Korkunç depremin beşinci yılına doğru: Acının tanıklıkları sergiye çevrilecek
Büyük depremin acısı hâlâ dindirilemedi. Bu konuda sanat destekli uyarılar da artıyor. 6 Şubat 2023’te Hatay, Adıyaman, Malatya, Gaziantep, Kahramanmaraş, Adana, Diyarbakır, Kilis, Osmaniye, Şanlıurfa ve Elâzığ illerinde yaşanan yıkıcı depremlerin dördüncü yılı sürerken, felaketin derin izlerini ve insan ruhunun direncini belgeleyen çalışmalardan birini de Gürcan Öztürk hazırlıyor.
Röportaj: 12punto
Depremin ikinci gününden itibaren bölgede olan foto muhabiri ve belgeselci Öztürk, üç yılı aşkın süre boyunca, Türkiye’deki depremden etkilenen illerde binlerce fotoğraf ve kısa film çekerek yıkımın boyutunu, insanların, şehirlerin, doğanın ve diğer canlıların yaşadığı derin acıyı ve direnci belgeledi.
Bu çalışmasıyla felaketin unutulmaması ve geleceğe dair dersler çıkarılması için uyarılarda bulunduğunu belirten Gürcan Öztürk, projesiyle ilgili sorularımızı yanıtladı.

- Neden böyle bir projeye giriştiniz?
GÜRCAN ÖZTÜRK - Bu proje toplumsal hafızayı kayda geçirmek ve fotoğrafları paylaşarak dayanışmayı büyütmek amacıyla hayata geçirildi. Amacım, depremin büyüklüğünün ana akım medyada yeterince yer bulmadığına, ayrıca bölge halkının yaşadığı barınma, iş, eğitim, çevre, sağlık, hijyen ve altyapı sorunlarının kamuoyunca daha görünür kılınması gerektiğine dikkat çekmek.
- “Tek ve en kapsamlı proje” olduğunu belirtiyorsunuz. Nasıl bir proje süreci olacak bu?
GÜRCAN ÖZTÜRK – Bir şeyi açıkça belirteyim: “Depremin İzinde: Geri Döneceğiz”adını verdiğim sergi, söz konusu felaketi konu alan tek ve en kapsamlı belgesel fotoğraf çalışmasıdır. Düzenli saha ziyaretleriyle oluşturduğum arşiv, beş yıllık bir süreçte tamamlanacak ve bu sürecin sonunda bir belgesel film ve fotoğraf kitabına dönüşecek. Elde edilen bilgi ve belgelerin, idari ve hukuki çalışmalarda kullanılmak üzere kolektif erişime açık bir toplumsal arşiv olarak paylaşılmasını da amaçlıyoruz. Bu arşiv, depremzedelerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi, haklarının korunması ve afet sonrası süreçlerin daha insancıl ve sürdürülebilir biçimde yürütülmesi için farkındalık yaratmayı hedefliyor.

- Yıkımın sonuçlarının yeterince dikkate alınmadığını, yapılması gereken birçok işin yapılmadığına da mı dikkat çekmeyi hedefliyorsunuz?
GÜRCAN ÖZTÜRK – Bir şeyi iyi biliyoruz: Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri merkezli 6 Şubat 2023'te gerçekleşen 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki bu depremler, 11 ilde ve Suriye’de büyük yıkıma neden oldu. Bu yıkım brandalar ile örtülemeyecek kadar büyük… Binlerce insan hayatını kaybetti, yüzbinlerce bina yıkıldı veya ağır hasar aldı.
Deprem bölgesinde yaşayan milyonlarca insan göç etmek zorunda kaldı; özellikle İstanbul, Ankara, Mersin, Adana, İzmir ve Antalya gibi iller yoğun göç aldı. Afetin ardından bölgede ekonomik faaliyetler durma noktasına gelirken, 2023 yılı içerisinde depremin Türkiye ekonomisi üzerindeki doğrudan maliyetin, milyarlarca doları aştığı tahmin ediliyor.
Tarım, sanayi ve hizmet sektörlerinde büyük kayıplar yaşanırken; özellikle Hatay, Kahramanmaraş, Malatya ve Adıyaman gibi illerde işgücü ve üretim kapasitesi ciddi şekilde azaldı. Şehirlerde ve köylerde yeniden inşa süreci devam etse de, bölgedeki barınma, çevre, altyapı problemleri ve ekonomik toparlanma hâlâ önemli bir sorun olarak duruyor.

