Bora Kaplan davası: 15 Temmuz silahlarını MİT’ten aldık .. Dalga mı geçiyorsun
İstinaf’ın kısmi bozma ve ilgili diğer davaların birleştirilmesi kararından sonra yeniden görülen Bora Kaplan suç örgütü davasında; sanıklardan Muhammet Kaplan, gözaltındayken kendisine 15 Temmuz silahlarını nereden aldıklarını sorduklarını, “MİT’ten aldık” cevabını verince Komiser Metehan İlkyaz’ın, “Sen benimle dalga mı geçiyorsun?” dediğini iddia etti.
İstinaf’ın kısmi bozma ve ilgili diğer davaların birleştirilmesi kararından sonra yeniden görülen Bora Kaplan suç örgütü davasında; dosyada isimleri çok sık geçen Yargıtay Üyesi Yüksel Kocaman, Yargıtay Savcısı Ahmet Yıkılmaz ve Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili Veysel Kaçmaz’ın tanık olarak dinlenmesi istendi.
Duruşma Savcısı da örgüt üyeliğinden tutuklu Fethi Koyuncu’ya, Serdar Sertçelik’le Tansel Aktan arasında geçen yazışmalarda yer aldığı belirtilen “Fethi hain çıktı” şeklindeki ifadeden kendisinin mi kastedildiğini, can güvenliğinden endişesi olup olmadığını sordu.
Herhangi bir tehdit almadığını belirten Koyuncu, “Gizli tanık olan biri bana niye hain diyor, ona sorun” karşılığını verdi.
Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Sincan Cezaevi yerleşkesindeki duruşma salonunda görülen davanın bugünkü dokuzuncu celsesi, sanıklardan Muhammet Kaplan’ın savunmasıyla başladı.
İlk yargılamada; daha Serdar Sertçelik’in videoları, polislerin ifadeleri ve Nurullah Özgür Kopuk ortada yokken ne anlattıysa doğru çıktığını belirten Kaplan şunları söyledi:
“Nişanlımla gezerken 40 polisle evimi bastılar. Güya amcamın oğlu Adnan Kaplan, Erkan Doğan’ın dişlerini benim çektiğımi söylemiş. Kur’an çarpsın böyle bir şey yok. Bu arada Nurullah Özgür Kopuk aradı, ‘Murat Çelik’e yakınım, seni gizli tanık yapalım’ dedi. Kabul etmedim, yerimi söyledim, polisler geldi, ama beni yakalandı gösterdiler.”
Emniyette kötü muamele gördüğünü öne sürerken Murat Çelik, Şevket Demircan, Ufuk Gültekin ile şu anda yargılanan polisler arasında olmayan, ama fotoğrafı getirilirse teşhis edebileceği “kalıplı” bir polisi suçlayan Kaplan, komiser Metehan İlkyaz için ise “Bu çocuğun bir şeyi yok, ne küfür ne hakaret. Sohbet ederken 15 Temmuz fotoğraflarını nereden aldığımızı sordu, MİT’ten aldığımızı söyledim” dedi.
Muhammet Kaplan şöyle devam etti:
“O kalıplı polis Resul Aydoğdu’yla geziyordu. Beni içeri sokup ‘şu 16-17 sayfa ifadeyi ver, işine gücüne bak’ dediler. Kameranın önüne fırlayıp bu ifadeyi vermeyeceğimi söyledim. Resul Aydoğdu da yanıma gelip, ‘ya zaten senın söylediklerin’ falan dedi. Beni Nurullah Özgür Kopuk’la görüştürdüler. Belinde gri silah vardı, ‘İfade vermezsen hayatın biter’ dedi. Kabul etmedim. Serdar Sertçelik geldiğinde yapılanları anlatıp kendisine de yapacaklarını söyledim. Şimdi, ‘mülakat odası yok, orası spor odası’ diyorlar ya; evet spor odası, boks yapıyorlardı! Polisleri görüyorsun, Savcı Mustafa Kaya’yı görüyorsun, eski mahkeme başkanı kahraman Mehmet Güven’i görüyorsun ya başkanım; ben derdimi kime anlatacağım? Bizi bunlardan kurtarın. Başkanım, sadece adaletli ol.”
