Seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanığın yargılandığı İBB davasında duruşmaların 98’inci gününe girildi. Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin yeni duruşma salonunda görülen davada İmamoğlu, savunmasını yapmaya başladı. Savunmanın dört gün sürmesi bekleniyor.
İMAMOĞLU SAVUNMASINA BAŞLADI
İBB davasının ilk celsesinin son duruşma gününde savunmasını yapamadan salondan çıkarılan Ekrem İmamoğlu, bugün kürsüye çıkarak savunmasını sürdürüyor. İmamoğlu’nun o gün susma hakkını kullandığı yönündeki iddialara karşı çıktığı belirtilirken, savunmasının dört gün boyunca devam etmesi bekleniyor.
Cumhuriyet'in aktardığına göre, Mahkeme başkanının açıkladığı takvime göre İmamoğlu ve avukatlarının savunmaları için çarşamba, perşembe, cuma ve cumartesi günleri ayrıldı. Duruşmaların 17 Ekim Cumartesi günü de devam etmesi planlanıyor.
***
13.45 | İLK ARA VERİLDİ
İmamoğlu’nun savunması sürerken araya giren mahkeme başkanı “Uygun gördüğünüz bir yerde ara verebiliriz” dedi. İmamoğlu ise “Uygunsa şu an verelim” yanıtını verdi.
Bunun üzerine duruşmaya ilk ara verildi.
13.35 | İMAMOĞLU: "KENDİ İŞLEDİKLERİ SUÇU BENİM ÜZERİME ATTILAR!
Fon krizine dair sözlerine devam eden İmamoğlu, şöyle konuştu:
"Bakın, 19 Mart darbesinin devamında beni yargıladıkları iddianameden daha ilk sayfadan okuyorum. 'Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde örgüt liderinin aday gösterilmesi için fon oluşturulması amacına matuf…' 'Fon' kelimesini çok seviyorlar. Ben hayatımda fonla ilgili bir işim olmadı, borsanın yolunu bilmem. Devletin olarak okulunu okudum ama yolunu bilmem. Daha ilk sayfada, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde örgüt liderinin aday gösterilmesi için fon oluşturulması amacına matuf. Sayfa 730, Ekrem İmamoğlu'nun talimatıyla kurulan yolsuzluk fonu sistem adlı yapıya aktarılmıştır. Ben hayatımda ne fon bilirim ne sistem diye bir şey konuşmadım. Sayfa 3290, sistem adı olarak adlandırılan Cumhurbaşkanlığı adaylığı için kurulan fona. Fon! Ve bir itirafçının başkasından duyduğu sözlerle seçimi kazanmamız için en az 2 milyar dolar paraya, fona ihtiyacımız var.
Büyük bir bağ var bunu yazan ve yazdıranların fonla. Yolsuzluk fonu, seçim fonu, sistem. 4 bin sayfa boyunca bunu yazdılar. Peki fon nerede? Hesaplarında. Ailemin hesaplarını, şirketleri, yakınlarımızı aylardır didik didik ettiler. Zalimliğin tarifi yok. Eşleri, çocukları gözaltına aldılar, tutukladılar, arazileri kazdılar, evlerinin kapılarını kırdılar, kuyulara açtılar, buradaki her insanın çektiği zulmü ben biliyorum. Tek bir kuruş bulamadılar, tek bir kuruş. Çünkü o fon yok, öyle bir şey hiç olmadı. Öyle bir şey yok. Yok.
Bu yoldan geçenler, muhtemelen bu işi yapanlar ve yazdıranlar şöyle 'Ya biz yapmıştık, o yapmıştır.' Ya yok. Ben benzemiyorum, biz sana benzemiyoruz, böyle bir dünyamız ol-ma-dı. Ama gerçek bir fon varmış. Hepimizin gözünün önünde gördük. Beni yolsuzluk fonu kurmakla suçladılar. Esas yolsuzluk fonunu kurup milletin parasını aynı dönemde çaldılar. Bize o operasyonları yaparken, milleti sabahları son dakikalara uyandırırken, milletin cebinden parayı öyle götürdüler ki millet farkında olamadı.
