz; kaybetme korkusu, rasyonel reflekslerinin önüne geçmiş, son demlerini, iktidarının son demlerini yaşayan bir güruhun ve onun başındaki kişinin çırpınışlarını seyrediyoruz şu anda. Çünkü anlatacak bir hikayeleri çok uzun zamandır yok. Yani biz bunu 2019 seçiminden önce de gördük, 2018'deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de gördük. Anlatacak hikayesi olmayan bir iktidardan bahsediyoruz burada” ifadelerini kullandı.

Aynı zamanda Avcı, “Ancak çok uzun zaman boyunca da karşılarında aslında organizasyonel kapasite açısından da ülkeyi yönetebileceğine dair kitleleri ikna edebilme potansiyeli başarısı açısından da yetersiz bir organizasyon vardı CHP'nin içerisinde. Bu CHP'nin tarihsel bilgi birikimi eksikliğinden ya da parti içerisindeki en alt kademeden en üst kademeye bütün emekçilerin ya da mevki sahibi olan yöneticilerin bütününün eksikliğinden kaynaklanmıyordu elbette. Her zaman CHP'nin içerisinde Türkiye'yi yönetmeye fazlasıyla kâbil, liyakat sahibi ilk kadrolar vardı. Bugün de var. Fakat bu kadrolar her zaman ‘güçte’ olmuyordu. Bu iki gerçeklik zaman düzleminde birbirine denk geldiği zaman ise zafer işten bile olmuyor. Zira bu kadar zengin bir tarihsel anlatısı olan savaşla kurulmuş, mücadeleyle kurulmuş bir devleti, bir imparatorluğu küllerinden tekrar bir demokratik cumhuriyet olarak ayağa kaldırmış bir partiden bahsediyoruz. Burada bir eksiklik yok. Demek ki gerekli kadrolar başa geldiği zaman zaten bu birikimden beslenilip kolaylıkla doğru kararlar verilebiliyor ve aslında 2024 yerel seçimlerinde gördüğümüz şey, de buydu” dedi.-

‘HASTA BİR İKTİDAR VAR’

Söz konusu eleştirilerini önceki seçim deneyimleriyle güçlendiren Avcı, “2023 seçimleri için ‘İktidar seçmeni sandığa gitmedi, bu başarı CHP'nin başarısından ziyade iktidarın başarısızlığıydı’ gibi yaklaşımları sık sık duyuyoruz. Tamam da, iktidar seçmeninin sandığa gitmemek, yönetimdeki kadroyu Tayyip Erdoğan başta olmak üzere cezalandırmak, onlara bir mesaj vermek için sebebi 2024 seçimlerinde ortaya çıkmadı ki. 2023 seçimlerinde bu halkın AKP'yi cezalandırmak için, AKP'den hesap sormak için sebebi yok muydu? 2018'de, 2019'da yok muydu? Ya da daha öncesindeki 2017 referandumunda, 2015 seçimlerinde hem Haziran'da hem Kasım'da yok muydu? Vardı, her zaman vardı. Fakat burada çok net bir çizgi var. Bu halk hâlâ seçimlerin bir şekilde kendi iradesini temsil ettiğine inanıyor ve çıkışı seçimlerde arıyor. Ne olursa olsun, böyle bir gerçeklik var ortada. Peki neden 2024 seçimlerinden sonra 19 Mart sürecinde bu halkın elinden alınmaya çalışıldığı bir siyasi darbe aracılığıyla? Çünkü ilk kez o irade AKP'nin ve Tayyip Erdoğan'ın istemediği yönde tecelli etti. Tabii ki bunun ilk kez olmadığı da savunulabilir. 2017 referandumundaki tartışmaları hepimiz biliyoruz. Ama ben çok fazla geriye yönelik tartışma yapmamak gerektiğini düşünüyorum. 2024 seçimleri üzerinde konuşacak olursak, bu seçim sonucunu hazmedememiş ve sürekli mide rahatsızlığı yaşayan bir hasta gibi ne yapacağını bilemeyen, bir türlü vücudundaki o histen kurtulamayan, yaşlı, yorgun ve hasta bir iktidar var karşımızda. 19 Mart'ta aslında bunun tecellisi” sözlerini kullandı.