Kaplan’ın avukatı Volkan Şener de buluntu telefonla ilgili olarak Jandarma ile Emniyet Kriminal’den alınan raporlar arasındaki farklılıklara, buluntu telefonda parmak izi çıkan ve dün tanık olarak dinlenen Mustafa Öztaş’ın, bir PDF dosyasının oluşturucusu olarak gözüktüğüne dikkat çekerek, “Bu telefonun delil niteliği yoktur. Raporlara da itibar edilemez. Nereye güveneceğimizi bilmiyoruz. Bağımsız bir kurum mu olur, Adli Tıp Kurumu mu olur; ama üçüncü göze ïhtiyaç var.” dedi.
Savcı, Av. Şener’e bu teknik tespitlerinin neye dayandığını, herhangi bir rapor alıp almadıklarını sordu. Av. Şener rapor almadığını, yapay zekaya sorduğunu söyledi.
Sanıklardan Fethi Koyuncu, hakkındaki suçlamaları kabul etmezken avukatı Uğur Ulutaş, Koyuncu’nun Bora Kaplan’dan emir talimat aldığını gösteren tek bir HTS, baz kaydı bulunmadığını, ama tutukluluk süresi de dolduğu halde üç yıldır tutuklu olduğunu bildirdi.
Savcı da ilk yargılamada etkin pişmanlık dilekçesi verdiğini, ancak daha sonra farklı beyanda bulunduğunu belirterek Koyuncu’ya bunun sebebini sordu.
Bu soru üzerine şu diyaloglar yaşandı:
Koyuncu: Polislerin yazışmaları ortaya çıkmıştı. Bana yaptıkları teklifleri ve tehditleri anlatacaktım. Oyunlarını ortaya çıkaracaktım.
Savcı: Bu aşamada herhangi bir baskıya, tehdide, şiddete, fiziksel müdahaleye maruz kaldın mı?
Koyuncu: Yok, “seni tutuklatırız” dediler.
Savcı: Yani tehditlerinden etkilenmedin. Etkin pişmanlık veya gizli tanıklık yönlendirmesi oldu mu?
Koyuncu: Evet, hem etkin pişmanlıkta bulunmam hem gizli tanık olmam istendi.
Savcı: Polislerin oyunlarını nasıl ortaya çıkaracaktın?
Koyuncu: Bana 2016’da işlenen suçları yüklemeye çalıştıklarını ispatlayacaktım.
Savcı: Polislerin tutuklandığından haberin oldu mu?
Koyuncu: Bundan önce mesajları yayımlandı.
Savcı: Polisler tutuklandıktan sonra şikayet dilekçesi verdin mi?
Koyuncu: Uğraşmak istemedim.
Savcı: Ama önemli. Can güvenliğinden endişen var mı? Herhangi bir tehdit aldın mı? Çünkü Serdar Sertçelik ile Tansel Aktan arasındaki yazışmada, “Fethi çürük çıktı” deniyor. Burada geçen Fethi sen misin? Niye böyle deniyor?
Koyuncu: Başka Fethi olmadığına göre, benimdir. Ona sormanız lazım. Gizli tanık olan biri bana niye hain diyor; ona sorun.
Sanıklardan Furkan Anıl Bahar ise savunmasında, artık emniyete güvenmediğini, hakkında MİT’e araştırma yaptırılmasını isteyerek, “Örgüt üyesi olacak kadar salak değilim. Yüksek lisansını yapmış birisiyim.” demekle yetindi.
İlk yargılamada beraatına karar verilen Doğuşcan Uğurlu’nun avukatı Hatice Taşdan da, İstinaf’ta dosyanın okunmadığını, müvekkilinin torbaya atıldığını öne sürüp dosyada isimleri geçen Yargıtay Üyesi Yüksel Kocaman, Yargıtay Savcısı Ahmet Yıkılmaz ile Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili Veysel Kaçmaz’ın tanık olarak dinlenmesini istedi ve “Her gün bir pislik çıkıyor.” dedi.