- Bazı raporlar hazırlandığını biliyoruz...
“FAY ÜZERİNDE YAŞAYAN KENTLER RAPORU”
GÜRCAN ÖZTÜRK – Evet, doğru. Örneğin TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası’nın Genel Merkezi depremden önce 2021 yılında hazırladığı “Fay Üzerinde Yaşayan Kentlerimiz-Kahramanmaraş Raporu’nda deprem konusunda ciddi uyarılarda bulunulmuştu. Buna rağmen bu çalışmanın dikkate alınmaması dikkat çekici bir olay olarak ortada duruyor. Jeoloji Mühendisleri, depremin yıldönümü nedeniyle 2023 yılında yaptıkları basın açıklamasında, büyük emek ve titizlikle hazırladıkları raporu da hatırlatmışlardı.
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Genel Merkezi, Ekim 2020’de İzmir’de meydana gelen depremin kendi alanında yetkin çok sayıdaki bilim insanında içinde yer aldığı “Deprem Danışma Kurulu” oluşturmuştu. Bu kurulun yaptığı toplantı ve değerlendirmeler sonucunda hazırlanan raporda şöyle denilmişti, hatırlatmak isterim:
“...Deprem gerçeğinin topluma ve ilgililere doğru anlatılması, kentlerimiz için birer tehlike kaynağı olan fayların konumu ile hangi yerleşim birimlerini doğrudan etkilediğini de dikkate alarak, Kahramanmaraş ve Hatay illerinin de olduğu 18 kente ait raporlarını 2021 yılı ilk yarısında tamamladılar. Bu raporlar Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, TBMM’de grubu bulunan beş siyasi partinin genel başkanı, ilgili bakanlıklar, belediye başkanları ve kentlerin tüm milletvekillerine gönderdi. Uyarı niteliğinde ve olası bir depremin sonuçlarına dair çerçeve çizen, 400’e yakın isme gönderilen bu raporlara bir yetkili dahi yanıt vermemiştir. Yine bu kapsamda ‘İl merkezinin 10-11 km kadar güneyinden geçen Doğu Anadolu Fayının Pazarcık ya da Türkoğlu segmenti 1513 yılından bu yana yıkıcı deprem üretmemiş, 7,4 büyüklüğüne varacak bir deprem üretme kapasitesine sahip bir faydır ve Türkiye’nin üzerinde deprem beklentisi olan önemli sismik boşluklarından biridir.’ ifadesinin yer aldığı ‘Fay Üzerinde Yaşayan Kentlerimiz-Kahramanmaraş Raporu’ yayınlanmış ve ilgililere üst yazı ile gönderilmiştir. Depremden yaklaşık iki yıl önce 02.03.2021 tarihinde yayınlanan ve geri dönüşün olmadığı 11 sayfalık bu rapor ile depremin zamanı ve büyüklüğü hariç olacağı öngörülüyordu ve bunu ‘Yapının depreme dayanıklılığı hususu malikin sorumluluğundadır’ ibaresini de ekleyerek imar affı çıkarmış olan devlet yönetim kademelerindeki herkes biliyordu.”