NOSTALJİYE Mİ DÖNÜŞÜYOR?

CHP, 19 Mart’ın birinci yıldönümünde yurttaşı Saraçhane’ye davet ederken söz konusu direniş gününün anlamından uzaklaştırıldığı nostaljik bir havaya büründürüldüğü iddialarına yönelik Avcı, “Bence mücadelenin samimiyeti ve mücadelenin gidişatı açısından partide böyle bir stratejik hedef zaafiyeti yok. Partimizin hedefi ilk günden beri belli: "Adayımızı yanımızda, sandığı önümüzde istiyoruz." Koyulan hedefin, mücadeledeki kararlılığın, bunların eksik ya da hatalı olduğunu düşünmüyorum. Çünkü nostaljileştirmenin bir sebebi bu faktörler olabilir. Ama ikinci bir olasılık daha var. O da uygulamadaki, yani organizasyondaki problemlerden dolayı böyle bir intibanın oluşmuş olması. Ben ikincisi tarafındayım. Bunun da temel sebebinin aslında biraz iletişim stratejileri üzerinde olduğunu düşünüyorum. Çünkü 19 Mart Ruhu dediğimiz şey, Beyazıt'taki öğrencilerin o polis barikatını yıktığı o tarihi görüntünün, Vatan Caddesi'ndeki partili grupların polis barikatını yıktığı o diğer tarihi görüntüyle beraber iki grubun Saraçhane'de buluşmasıyla doğmuş bir ruh. Yani aslında toplumsal mutabakatın hiç olmadığı kadar yüksek bir boyuta ulaşmasını simgeliyor 19 Mart Ruhu. Çünkü genellikle sol örgütlenmeler içerisinde hep şöyle konular tartışılır. Bunlar birçok zaman haklıdır da. CHP'nin eylemsellik metotları, sahaya inme şekli ya da miktarı konusunda ciddi eleştiriler yapılır… Biraz sistemin içinde kalmakla suçlanır aslında CHP. Bütün bu eleştirilerin bir anlamda toplumsal bir mutabakatla çözüme ulaştığı bir noktaydı orası. Çünkü artık siyasetle öyle ya da böyle ilgilenen ya da hiç ilgilenmese de siyasetin hayatını mahvettiği o kitleler, sonunda artık şunun farkına varmıştı orada: Biz yürürüz, taban olarak biz yürürüz. Siyasi muhalefet, kurumsal muhalefet diye adlandırabileceğimiz CHP zaten bizim yürüdüğümüz yere geliyor” sözlerini sarf etti. Diğer taraftan Avcı, “Burada biz bir anlayış değişikliğinden söz ediyoruz. Bu anlayış değişikliğinin aslında biraz geç de olsa farkına varılmasının bir sonucuydu 19 Mart ruhu. Ancak bunun bir yıl sonrasında azaldığını söylemek mümkün. İlk başta hatırlıyorsanız gençlerin 19 Mart ve sonrasındaki günlerde Saraçhane'de toplanan kitlenin bir takım istekleri oluyordu. Bu gerek miting alanında durmaktansa kemere yüklenmek olabilir, gerek bir takım şirketlere işte boykot uygulanması yönünde bir baskı olabilir, gerekse de akademik boykot ve genel grev talepleri. Bu talepler parti yönetimi tarafından duyulmakla kalmıyordu. Aynı zamanda bu taleplerin makul düzlemdeki karşılıkları bulunuyor, bunun doğrultusunda ise kalabalığın iradesi harekete geçiriliyor, hayata geçiriliyordu. Aslında demokratik bir süreç işliyordu baktığımız zaman. Tabii ki bunun içinde manipülasyonlar oluyordu, işte parti tarafından yapılan yanlışı oluyordu, kalabalık tarafından yapılan bazı yanlışı oluyordu. Ama oradaki pratik aslında bizim demokrasi dediğimiz şeyin ta kendisiydi. Bir kitle var. O kitle bir haksızlığa ses çıkartıyor. Haksızlığa ses çıkartmak konusunda ve bunun bir haksızlık olduğu da, siyasi darbe olduğu konusunda da herkes hemfikir. Bununla nasıl mücadele edilmesi yönünde farklı fikirler var. Bu fikirleri icra edecek temel organ CHP. Temel organ CHP ben karar veririm demiyor. Kitleden gelen öneriyi dinliyor ve bunu harekete geçirmek, hayata geçirmek için bir takım adımlar atıyordu. Yani orada bir interaksiyon vardı aslında. Temsiliyet vardı. Bu temsiliyetin biraz azaldığını düşünüyorum. Çünkü periyodikleşen ve normalleşen bir ‘eylemsellik pratiği’ görmeye başladık. Bu bir senelik bir süreci geride bıraktığımız da düşünüldüğünde örgütlenmeyi ve organizasyonu sağlayabilmek için biraz da kaçınılmazdı”  dedi.