İri Yarı Polis
Duruşmanın öğleden sonraki bölümünde Av. Volkan Şener, müvekkili Muhammet Kaplan’ın “kalıplı, iri yarı” diye tarif ettiği polisin kimliğini tespit ettiklerini, Y. Ö. isimli bu kişinin Murat Çelik’in şoförü olduğunu bildirerek, tanık olarak dinlenmesini istedi.
Bora Kaplan’ın avukatı Oğuzhan Bilgin ise müştekilerden Berke Kırıcı’nın Almanya’dan dilekçe gönderdiğini, bu dilekçede adresi belli olduğu için ifadesinin uluslararası istinabe yoluyla alınmasını talep etti. Av. Bilgin, uzman görüşü almak amacıyla buluntu telefon imajının kendilerine verilmesi ve dünkü duruşmada avukatın, tanığı yönlendirmesiyle ilgili olarak kamera kayıtlarının korunması talebinde de bulundu.
Bu beyanların ardından tanıkların dinlenmesine geçildi.
Serdar Sertçelik’in abisi Selçuk Sertçelik, Mahkeme Başkanı’nın soruları üzerine Sertçelik Macaristan’da cezaevindeyken haftada bir telefonda, kampta olduğu dönemde de Instagram üzerinden görüştüklerini anlattı. Kara para soruşturmasında gözaltına alındığında polislerin tehdit ve kötü muamelede bulunmadığını, ancak gözaltına alınmadan bir hafta, 10 gün kadar önce Nurulluh Özgür Kopuk’un aradığını kaydeden Sertçelik, “Sert bir sesle nerede olduğumu sorup konum atmamı istedi. Kim olduğunu sordum. ‘Dükkana geleceğiz’ deyip kapattı. Bunun üzerine evden çıkmadım, dükkana gitmedim.” dedi.
Selçuk Sertçelik’e buluntu telefondaki mesajları gösterildi. Sertçelik, bunların kendisine ait olmadığını söyledi. Mahkeme Başkanı’nın, savcılık ifadesinde bunları kabul ettiğini söylemesi üzerine Sertçelik, savcının mesajları göstermediğini, soru-cevap şeklinde ifade aldığını belirtti.
Sertçelik, Av. Alperen Ekinci’nin, “Gözaltına alındığınızda dijitallerinize el konuldu mu? Konulduysa ne zaman iade edildi?” şeklindeki sorusunu, “Cep telefonumu aldılar. 1 yıl kaldı. Aldığımda sıfırlanmıştı. WhatsApp’ta hiç mesaj yoktu” diye cevaplandırdı.
Selçuk Sertçelik’in ardından baba ve annesi de tanık olarak dinlendi. Her iki isim de Mahkeme Başkanı ve savcının soruları üzerine adli kontrolle serbest bırakılıp eve geldiğinde Serdar Sertçelik’in bir şey anlatmadığını, ama psikolojisinin kötü olduğunu ifade etti. Anne Sertçelik şunları da anlattı:
“Ev Emniyete dönmüştü. Polisin biri gidiyor biri geliyordu. Salona girdiklerinde beni hemen gönderiyorlardı. Pansuman yaptıracağını söylediği gün, ‘Aşağı bir bak anne, polis var mı’ dedi. Baktım, araba yoktu. Oysa gece gündüz, karda bile duruyorlardı. Macaristan’dayken telefonla arıyordu. WhatsApp’tan görüşüyorduk. Instagram’dan görüşmedik.”
Mahkeme Başkanı, anne Sertçelik’e de buluntu telefondaki mesajları gösterip savcılık ifadesinde bunları kabul ettiğini hatırlattı. Anne Sertçelik, “Bu mesajları ilk defa görüyorum. Savcı göstermedi. Sadece telefon numaramı sordu.” dedi.