- Buna rağmen önlem alınmamış mı?
GÜRCAN ÖZTÜRK – Öyle. Görüldüğü üzere, depremden önce, bilim ve bilim insanları karşısında iktidar, muhalefet ve kamu yetkilileri topyekûn kayıtsız, gayri ciddi, görev ve yükümlülüklerini yerine getirmemiştir maalesef! Sonra da depremin yarattığı yıkımın sorumluluğunu da birkaç müteahhitte, depremzede halka yüklemiş ve günah keçisi ilan etmiştir.
- Neden böyle oldu sizce?
GÜRCAN ÖZTÜRK – İmar affı ve kamu ile belediyelerin inşaatlardan elde ettiği rant olduğu sürece bu sorunları çözmemiz mümkün değil. Olası İstanbul veya farklı bir depremde de aynı sorunları yaşayacağımız kaçınılmaz ve acı bir gerçek!

- Depremin yaraları sarılmamış. O sonucu çıkarıyoruz anlattıklarınızdan ve tanıklıklarınızdan... Doğru mu?
DEPREMİN YARALARI HENÜZ SARILMAMIŞ
GÜRCAN ÖZTÜRK - Maalesef öyle. Bu “Depremin İzinde” projesi için, Malatya, Adıyaman, Maraş ve Hatay şehirlerinde fotoğraf çektim ve röportajlar yaptım, yapıyorum. Ağustos 2026’da yaptığım 9 günlük gezi sırasında dördüncü yıla girerken depremin yaralarının hâlâ sarılmamış, barınma, çevre, istihdam, hijyen, sağlık, eğitim gibi temel haklara erişimde problemlerin devam ettiğine şahit oldum.
- Nasıl tanıklıklar bunlar?
GÜRCAN ÖZTÜRK - Hatay ve Malatya başta olmak üzere hâlâ yıkılmayı bekleyen hasarlı konutlar var. Şehir merkezleri koca inşaat şantiyelerine dönen kentlerde, depremzedeler, iş makinalarının arasında yaşamak zorunda. Ayrıca, toz, gürültü belirsizliklerle baş başa bırakılarak konteyner kentlerde yaşam mücadelesi veriyorlar. Konteyner kentlerde kadın, çocuk, yaşlı, hasta ve engellilik durumları gözetilmeden insanlar yaşamaya çalışıyorlar. Bugüne kadar konteynerlerde herhangi bir iyileştirme ve tadilat olmaksızın depremzedeler yaşamlarını sürdürüyor. Özellikle kış aylarında başlayan kar, soğuk ve yağmurla birlikte ciddi sorunlar yaşadıklarını belirtiyorlar. Yalıtım olmaksızın elektrik ve ısı sağlanan konteynerlerde çıkan yangınlar yüzünden ölümlerin olduğu da diğer bir gerçek.

- Barınma sorununu nasıl gördünüz? Ne oluyor?
GÜRCAN ÖZTÜRK - Depremde varını, yoğunu, işini kaybeden depremzedelerin sığınabildiği bu kentler, sürdürülebilir olmamakla birlikte, konut imkânı sağlanamayanlar için tek alternatif.
Bu kentlerin daha ne kadar faaliyette olacağı ise hala belirsizliğini korurken imar planları yenilenmeden, kent planları yapılmadan, uzman görüşleri alınmadan, iktidara yakın yüklenici firmalar tarafından yapılan konutların çoğunda ise ciddi altyapı sorunları yaşandığına tanık oluyoruz. İnsanlar eski evlerinden ve mahallelerinden uzakta yapılan evlerde yaşamak zorunda bırakılıyor. Ayrıca teslim edilen konutlara ilişkin ödeme belirsizlikleri söz konusu.
Bazı vatandaşların mülkleri ise “rezerv alanı” olarak ilan edilmiş, bazı bölgelerde hâlâ fiili bir çalışma yok. İnsanlar ne yıkımın netliğini biliyor ne yapımın tarihini. Arada kalmış ve belirsiz bir hayat yaşıyorlar. Kısa bir zamanda konteyner kentlerin boşaltılacağı, elektrik ve su faturalarının ödenmeyeceği bildiriliyor. Konteynerde yaşayanlar ayrıca henüz konutları teslim edilmediği halde arka arkaya gelen tebligatlarla boşaltma baskısı altındalar…
Yetkililere sormak gerekiyor: Teslim edilmemiş bir konutun sahibi, konteynerden çıkınca nereye gidecek? Nasıl gidecek? Yaşamını nasıl sürdürecek?