Bu daha bulduğumuz, onu söyleyeyim. Daha ne fonlar çıkacak. Bu ülke, bu millet bunu görecek. Bu ülke, bu millet bunları görecek. Milleti soyan, yarım milyon milletin birikimini yutan o fonlardı. Onların göz yumduğu, onların adamlarının yönettiği o fonlar. Beni örgüt kurmakla suçladılar. Esas örgütü onlar kurdular.
Bakın 19 Mart darbesini ve devamında seçilmişleri hedef alan bu düzende irili ufaklı kim varsa, hepsi bu yolsuzluk fonu düzeninin bir parçasıdır. İddiayla söylüyorum. O 19 Mart darbesini ve devamında seçilmişleri hedef alan bu düzende, yazanın da yazdıranın da bu işin parçasındadır ve bu işin içindedir. Kendi işledikleri her suçu benim üzerime yıktılar, benim üzerinden tasarlayıp yazmaya çalıştılar. Fonu onların düzeni kurdu, milleti onlar soydu. Beni yolsuzluk fonu kurmakla suçladılar. Milleti soymak için örgüt kurdular. Beni örgüt kurmakla suçladılar. Diplomasız olan da onlardı, beni diplomasızlıkla suçladılar. Aynaya baktılar, gördüklerini benim adıma iddianameye yazdılar."
13.30 | İMAMOĞLU: "ALDANIRSAK YOKUZ, ALDANMAZSAK VARIZ"
Savunmasında fon piyasasında yaşanan gelişmelere değinmeyi sürdüren İmamoğlu, tasfiye sürecine alınan fonların yatırımcılar üzerindeki etkisini anlattı.
İmamoğlu, yaşananları ekonomik kayıplar üzerinden değerlendirerek yurttaşlara seslendi.
“Gelelim Fon Vurgununa. Eylül 2026'da 7 portföy şirketine ait 131 fon tasfiyeye alındı. Bu fonlarda 455 bini aşkın yurttaşın parası vardı. Yangın yalnız o fonlarda da kalmadı. Borsa 1 ayda %16'nın üzerinde değer kaybetti. Halka açık şirketlerin piyasa değerinden 1 ayda yaklaşık 90 milyar dolar silindi. Fon vurgununun bu ülkeye şimdilik, 15-20 günlük maliyeti, 107 milyar doları aşmıştır. Nihai faturası daha önümüzdeki günlerde, haftalarda, aylarda çok büyük bir bedel olarak milletin cebinden çıkmaya devam edecektir. Şimdi milleti aldatmaya çalışıyorlar. Aldanma ey halkım. Aldanırsak yokuz, aldanmazsak varız.
Düşünün; insanlar çalıştı, tasarruf etti. Çocuğunun okulu için, emekliliği için, bir ev için biriktirdi. Devlete güvendi, denetlenmiş piyasaya güvendi. Denetlenmiş piyasa, İMKB. Bakın İMKB çok önemli kurumdur. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası, İstanbul'un bir markasıdır, dünya çapında Türkiye'nin bir markasıdır, çok önemli bir kurumdur. Birazdan İBB ve İMKB ilişkisine değineceğim. Nasıl bir çifte standardın yürütüldüğünü sizinle paylaşacağım.
Sonra denetimsizliğin faturası yine ne yazık ki milletin sırtına konacak. Bir büyük bir mali skandal ortaya çıktığında yapılması gereken bellidir. Önce delil korunur, sonra para korunur, sonra ilişki ağı çözülür. En sonunda da denetlemekle görevli kurumların bunu neden görmediği araştırılır.
Peki bu krizde ne yapıldı? Tasfiyeye alınan şirketler 15 gün boyunca diğer fonlarında işlem yapmaya devam etti. Kendi kayıtlarının başında oturmaya devam ettiler. Bu şirketlere bağlı bankaların yönetim kurulu başkanları Eylül sonuna kadar görevlerini sürdürdü. Ne yapacaklarını şaşırdılar. Çünkü iç içeydiler. Akrabaydılar. Bir aradaydılar. Birlikte kararlar alındı. Birlikte bu süreç yönetildi. Gözaltına alsak mı almasak mı, alındı bırakıldı. Hesaplara bloke koyuldu bırakıldı, yapıldı geri çekildi. Şaşkın bir biçimde ne yapacaklarını bilemediler. Bu şirketlere bağlı bankaların yönetim kurulu başkanları Eylül sonuna kadar görevlerinde durdular.”