Anne Sertçelik, Başkanın, “Serdar Sertçelik Türkiye’ye gelmeden önce sizlerin aracılığıyla birileriyle görüşme yaptı mı?” şeklindeki sorusunu da şöyle cevaplandırdı:
“Evet. Bir görüşme yaptı, ama uzun görüşmediler; 3-4 dakika sürdü, kapattılar. Görüştüğü kişinin Şevket Demircan olduğunu düşünüyorum. Kendi telefonum ile torunumun telefonunu üst üste koyup görüştürdük. Serdar dışarı çıkmamızı istediği için ne konuştuklarını bilmiyorum.”
Bunun üzerine Mahkeme Başkanı, “Niye çıkıyorsun? Annesisin; vurulmuş, yurtdışında. Bu çocuk ne görüşüyor diye merak etmiyor musun?” sözleriyle tepki gösterdi.
Savcı, eve hangi polislerin geldiğini sorunca da anne Sertçelik, “Görsem tanırım. Sürekli gelen Ufuk’tu. Bir de göbekli biri vardı, sürekli geliyordu.” dedi.
Şevket Demircan’ın avukatı Recep Öksüz’ün soruları sırasında ise şu diyaloglar yaşandı:
Av. Öksüz: Şevket’in numarası ne?
Anne Sertçelik: Ben nereden bileyim?
Başkan: Avukat Bey, “Telefon numarasını kim söyledi?” diye sormak istiyor herhalde.
Anne Sertçelik: Serdar söyledi, aradık.
Av. Öksüz: Aradıysanız, telefonunuzda numara vardır.
Anne Sertçelik: Telefonuma baksam söyleyebilirim. 62 yaşındaşım, her şeyi de hatırlayamam.
Serdar Sertçelik de, “Anne, hakkını helal et, sana soru sormak istiyorum” dedikten sonra, “Cezaevindeyken kaç dakika görüşebiliyorduk ve kimleri arayabiliyordum?” sorusunu yöneltti. Anne Sertçelik, “Beni ve abini 10 dakika arayabiliyordun.” karşılığını verdi. Anne Sertçelik, oğlunun, “Türkiye’ye gelmeden 3 ay önce de böyle mi arıyordum?” sorusuna da, “Evet, 10 dakika arıyordu” diye cevaplandırdı.
Halil Falyalı… Rüşvet Olayları
Murat Çelik ile Av. Cengiz Haliç’in görüşmesini kayda aldığı için tanık olarak dinlenen polis memuru Mustafa Süvari, Bora Kaplan operasyonunun yapıldığı dönemde Çelik’in özel kaleminde görevli olduğunu belirterek şunları sôyledi:
“Operasyondan bir hafta, 10 gün kadar sonra Murat Çelik müdürüm bir gece Cengiz Haliç’in birtakım bilgi ve belgeler getireceğini söyleyip görüşmede benim de bulunmamı istedi. Geldi, oturduk. Yarım saat görüştüler. Daha önce de gelmiş. Bazı isimler verdi, bazı olaylar anlattı. Ahmet isimli savcıdan, Halil Falyalı’dan, rüşvet olaylarından söz etti.”
Mahkeme Başkanı’nın soruları üzerine Süvari, Cengiz Haliç’i tanıyıp tanımadığını ve kaydı neden yaptığını şöyle açıkladı:
“Cengiz Haliç’i tanımıyorum, ama bizce bilinen şahıslardandı. Murat Müdür geleceğini söyleyince ileride kendimi sağlama alma içgüdüsüyle yaptım. Murat Müdür bugün var, yarın yok.
Mesleki tecrübelerim, karşılaştığım durumlar, iftiralar nedeniyle tekrar böyle bir olayla karşılaşmamak için kayda aldım.
Murat Müdür kayda aldığımı bilmiyordu. Bende sır olarak kalmıştı. Çok sonra ortaya çıkan telefon, Serdar Sertçelik’in gelmesi üzerine bu işlerin planlayıcısı ve azmettiricisi olduğunu görünce bu konuşmanın içeriğini Murat Müdür’e söyleyip dosyaya sunmak istedim.”