ÇEVRE VE KİRLİLİK BÜYÜK SORUN
- Adeta bir “şantiye şiddeti” egemen bölgede. Öyle mi görmek gerekiyor?
GÜRCAN ÖZTÜRK - Özellikle Antakya ve Malatya merkezi şantiye halinde. Bu şantiyelerde çalışan işçiler ve mühendisler için İşyeri Sağlık Güvenliği (İSG) kurallarına uyulmuyor. Ayrıca göçmen işçiler de bazı taşeron şirketlerce kuralsızca çalıştırılıyor. Ödemelerin gecikmesi nedeniyle inşaat şirketleri ve taşeronlar işlerini yarım bırakıp gidiyor. Bu da inşaat sürecinin uzamasına ve kalitenin düşmesine yol açıyor.
Ayrıca, şehirler yağmur yağmadığında toz bulutu altında kalıyor. İnsanlar, kuşlar, ağaçlar her şey… Beyaz bir toz altında. Nefes almak ve yürümek çok zor. Hasarlı ve yıkılan binaların asbestli enkazları sulak arazilere ve tarım arazilerine dökülüyor.

Ve yıkılmayı bekleyen binlerce yapı var. Ne zaman yıkılacak ve yenisi yapılacak? Kimse bilmiyor, şehirlerin ayağa kalkması uzun bir zaman alacak. Yapılan binalar o kadar birbirine benziyor ki, Antakya’nın hangi caddesi veya sokağında olduğumu anlayamıyorum artık. TOKİ tarafından yapılan köy evleri insanların önceden yaşadıkları yerlere değil dağ başlarına inşa ediliyor. Halkın en önemli şikayetlerinden biri bu.
Bu şehirlerde toplu taşıma güçlü olmadığı için insanlar evlerinden okula veya işine gitmekte özellikle kış mevsiminde çok zorlanıyor. Ayrıca bu yerlerde, market eczane vs. olmaması da insanların yaşamlarını zorlaştırıyor.

- Nüfusun yapısı, bölge halkı da değişmiş... Bu doğrultuda saptamalar var... Ne diyorsunuz?
GÜRCAN ÖZTÜRK - Şehirlerde yıkım büyük olduğu için demografik yapı çok değişmiş. Tabii nüfus ile birlikte üretim de azalmış. Bu da ekonominin çok küçülmesine işsizlik sorununa yol açmış. Erkekler şantiyelerde güvenlikçi olarak, kadınlar da temizlik işçisi olarak çalışıyorlar. Kiralar, gıda, giyim vs. fiyatları artarken, emeğin fiyatı ucuzlamış. Şehirler ayağa kalkmadan ve yatırım olmadan iş bulmak çok zor. İnsanlar göç ettiği büyük şehirlerde bulabildikleri işleri yapmak ve hayatlarını sürdürmek zorunda kalıyor.

Tarım yaparak hayatlarını sürdürenler biraz daha şanslı sanki. Bölgede, zeytinyağı, kayısı, tahıl, meyve-sebze ve tütün üretiliyor. Fakat, memleketin her yerinde olduğu gibi üretici değil. Birkaç tüccar para kazanıyor. Adıyaman ve Malatya’da üretilen tütün çok değerli ve üreticinin önemli bir kazanç kapısı. Fakat yabancı şirketlerin baskısıyla tütün üreticisine izin verilmiyor. Ve bu insanlar da köylerinden şehirlere göç etmek zorunda kalıyor. Tekel varken istediği kadar üretim yapabiliyorlardı. Fakat şimdi, kolluk güçleri üreticiyi ve satıcıyı yakalayıp, kaçakçı oldukları gerekçesiyle suçlayıp ceza kesebiliyor. Yani üretici üretebiliyor ama satmak bir araca yükleyip başka bir yere nakil ettiğinde kaçakçı muamelesi görüyor. Anlamak mümkün değil bu mantaliteyi…