13.15 | İMAMOĞLU: "FON KRİZİ ASRIN SOYGUNUDUR"
İmamoğlu, Cumhuriyet döneminden günümüze uzanan siyasi gelişmelere ilişkin değerlendirmelerinde mevcut ekonomik ve hukuki tabloyu ele aldı. Türkiye'de yaşanan çeşitli olayları sıralayan İmamoğlu, fon krizinin de vatandaşların birikimleri açısından ciddi sonuçlar doğurduğunu savundu.
İmamoğlu, “bu yürüyüşün en büyük sıçramasıdır” dediği Cumhuriyet döneminden bugüne uzanan değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
“Bugüne gelelim, bu ülke bugün sayısız adaletsizliğin ağırlığı altında. Seçilmiş belediye başkanlarını tutukluyor. Belediyelere tehditle şantajla çökülüyor. Ana muhalefet partisi ısmarlama davalarla dizayn edilmek isteniyor. Gazeteciler haber yaptığı için tutuklanıyor. Hakkını arayan işçi, toprağını savunan köylü, ben bu düzeni kabul etmiyorum diyen genç gazla, copla, tutuklamayla karşılaşıyor. 500 bin insan hapiste, 500 bin.
Ama ne oluyor? Enflasyon düşmüyor. Kiralar yükseliyor, mutfak küçülüyor. Geçim sıkıntısı büyüyor, yoksulluk artıyor. Açlık artıyor, açlık. Umutsuzluk büyüyor. Gençlerin geleceğe bakışları ne yazık ki negatif bir seviyede, çöküyor. 25 yılın sonunda varılan yerin adı, net olarak vurgun düzenidir.
Bakınız; 6 Mayıs 2019'da Yüksek Seçim Kurulu'na yapılan vurgun, kur korumalı mevduatta 2021'de hazineye ve Merkez Bankası'na yapılan vurgun, 19 Mart 2025'te İBB'ye yapılan operasyonla demokrasiye ve hukuka yapılan vurgun, 21 Mayıs 2026'da butlan kararıyla siyasete yapılan vurgun ve fon krizinde vatandaşın birikimine yapılan vurgun ki adını net koyalım, asrın soygunudur. Her defasında gerekçe değişti ama sonuç değişmedi. Daha kötüsü faturayı kendi menfaatleri ve çıkarları için, koltuklarını korumak için millete ödettiler ve o koltukta oturmaya devam ediyorlar.”
13.00 | İMAMOĞLU: "KİTABI OKUMAYA DA ÜŞENMİŞLER"
İmamoğlu, yayımlamak istediği kitabın incelenmesi ve basım sürecinde yaşananlara ilişkin açıklamalarını sürdürdü. Kitabın içeriğinin soruşturmanın odağına alındığını belirten İmamoğlu, kitabın dijital örnekleri ve basılı nüshaları için el koyma talimatı verildiğini anlattı.
İmamoğlu, şöyle konuştu:
"Burada da bitmiyor ama. Bu kez savcılık polise diyor ki: ‘Kitabı inceleyin, bana bilgi verin.’ Soruşturma konusu birden kitabın içeriğine dönüyor. Nereden nereye geldik? Görevi olmadığı halde terör savcısı konuyu alıyor ama ‘Gidin, arama yapın, delil toplayın’ demiş. Bandroller bulununca derhal soruşturma konusu değişti ve gerçek artık gizlenemez oldu. Aslında aranan delil benim kitabımdı ve yok edilmek için aranıyordu. Kitabımdan korktular.
Çünkü o kitap düzmece bir davanın iç yüzünü ortaya koyuyordu. Hukuk görünümlü bir siyasi zorbalığı kanıtlıyordu. Savcılık hemen yeni talimat verdi: Kitabın dijital örneğine, ozalit baskısına, kitabın kapağından dört örneğe, basılmış sayfalarından dört örneğe, dört bandrole el konulmasına ve nihayet kitabın el konulan dijital halinin incelenmesinin yapılarak rapor tanzim edilmesine...