PEKİ YA İLETİŞİM NASIL OLMALI?

Bu süreçte iletişim metodlarının nasıl daha iyi kullanılabileceğine yönelik değerlendirmelerde bulunan Avcı, “İddianamelerin yazılmaya başlandığı Maltepe mitinginden sonra Anadolu'da bir ilde ve İstanbul'da bir ilçe dediğimiz o haftalık, ikili miting sistemine geçildikten sonra ben iletişim politikaları açısından ciddi eksiklikler gözlemledim partide. Bunun sebebinin yapılan eylemlerin niteliğinin normalleşmesinden ziyade anlatılamaması ve bu kalabalıktan genel merkeze ya da parti yönetimine doğru olan o bilgi akışının eylemlerin ilk günündeki kadar değerlendirilmediğini ve bir yandan da -tabii ki burada genç bir kitleden biraz daha beklentilerin farklı olduğu bir kitleden bahsettiğimiz için- eylemlerin periyodikleşmesinin getirdiği bir heyecan azalması, bu bahsettiğim bilgi akışının o ilk günlerdeki gibi olmaması, o dinamizmin ve temsiliyetin biraz azalmasıyla birleşerek kaçınılmaz olarak bunu bir partinin mücadelesine tekrar getirdiğini ya da en azından bizim öyle gözükmesini engelleyemediğimizi düşünüyorum. Partimizin bir iletişim hesabı vardı. CHP iletişim hesabı ve boykot zamanında olsun ondan sonraki kısa bir süre olsun çok verimliydi. Gerçekten ses getiren ve toplumun sadece CHP tabanına dahil olan kesimlerine değil diğer kesimlerine ulaşabilen bir iletişim politikası izleniyordu orada. Daha sonra bu paylaşımların periyodikleşmesi tıpkı eylemlerin periyodikleşmesi gibi kaçınılmaz olabilir ama bu paylaşımların periyodikleşmesi ve düzenli bir hale gelmesine rağmen yarattığı heyecanın azalması, etkileşimin düşmesi yapması gayet kaçınılabilir şeylerdi. Profesyonel yaklaşıldığı durumda işte alttan gelen bilgi birikimine göre politikaların ve burada üretilen içeriklerin değiştirilmesi geliştirilmesiyle kolaylıkla kaçınılabilir olduğunu düşünüyorum. Orada bir bakıyorsunuz günlerce paylaşım yapılmadığı oldu. İşte bir takım sözlük gibi düzenli bir hale gelen ve artık iktidarın da belirleyebildiği bir gündemin parçası olan paylaşımların tüm repertuvarın büyük bir kısmını oluşturduğu gözleniyor” şeklinde açıklamalarda bulundu. 