O da Operasyondaymış
Mahkeme Başkanı, o kaydın içeriğini okumaya başlayınca Bora Kaplan’ın avukatı Rıdvan Şahin, bu kaydın mutlak butlan olduğunu, ayrıca Cengiz Haliç’in suç duyurusunda bulunduğunu belirterek davayla ilgisi olamayan bu içerıklerin okunmamasını istedi.
Av. Şahin, bu kaydın alınmasının suç olduğunu bilmesi gerektiğini hatırlatınca Mustafa Süvarı, şu karşılığı verdi:
“Buna hakim karar versin. Ben iki değil üç kişiyi kayda aldım. Kaydı yaymadım, kimseye vermedim. Anonim hesap açıp yayınlayabilirdim, sadece savcıya verdim. Ne yapaydım, görmezden mi gelseydim? Bir vatandaş olarak görevimi yaptım. Cengiz Haliç’in suç duyurusunda bulunduğunu biliyorum, hakkıdır. Ben de suç duyurusunda bulunurdum.”
Av. Umut Köroğlu da Süvari’ye Bora Kaplan’a husumeti olup olmadığını sordu. Süvari, “Tabi ki, olamaz” deyince Av. Köroğlu, “Esenboğa’daki operasyonda ne işiniz vardı?” sorusunu yöneltti.
Süvari, o görüntüleri dışarıdan izleyince kendisinin de şov olarak gördüğünü, ama işin aslının farklı olduğunu, bir sakatlık çıkmaması için Şevket Demircan’nın ağzına mermi sürülü beylik tabancasını almaya çalıştığını söyledi.
Av. Baran Tansu’nun, “Havaalanındaki görüntülerini kim çekti?” şeklındeki sorusu üzerine de Süvari, “Bilmiyorum. Ben de sordum, kimse tatmin edici cevap vermedi.” dedi.
“Bora Kaplan’a Düşmanlığının Sebebi Bu mu?”
Mustafa Süvari, Bora Kaplan’ın sorularını da şöyle cevaplandırdı:
Kaplan: Cengiz Haliç, Murat Çelik’in yanına ilk geldiğinde de kayıt yapıldı mı?
Süvari: Bilmiyorum.
Kaplan: “6 yıl önce senin yüzünden gittik, şimdi de senin yüzünden geldik” dediniz mi?
Süvari: Hatırlamıyorum. Söylemişsem de Emniyeti değil, beni bağlar.
Kaplan: Bana düşmanlığınızın sebebi bu mu?
Süvari: Bora, ben sana düşman değilim. Ben devletin memuruyum. Görevimi yapmak için maaş alıyorum.
Kaplan: Bunları söylerken avukatım Umut Köroğlu da yanımdaydı. Cengiz Haliç sabıkası, sicili olmayan, dosyada adı geçmeyen birisi. Suçlamalarla ilgili konuşacağını nereden bildiniz de kayıt aldınız? Ayrıca kayıtta Murat Çelik’in sesi yakından, sizinki uzaktan geliyor. Kaydı Murat Çelik almış olabilir mi?
Başkan: Sen ses kaydını dinledin mi?
Kaplan: Cezaevinde dinleyemem ki, arkadaşlar söyledi.
Sertçelik: Ben dinledim, Bora Kaplan’a ben söyledim. Kendisinin sesi çok uzaktan geliyor. Acaba tek kayıt yapıp üçe mi böldü, üç ayrı kayıt mı aldı?
Süvari: Telefon, oturduğumuz yerdeki sehpanın ortasındaydı. Zaman zaman alıp mesajlara baktığım için üç parça oldu.