Gerçi o durumda da Basın Savcılığı görevli ama bizim terör savcımızı kimse durduramıyor. Öyle bir talimat almış ki kimse durduramıyor, paldır küldür gidiyor. Fakat savcımız bu arada okumaya da üşeniyor. Belki birisi ki o da hayatında hiç kitap okumamış olabilir. Ve kitap okuma işini de polise veriyor."
12.45 | İMAMOĞLU KİTABININ YASAKLANMA SÜRECİNİ ANLATTI
İmamoğlu, yayımlamak istediği kitabın basım aşamasında yaşananları ilk kez ayrıntılı biçimde anlattı. Kitabın basılacağı matbaaya polislerin gittiğini ve baskı sürecinin durduğunu belirten İmamoğlu, yaşananları şöyle aktardı:
“Bu salonda bugün sıradan bir sorgu yapılmıyor. Bu sorgu aylardır bekleniyor. En çok da ben bekledim. Önce en başta olsun istedim, sonra en son olacaksa en son olsun istedim. Ancak süreç arzu ettiğimiz biçimde ilerlemedi.
7 Temmuz’da sorgu sırası bana geldiğinde itirazlarımı dile getirdim. Engellenmeye çalışıldım ve gerçeğe aykırı beyanlarla sorgu yaptırılmadı. Daha sonra ses kayıtlarının dökümü çıkınca gerçek ortaya çıktı. Savunma yapmayacağımı söylediğim şeklindeki tutanak tamamen gerçeğe aykırıydı.
Bu iddianameye karşı bütün bilgilerimi, hazırlıklarımı ve çalışmalarımı aziz milletime sunmak üzere geniş bir beyan hazırladım. Bu beyanın kısaltılmış hâlini derleyerek bir kitap yayımlamak istedim. Madem yargılandığım davada sesimin çıkması, sözlerimin duyulması istenmiyor, o zaman söyleyeceklerimi yurttaşlarıma yazılı olarak sunmak istedim.”
Bir yayıneviyle anlaşma yapıldığını ve gerekli bandrollerin alındığını ifade eden İmamoğlu, baskı hazırlıkları sırasında matbaaya 16 polisin geldiğini söyledi.
“Bir yayıneviyle anlaşıldı, bandroller alındı. Bandrol alma süreci bile günlerce sürdü. Sordum, ‘Böyle bir süreç midir?’ dedim. ‘Hayır, böyle değildir’ dediler.
Bandroller alınıp matbaaya ulaştı. Tam baskı makineleri çalışmaya başladığında matbaadan telefon geldi. Matbaayı 16 polis basmış. Ellerinde kâğıt mara yok, gerekçe yok. ‘Siz durun, bir bekleyin’ demişler ve gitmişler.
Matbaa, haklı olarak devletle karşı karşıya gelmek istemediği için beklemeye başladık. Bir hafta böyle bekledik. Sonra nihayet, tam bir hafta sonra, yasaklama kararı matbaaya tebliğ edildi. Kitabın yasaklanma hikâyesinin ayrıntılarını burada ilk kez anlatıyorum. Ne bir yere yazdım ne de anlattım.”
İmamoğlu’nun anlatımına göre, 25 Ağustos 2026 günü saat 17.45’te polis tarafından, kaynağı belirsiz bir istihbarat bilgisi doğrultusunda matbaada usulsüz ve bandrolsüz kitap basıldığına ilişkin tutanak tutuldu. İmamoğlu, savcının bilgilendirilmesinin ardından arama kararının bu tutanaktan yaklaşık beş dakika sonra verildiğini öne sürdü.
Soruşturmayı yürüten savcının Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu’nda görev yaptığını belirten İmamoğlu, dosyanın Teknik ve Sınai Haklar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülmesi gerektiğini savundu.