- Doğanın cömertliği de çok konuşuluyor...
GÜRCAN ÖZTÜRK – Evet, öyle, toprakların çok bereketli olduğu kesin. Her şey yetişiyor buralarda. Dağ taş tütün ekili ve mis gibi kokuyor. Ne garip bir durum değil mi? Yerli ve milli demekle işler yürümüyor! ABD, Fransa ve hatta Endonezya tütünü satılacak üretici baskı altına alınıyor. Hem de depremde evleri, işleri yıkılan bu insanların bir kuruşa bile ihtiyacı varken.
TARİKATLAR ve UYUŞTURUCU
- Bu arada önemli bir şikâyet konusu da bölgeye üşüşen tarikatlar. Yayılan uyuşturucu bağımlılığı da var... Sizin bu konulardaki gözlemleriniz neler oldu?
GÜRCAN ÖZTÜRK - Depremden sonra, yaşananların ağırlığı, belirsizlik ve zor yaşam koşulları iki önemli kötü sonuca yol açmış. Biri, gençler arasında uyuşturucu kullanımının artması. Öyle ki ortaokullara kadar inmiş artık uyuşturucu kullanımı. Diğeri de yetişkinlerin üzerinde şehirlerdeki, tarikatların etkisi ve gücü inanılmaz bir şekilde artmış durumda. Her köşede bir dernek veya vakıf görmek mümkün. Gerçekten bu şehirlerde yaşamak her yaşta ve cinste insan için çok ama çok zor. Her ikisi de sosyolojik olarak incelenmeye ve anlaşılmaya muhtaç…. İnsanlara sunulan yaşam koşulları, sağlık, rehabilitasyon, sosyal ve spor tesisleri ve eğitim çok yetersiz maalesef.

UNUTMAMALIYIZ!
- Ne yapmalı sizce? Nasıl bir tutum almalı bölge dışındaki insanlar?
GÜRCAN ÖZTÜRK - 6 Şubat depreminin dördüncü yılına girerken insanlarımızın çoğu hâlâ konteynerlerde yaşıyor. Konteynerlerde uzun süre yaşamak çok yıpratmış insanları. Kışın ayazı, yazın sıcağı… Sürekli elektrikler ve sular kesiliyor. Ve her bir depremzedenin ağır travmaları, kayıpları ve geleceğe dair kaygıları var. Yıkılan şehirlerin inşa süreci ve altyapı çalışmaları devam ediyor. Yeni evlerin yapıldığı yerler ve binaların ne denli depreme dayanıklı olduğu da ayrı bir tartışma konusu. Depremin yaşandığı şehirlerdeki en büyük problem barınma…

Her şeye rağmen insanlar şehirlerine geri dönmeye üretmeye, ayakta kalmaya, düşlemeye, dans etmeye ve gülmeye devam ediyorlar. Kısaca hayat devam ediyor ve insanlar ile şehirlerin ayağa kalkması ve normalleşmesi için çok fazla zamana ihtiyaç var. Onları unutmamalı ve dayanışmayı sürdürmeliyiz. Söylemek istediklerim şimdilik bunlar.



Haber Kaynağı : 12punto
Çok Okunanlar
İsmail Kartal’ın istifası dünya basınında gündem oldu
Ekrem İmamoğlu'ndan 'Allah korusun' paylaşımı geldi
Seferihisar Belediyesi soruşturmasında 43 gözaltı
İslam Yakut’un firarındaki üniversite detayı
Seçil Erzan'dan hakim karşısında Arda Turan savunması
Edremit’te plastik fabrikasında yangın
YENİ Parti’de Üsküdar sonrası Yargıtay hesabı
CHP'den AKP'ye transfer olmuştu
Erdoğan’ın basketbol oynadığı görüntüler sosyal medyada gündem oldu
İktidarın Bahçelievler hazırlığı