Üç Telefon Üretildi
Son olarak, sanıklardan Önder Polat’ın avukatı Duran Göçer, yurt içi ve yurt dışından alınan iki telefonda WhatsApp yazışmaları ürettiklerini, bunu da üçüncü bir telefonda klonladıklarını, ilk iki telefondaki yazışmalardan birisinin farklı çıktığını, buna rağmen uzmanların hangisinde manipülasyon olduğunu belirleyemediğini anlattıktan sonra, “Hiçbir dijital veri güvenli değildir. Özellikle WhatsApp oynanabilen, manipüle edilebilen veya başka bir ortamda hazırlanıp telefona yüklenebilen bir uygulamadır. Bu nedenle buluntu telefonun çok uzman bir bilirkişi bulunarak ona incelettirilmesini ve etki altına alınmaması için adının gizli tutulmasını istiyoruz.” diyerek, örnek olması açısından iki telefonu mahkemeye sundu. Mahkeme Başkanı, “İmajlarını aldınız mı, sıkıntı olmasın” esprisini yaparken Savcı, Av. Göçer’e, ürettikleri telefonlarla ilgili çeşitli sorular yöneltti.
Konuyla ilgili olarak söz alan Bora Kaplan da şunları söyledi:
“Bana herhangi bir telefon numarası verin; 5 yıl öncesine ait, örneğin, benim tutuklanmamdan önce mahkemeyle ilgili yazışma yapayım. Bunu istediğiniz yere gönderin, çözemezler. Ancak Allah ayaklarına dolandırmış, Mustafa Öztaş’ın adının geçtiği belgeyi unutmuşlar.”
Beyanların tamamlanmasının ardından Savcı, Sabah Gazetesi’nden Halit Turan’ın dinlenmesi ve Av. Hatice Taştan’ın Yüksel Kocaman, Ahmet Yıkılmaz ile Veysel Kaçmaz’ın tanık olarak dinlenmesi başta olmak üzere çok sayıda talebin reddi yönünde mütalaa verirken, Serdar Sertçelik’in cezaevinde ve göçmen kampındayken internet bağlantısı ve WhatsApp görüşmesi yapma imkanının olup olmadığının Macaristan makamlarına ivedilikle sorulmasına; buluntu telefonun bilirkişiye inceletilmesinin, Av. Duran Göçer’in sunduğu uzman görüşü okunduktan sonra değerlendirilmesine; tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin, tutuksuz sanıkların da adli kontrol tedbirlerinin devamına karar verilmesini istedi.
Mahkeme karar için duruşmaya 1 saat ara verdi.
Saat 20.45’de alınan kararları açıklayan Mahkeme Başkanı; sanıklardan Önder Polat, Muhammet Kaplan, Adnan Kaplan ve Erhan Bakioğlu’nun tahliyesine, Bora Kaplan ile Serdar Sertçelik’in tutuklukuğunun devamına karar verildiğini açıkladı.
Mahkeme, Halit Turan ve yargı mensuplarının tanık olarak dinlenmesi başta olmak üzere taleplerin çok büyük bölümünü reddederken, Serdar Sertçelik’in Macaristan’daki iletişim imkanlarının sorulmasına, buluntu telefonla ilgili jandarma ve emniyetten ek rapor alınmasına da karar verdi. Tutuksuz sanıkların vareste talepleri kabul edilirken, adli kontrol tedbirlerinin kaldırılması reddedildi.
Duruşma da 1 Haziran’a ertelendi.
Tahliyesine karar verilen Muhammet Kaplan ve Adnan Kaplan başka suçtan hükümlü oldukları için cezaevinden çıkamayacak.
Haber Kaynağı : Müyesser Yıldız
Çok Okunanlar
Tunceli eski Valisi Sonel gözaltına alındı
Borsa İstanbul’da Hürmüz Boğazı etkisiyle gün rekorla tamamlandı
Özgür Özel'den Tom Barrack’ın sözlerine 'hadsizlik' tepkisi
Nottingham Forest yarı finalde: Pereira’yla İstanbul hayali güçleniyor
Ünlü kamu müteahhidi hakkında yakalama kararı!..
Bora Kaplan davası: 15 Temmuz silahlarını MİT’ten aldık .. Dalga mı geçiyorsun
Anadili gibi İngilizce biliyor, baba dili gibi silah kullanıyor
Boğaziçi Üniversitesi, korumalara 2,4 milyon TL’ye çevik kuvvet eğitimi aldı
Küresel ve yerel ekonomide fay hatları: İflas dalgası ve dayanıklılık sınavı
Cumhuriyet ayarlarına dönmek için mücadele zamanı