İmamoğlu, sürece ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Savcı, hemen talimat veriyor. Matbaada gecikmesinde sakınca bulunan hal kapsamında arama yapılmasına. Nereden nereye gelmişiz. Doğrudan savcılık arama kararını veriyor. Kararın verildiği 25 Ağustos 2026 saat 17.00. Yani polisin kaynağı belirsiz istihbaratı tutanağa geçirmesinden 5 dakika sonra, her kanaat yerli yerine oturtuluyor. Nasıl bir kanaatse… Şaşırmamak mümkün değil. Nasıl bir hız. Konu Ekrem İmamoğlu olduğunda yargıdaki müthiş hıza kimsenin yetişmesi mümkün değil.
Savcılık diyor ki söz konusu kitap. Hangi söz konusu kitap? Polisin öyle bir bildirimi yok ki. Bandrolsüz, usulsüz kitap basılıyordu. Hayda… bandrolsüz, usulsüz kitap. Tutanakta belirli bir kitaptan söz edilmiyor. Kaç kitap, hangi kitaplar bandrolsüz basılıyor? Araştırılacak konu bu ama savcı bey asla bunlarla ilgili değil. Kendisi sadece söz konusu kitabın peşinde. Bandrolsüz kitap falan uçtu. Ellerini yüzlerine, kötülüğü bile ellerine yüzlerine bulaştırmışlar.
Gelen bilgi ne? Bandrolsüz kitap basılıyor. Savcı ne karar veriyor? Söz konusu kitapla birlikte bandrollerden de örnek alınmasına. Bandrolsüz kitap için gidiliyor ama söz konusu kitap ve bandrollerden örnek alınmasına. Hani bandrolsüz basım yapılıyordu? Olmayan bandrollerin toplanmasına mı karar vermiş savcı? Polis tabii savcının emrini yerine getiriyor. Ben 19 Mart’tan bu yana gerçekten çok sevdiğim emniyet güçlerinin, jandarmamızın, polisimizin bu düştüğü duruma o kadar üzülüyorum ki.”
12.40 | İMAMOĞLU: "NEREDEYSE KUZEY KORE’YE RAHMET OKUYACAĞIZ"
Ekrem İmamoğlu, gazetecilere ve sosyal medya hesaplarına yönelik baskılara ilişkin konuşmasında bilgiye erişimin engellenmeye çalışıldığını ileri sürdü. Son 20-25 gün içinde tutuklandığını belirttiği gazetecilerin isimlerini sıralayan İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Sosyal medya hesaplarına, gazetecilere yönelik baskı… Hani ‘Bilgi ulaşmasın, bunu nasıl engelleriz?’ bakışı enteresan bir seviyeye çıktı. Neredeyse Kuzey Kore’ye rahmet okuyacağız. Kuzey Kore’ye rahmet okuyacak seviyeye çıktı.
Bilim insanları, sanatçılar, ekonomistler, gazeteciler… Son 20-25 günde Lale Özan Aslan tutuklu, Fatih Ergin tutuklu, Tuğba Tekerek tutuklu. Sözcü gazetesinde bir fotoğraf yayımladı diye Mustafa Balcı tutuklu. Şaban Sevinç tutuklu, Selahattin Gülay tutuklu. Ali Tarakçı, ‘Bu hafta önemli bir bakan istifa edebilir’ dedi diye tutuklu. Şaşıracaksınız ya! Tutuklu, tutuklu, tutuklu, tutuklu. Ben biliyorum tutukluluk ne demek."
İMAMOĞLU'NDAN AKP'YE OPERASYON UYARISI
İktidara yönelik eleştirilerini sürdüren İmamoğlu, operasyonların siyasi sonuçlar doğuracağını savunarak AK Parti'ye seslendi.
İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Operasyon bağımlısı bakan ne yazık ki bu iktidarı da bağımlı hâle getiriyor. Operasyon bağımlılığı başladı. Yanlışlar girdabına tüm AK Parti’yi sürüklemiştir. Herkesi uyarıyorum. AK Parti’yi baştan aşağı uyarıyorum. Sizi bir operasyon girdabına sokan bir sürecin içindesiniz. Allah size akıl fikir versin.
Marifetiyle kayıplarını telafi edeceklerini, kaybettikleri her şeyi geri kazanacaklarını düşünüyorlar. Milletin güvenini kaybetmişler, milletin onlara olan inancını kaybetmişler. Bütün bunları operasyonlarla telafi edeceklerini düşünüyorlar. Zehirli sarmaşık ne yazık ki iktidarı da partilerini de zehirlemiştir. Acil tedavi ihtiyacınız var. Kurtarabilir miyiz sizi bilmiyorum.”