Avcı, belirttiği iletişim sorununun yanı sıra, “Sosyal medya, bu bahsettiğim genç kitlenin büyük kısmının kullandığı tek mecra ve elbette ki bu kitle bu ruhu yaratan motor olduğu için başta onları dikkate almak lazım. Ayrıca sosyal medya, mevzuat dışı keyfi siber devriyeleri ve BTK uygulamaları bir yana bırakıldığında, üzerinde RTÜK'ün ‘Demoklesin kılıcı’ gibi sallanmadığı bir ortam olarak geriye kalan tek mecra bugün. Çünkü işte muhalif diyeceğimiz kanallara bile RTÜK aracılığıyla yapılan çeşitli uygulamalar aracılığıyla bir takım otosansür tohumları ekilebiliyor. Çünkü orada konuşan konuşmacılar olsun sunucular olsun aslında bu otosansüre kendilerini RTÜK aracılığıyla maruz bırakabiliyorlar. Dolayısıyla Ekrem İmamoğlu'nun sosyal medya hesabının kapanması bir tesadüf değil. Bu elle tutulur hiçbir hukuki dayanağı olmayan bir süreçti. O ayrı bir konu ama biz zaten bu kurallarla savaştığımızın farkındayız” dedi ve neler yapılabileceği hakkında ise, “Genel Başkan'ın söylemleri ilk günkü ruhun tekrar ateşlenmesi için çok ciddi faydalı olmuştu. Bu söylemler maalesef yeterince görünür kırılamıyor. Çünkü siz Özgür Özel'in grup toplantısında anlattığı bir şeyi örneğin girip TBMM TV'den ya da başka bir kanaldan izleyen birisinin bir buçuk saatlik bir konuşmanın içerisinde bir şeyleri algılayamayacağını düşünüp nasıl önemli noktaları sosyal medya paylaşımı haline getirip CHP hesabından paylaşıyorsanız aynı şekilde mitingler olsun, Silivri'deki görüşlerden çıkıldıktan sonra yapılan basın açıklamaları olsun bu tarz uzun sayılabilecek ve dikkat süresinin genç kuşakta bu kadar düştüğü bu dönemde bunların kısaltılıp bullet point'ler haline getirilip verilmesi ve tüketilmesi daha kolay bir hale getirilmesi lazım. Bu şart. Bunun yeterince yapıldığını düşünmüyorum. Ve bunun yapılamamasının sebebi de aslında gençlerin dikkat süresi başta olmak üzere yeni medyanın, sosyal medyanın kullanım stratejileri hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olmayab insanlar tarafından yönetildiğini düşünüyorum bu kanalların. Bir yandan bu var ama diğer yandan da şu var: Tabii ki sadece sosyal medyayla olacak bir iş değil. Eylemsellik metodlarının üzerinde de tabii ki yeniden düşünmemiz, ciddi şekilde yeniden düşünmemiz gerekiyor. Çünkü bu böyledir. Periyodikleşen her şey sıradanlaşır. Bu kaçınılmaz bir şey. Ama eğer periyodikleşmesi kaçınılmazsa o zaman biz de elimizde kalan iletişim kanallarıyla bunun nasıl daha iyi anlatılabileceği üzerine daha çok odaklanmalıyız” dedi.