Halk TV'ye yönelik müdahaleye de değinen İmamoğlu, kanalın geniş izleyici kitlesine sahip olduğunu belirterek gelişmenin uluslararası alanda da karşılık bulacağını ileri sürdü.
“Türkiye’nin en çok takip edilen haber kanalı… En yakınındakine beş kat, altı kat fark atıyor. En çok takip edilen haber kanalının yok edilme çabası da bir akıl tutulmasının, bir zehirlenmenin sonucudur. Bütün dünya bunu okuyacak.”
12.31 | İMAMOĞLU'NDAN HALK TV'YE İLİŞKİN AÇIKLAMA
İmamoğlu, savunmasında aynı gün polis baskını düzenlenen ve kayyum atanan Halk TV hakkında da konuştu. Ailesiyle yaptığı telefon görüşmesinde kanalın durumunu öğrendiğini belirten İmamoğlu, annesi ve babasıyla arasında geçen konuşmayı aktardı.
"Sabahleyin kalktım hazırlıklarımı yaptım. Bugün telefon günümdü, haftada 10 dakika bir kişiyi arayabiliyorum. O görüşmelerimi bugün annemi babamı arayarak gerçekleştirdim. Cuma günü duruşma olacağından görüşemeyecektik. Annecim 'Halk TV’yi kapattılar, niye kapattılar?' dedi. Önce anlamadım. Sonra babam 'Kayyum atamışlar Ekrem' dedi. 'Ne diyeyim oğlum yakında da kulağımızı keserler' dedi. Bu memlekette çok enteresan şeyler oluyor. Ferhan Şensoy’un ‘tesadüfün iğne deliği’ diye bir lafı var, bugüne Halk TV kayyumu tesadüf herhalde, öyle yorumlayalım."
İmamoğlu, Halk TV'ye yönelik müdahalenin duruşmasının görüldüğü gün gerçekleşmesine de değinerek şöyle konuştu:
"Zehirli sarmaşık iktidarı da partilerini de zehirlemiştir. Acil tedavi ihtiyacımız var. Sizi kurtarabilir miyiz bilmiyorum ama bizim derdimiz milleti kurtarmak. Türkiye'nin en çok takip edilen haber kanalını kapatmak bir zehirlenmenin sonucudur. Bütün dünya bunu okuyacak. Ekrem'in duruşmasının gününde bunu yapıyorsunuz, hiç mi akıl fikir yok, millet daha çok takip edecek şimdi benim duruşmamı. Allah hepimizi küçük akıllardan korusun."
12.15 | İMAMOĞLU, CUMHURBAŞKANI'NIN SÖZLERİNİ HATIRLATTI
Yargılama sürecinde tutuklu sanıkların yakınlarının ve avukatlarının da baskıyla karşılaştığını savunan İmamoğlu, masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı üzerinden değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında Cumhurbaşkanı'na ait olduğunu belirttiği sözleri de aktardı.
İmamoğlu, şöyle konuştu:
“Burada başka tutukluların yaşadığı sıkıntılara, hukukçulara yapılan baskılara da değineceğim. Hatırlatmalıyım ki gerçekten derin bir hukuksuzluk yaşadık. Sadece ailelerimiz, yakınlarımız, çocuklarımız, gençlerimiz, babalarımız, dedelerimiz ve annelerimiz değil, hukukçularımız da burada bir ızdırabın ve baskının muhatabı oldu.
Hayatımın en ilginç bilgilerini dinledim. Yüzlerce ziyaretçim geldi, muhatap oldukları konuşmaları anlattı. Yargı mensuplarıyla yaptıkları görüşmeleri, yargı mensuplarının kendilerine yönelik tutumlarını, tehditlerini ve parmak sallamalarını dinledim. Türk Ceza Kanunu'na baktım. Bir savcı ya da iddia makamını temsil eden kişi, bırakın avukatı, bir vatandaşa bile parmak sallayamaz, tehdit edemez. Bunları okudum ama tam tersini yaşadım, yaşayanlardan dinledim.
Buradaki aileler gerçekten çok acı günler yaşadı. Ama en acısı neydi, biliyor musunuz? Haysiyet cellatlığı. Lekelenmeme hakkının ihlali. Masumiyet karinesinin yerle bir edilmesi. Soruşturmanın gizliliğinin, tutuklu ya da gözaltındaki insanların aleyhine işletilmesi. Tutuklu yargılamanın bir cezalandırma yöntemine dönüştürülmesi.
Bir söz okuyacağım size: ‘Türkiye'de şahsım dahil hiç kimse eleştirilemez değildir. Çamur at, izi kalsın mantığıyla, tamamen nefret siyasetiyle kamu görevlilerimize, kabine üyelerimize karşı haysiyet cellatlığı yapılmasına müsaade etmeyeceğiz. İfade özgürlüğü, önüne gelene iftira atma serbestisi değildir. Hesap sorduğunu iddia eden herkes görevini sorumluluk bilinciyle yapmalıdır.’
Çok güzel söylemiş. Bu söz Sayın Cumhurbaşkanı'na ait. Ben de buradan söylüyorum: Kim ki yargılaması bitmeden, sonuçlanmadan birisi hakkında iftira atıyor, kim ki bir insan hakkında haysiyet cellatlığı yapıyor, kim ki bir insanın ailesini aşağılıyor, çocuğunu, gencini, evladını, annesini, babasını hırsız ilan ediyor; haysiyetsizdir, namussuzdur, şerefsizdir.”
12.13 | İMAMOĞLU'NDAN HUKUKÇULARA TEŞEKKÜR
İmamoğlu, yargılama sürecinde kendisine destek veren avukatlara ve davaya katkıda bulunan diğer hukukçulara teşekkür etti. Avukatlık mesleğinin önemine dikkat çeken İmamoğlu, konuşması sırasında duygulandı.
“Bu mücadelede bana bilgi veren kendi avukatlarım var. Ancak bu mücadelenin içinde olan hiçbir hukukçuyu elbette birbirinden ayırmıyorum. Bu büyük mücadelenin paydaşı oldukları için bütün hukukçulara teşekkürlerimi ve minnet duygularımı iletiyorum.
Hukukçu olmanın, avukat olmanın ne kadar önemli bir meslek olduğunu, ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğunu burada milim milim, santim santim yaşadım. Avukatlık, hava gibi, su gibi insan yaşamının kaynağıdır. (Sesi titredi, duygulandı)
Her birinin gözlerinin içine bakarken, kendi mesleklerine en az benim kadar saygı duyduklarını hissettim, hissediyorum. Elbette mesleklerinin karşılığını bulamadıkları bir ortamda bulunmanın ıstırabını da yaşadıklarını görüyorum. Dertleşiyoruz, paylaşıyoruz."
12.10 | İMAMOĞLU: "EKMEĞİMİ DE AŞIMI DA O AİLELERLE PAYLAŞACAĞIM"
İmamoğlu, tutuklu sanıkların ailelerinin yaşadığı sıkıntılara değinerek özgürlüklerine kavuşmaları halinde bu ailelerle dayanışmayı sürdüreceğini söyledi.
“İstekleri vardı, hukuksuz istekleri vardı. Bu hukuksuz isteklere cevap alamayınca onlara zalimlikler yaşattılar. Bu büyük ızdırabı onlar yaşarken, dışarıda en az onlar kadar acı çeken ailelerini de kucaklıyorum. Allah bana ömür verdikçe, özgür günlerinde hangi yetkiye ve imkâna sahip olursam olayım, evimdeki ekmeğimi de aşımı da o ailelerle paylaşacağım. Ekmeğimi paylaşmaya kadar bu insanların kaderdaşı olacağım.
Yalnızca onların değil, bu ülkede 500 bine yakın insanı hapishaneye koymakla övünenlerin karşısında, cezaevlerindeki kader mahkûmlarının da yanında olacağım. Onların yaşadığı sıkıntıları hayatım boyunca gözeteceğim. Bu ülkeyi adaletli bir ülke haline getirmek için bir nefer gibi çalışacağımı ve kendimi bu konuda en az onlar kadar sorumlu hissederek mücadele edeceğimi buradan belirtmek istiyorum.”