‘BAZI ŞEYLERİ DEĞİŞTİRMEMİZ GEREK’

CHP’ye yeni medya açısından eleştiriler getiren Avcı, “Mesela çok basit bir şekilde neden hiç edit yapılmıyor? Ya da neden hiç ilüstrasyon video yapılmıyor?” sorularını sordu ve devamında “Murat Ongun'un son zamanlarda aktif hale getirdiği bir YouTube kanalı var. Bu YouTube kanalından Murat Ongun'un hücresinde hazırladığı kareografi ve metin içeriğiyle daha sonra bunların dışarıdaki bir ekip tarafından videolaştırılıp, ilüstrasyon video haline getirilip yayınladığı bir kanalı var. Ve orada aslında bizim bugün bu söyleşide değindiğimiz konulara ve daha fazlasına kendisi de sık sık değiniyor. O kısa, öz videoları izleyen insanlar ne söylemek istediğimi anlayacaklardır. Bu kadar çarpıcı videoları, bu kadar doğru noktalara değinen ve gündemi bu kadar sıkı yakalayabilen hatta bazı noktalarda ileriki tarihlere referanslarda bulunarak açıklamalar yapan bu videoları hapishanede bir not defterine yazıp üretebiliyorsa eğer bir insan elinde tüm teknolojinin imkanları, partinin imkanları olan ekipler de genel merkezin konforunda, rahatlığında bunlardan kat ve kat iyisini başarabilmeli diye düşünüyorum. Eğer başaramıyorlarsa ve bu yönde bir iyiye doğru bir gidişat yoksa demek ki bizim bazı şeyleri değiştirmemiz gerekiyor demektir. Aslında mevzu bu kadar basit” dedi.

Diğer taraftan Avcı, “Siz aynı şeyleri yapıp benzer sonuçlar almamak dışında bir şey bekliyorsanız belli ki metodolojiniz yanlıştır. Bu işten pek anlamıyorsunuzdur ya da bunu çok daha etkili biçimde yapmak istemiyorsunuzdur gibi yorumluyoruz kaçınılmaz olarak. Ben dolayısıyla partinin temel probleminin iletişim problemi olduğunu düşünüyorum. Burada da bir kez daha altını çizmek istiyorum ki medya kanallarının üzerinde uygulanan bu sansür, gazetecilerin içeriğe alınması bunların hepsinin farkındayız. Ancak bizim bu bahanelerin arkasına sığınacak bir zamanımız ya da bir isteğimiz asla olmamalı. Bizim oynadığımız oyunun kurallarına uygun çözümleri gerçek zamanlı olarak üretebiliyor olmamız lazım. Biz bunu yapabilecek güçte bir partiyiz. Biz bunu yapabilecek yetenekte, kabiliyette bir ekibiz. Biz gerçekten çok büyük bir aileyiz ve bu kadar büyük, bu kadar haklı ve zengin bir hikayesi olan bu kadar büyük bir ailenin gerçekten isteyip doğru insanlara görev verip başaramayacağı hiçbir şey olmadığını düşünüyorum. Ve eminim ki Ekrem Başkan da dışarıda olsaydı benzer bir cevap verirdi eğer ona medya üzerindeki ablukayı bahane gösterip yeteri kadar iletişim aygıtlarını kullanamamak konusunda bir şeyler anlatılsaydı. Bir şeyi başaramıyorsak eğer, bizim yapabileceğimiz tek doğru yorum var: Demek ki yeterince çalışmıyoruz, ve demek ki içerisinde bulunduğumuz baskı ortamınını kırmak için zorunlu olan doğru metodolojileri izlemiyoruz. Dolayısıyla eğer bir çözüm varsa, bu ablukadan çıkmak için bir çözüm bulunacaksa bu çözümün ta kendisi zaten Cumhuriyet Halk Partisi. Cumhuriyet Halk Partisi'nin öz evlatlarına bakıp da onlardan alamayacağı hiçbir sonuç olmadığını düşünüyorum ve toplumsal ruhun da bu yolla ilk günkü hale getirilebileceğini düşünüyorum. Çünkü metodolojiyi geliştirmek mücadeleye değer vermektir” dedi.


Haber Kaynağı : 12punto

Beşiktaş CHP Cumhurbaşkanı adayı Deniz Ekrem İmamoğlu
Wodo Network