Eşi Dilek İmamoğlu'na da teşekkür eden İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Dilekciğim seninle gurur duyuyorum. Bir tanesin sen. İyi ki varsın. İyi ki o ailelerin yanındasın.”
İmamoğlu'nun sözlerinin ardından salondaki izleyiciler alkışladı.
12.05 | İMAMOĞLU: "HER BİR ARKADAŞIMI KAHRAMAN GİBİ GÖRÜYORUM"
Savunmasında aynı davada yargılanan kişilere ve ailelerine de değinen İmamoğlu, tutuklu arkadaşlarının yaşadıklarının gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğini söyledi.
İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Arkadaşlarımız vardı. Her birinin yaşamı bir kitaptır. Her birinin hayatı; başta aileleri olmak üzere insanlara yaşatılan zulmün, zalimliğin, tarifsiz duygularla kaleme alınması ve geleceğe aktarılması gereken hikâyelerini barındırıyor.
Bu anlamda her bir arkadaşım ile gurur duyuyorum. Buradaki arkadaşlarımın büyük bir kısmıyla burada tanıştım. Aralarında çok özel yoldaşlık yaptığım, İstanbul’a ve Beylikdüzü’ne birlikte hizmet ettiğim yol arkadaşlarım da var. Hepsini kucaklıyorum. Her birine kahraman gibi baktığımı bir kez daha vurguluyorum. Yalnızca ben değil, milletimizin büyük çoğunluğu da onlarla gurur duyuyor. Aileleri, dostları ve komşuları da onlarla gurur duyuyor.
Burada her gün kapıda hasretle ve umutla bekleyen insanlar var. Kilometrelerce yol katettiler. Belki de Silivri’ye geliş gidişlerinde dünyanın çevresini defalarca dolaşacak kadar yol yaptılar. Çünkü yalnızca duruşma dönemlerinde değil, duruşmaların dışında da buradaki insanların aileleri ziyarete geldi. Acılarını ve hasretlerini gidermeye çalıştılar. Bazıları görüşe gelemese bile kapıda bekledi.
Bu insanları hangi duygularla tarif edebilirim, bilmiyorum. Hepsini kucaklıyorum. Tarihi bir mücadele hattı kurdular. Aile Dayanışma Ağı adı altında bir araya geldiler.
Orada umutla bekleyen güzel aileler, eşler, çocuklar, anneler ve babalar var. Bazen fotoğraflarını gördüm, bazen televizyonda görüntülerini izledim. Henüz neden bu durumda olduklarını bilmeyen, anlam veremeyen küçücük çocuklar annelerini, babalarını ziyarete geldi. O minicik çocukların, gençlerin, evlatların ellerinden, yanaklarından öpüyorum. Hepsini sımsıkı kucaklıyorum.”
12.00 | İMAMOĞLU KÜRSÜYE ÇIKTI, SAVUNMASINA BAŞLADI
Duruşma salonunda gazeteciler daha yakın bir bölüme alındı ve izleyiciler için yer açıldı. Salona giremeyenlerin de içeri alınmasının ardından tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu kürsüye çıkarak savunmasına başladı.
İmamoğlu, tutukluluğunun 19’uncu ayında ilk kez savunma yapıyor.
Savunmasının başlangıcında halka, İstanbullulara ve demokrasi ile adalet için mücadele edenlere seslenen İmamoğlu, şunları söyledi:
"Bugün burada istemediğimiz bir ortamda, insanlarımızın büyük kısmının şiddetle reddettiği bir yargılamanın içerisinde, Silivri'de bir kampüste, Avrupa'nın en büyük duruşma salonu diye tasvir edilen bir yerdeyiz. Her zamanki gibi Silivri'de cezaevinden geldim. Halkımıza insanlarımıza sesleneceğim. Kıymetli halkıma, başta İstanbullu hemşerilerimize tüm ülkemize, hatta dünyada demokrasinin adaletin yaşaması için mücadele edenlere, o evrensel değerlere kendini bağlı hissedenlere sesleneceğim."
Haber Kaynağı : 12punto