Euro
Arrow
55,6814
Dolar
Arrow
49,5835
İngiliz Sterlini
Arrow
66,3333
Altın
Arrow
6593,5495
BIST
Arrow
11.798
Anasayfa > Yazarlar > Müyesser Yıldız > 'Tarihin doğru tarafında' olmak ya da olmamak!..

'Tarihin doğru tarafında' olmak ya da olmamak!..

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 21.10.2026 06:00

Ülkemizde “Kürt sorunu” olduğu iddiasında bulunanlardan sadece teröristbaşı-PKK-DEM, madde madde bunun adını koyuyor. Geri kalanlar ise -körün fili tarifi misali- el yordamıyla gidiyor.

En ilginci Özgür Özel’in tavrı. Hem CHP Genel Başkanıyken hem şimdi, “Kürt sorununun varlığını hiç inkâr etmedik” diyor. Sıra bunun altını doldurmaya gelince de sadece; “Kürtlerin sorunları, Kürtler ‘sorunum kalmadı’ diyene kadar vardır ve çözülmesi gerekir. Birisine ‘Senin sorunun yok’ demek, otoriterliktir. Demokrasilerde, o birisi ‘Sorunum yok’ diyene kadar sorunu var demektir.” karşılığını veriyor.

PKK-DEM hattındakilerin; PKK açılım süreciyle varmak istediği yer ve “Kürt sorununun çözümü” için sıraladığı talepler malûm. İmralı’daki teröristbaşının sadece dört gün önce İtalya Torino’da düzenlenen “Kürdistan’da demokratik konfederalizm” başlıklı konferansa gönderdiği mesaja bakmamız yeter. Şöyle buyurdu:

“Silahlı mücadelenin bitmesi tek başına barış demek değildir. Sürecin sonunda barışın kalıcı olabilmesi için çatışmanın nedenlerinin ortadan kaldırılması, Kürt varlığının, dilinin ve kültürünün güvence altına alınması, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması ve eşit yurttaşlığın hukuki güvenceye kavuşturulması gerekir. Demokratik entegrasyon... farklılıkların inkâr edilmediği, hakların tanındığı ve ortak yaşamın eşitlik temelinde kurulduğu demokratik bir dönüşüm olmalıdır.”

Peki açılım sürecini destekleyen ve milletvekillerinin büyük bölümü karşı çıktığı halde PKK yasasına “Evet” oyu veren Özel, bu talepler konusunda ne söyleyegeldi?

Bir yandan, “Türkiye’de Kürtler, ‘biz eşit hissetmiyoruz’ diyorlarsa, o sorunu çözmek hepimizin boynunun borcu. Ama onu hep birlikte oturup müzakere edeceğiz.” görüşünü savundu öte yandan, “Kimsenin bayrağa, ülkenin adına ya da Anayasadaki vatandaşlık tanımına itirazı yok. Ama uygulamada eşitsizlikler var, bunları düzeltmek lâzım.” dedi.

Keza bir yandan “bu tip hassas konularda” kendilerinin de “kırmızı çizgileri” olduğunu belirtti, öte yandanmeseleyi kırmızı çizgilerden başlayarak konuşmanın “müzakere tekniği açısından doğru olmadığını” savundu.

“Tarihin Doğru Tarafında Yer Almak” Derken?

Bunların altını çizmemizin sebebi şu:

Önceki gün DEM eş başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Özgür Özel’i ziyaret etti. Görüşmenin ana konusu, elbette ki, PKK açılımıydı. Bakırhan, sürecin hızlanmasını ve Meclis’te kurulması planlanan İzleme Kurulu’na bütün siyasi partilerin katılmasının bir yolunun bulunmasını isterken, “dünya kadar baskıya maruz kalmalarına rağmen doğru yerde durdukları” için Özel ve Yeni Parti yönetimine teşekkür etti.

Özgür Özel de özetle şunları söyledi:

“Türkiye'deki barış süreci; terörün sona ermesi, silahların bırakılması, çatışmaların bir daha geri gelmemek üzere son bulmasında bu topraklar üzerinde yaşayan hiç kimsenin zararı yoktur. Herkes faydalı, kârlı çıkar... Ülkede yaşayan herkesin, tüm farklılıklarıyla kardeşçe yaşayabileceği bir ortam için önemlidir. Biz bu noktada ‘Tarihin doğru tarafında yer almak gerekir’ dediğimiz ilk günkü tutumumuzu son ana kadar değiştirmedik ve bu tutumumuzu tekrar teyit ediyoruz.”

DEM, Özel ve Yeni Parti’nin duruşunu övdüğüne, Özgür Özel de “tarihin doğru tarafında yer almaktan” söz ettiğine göre; son 1 aydaki bazı açıklamaları hatırlatalım.

Tuncer Bakırhan, Özel’in, teröristbaşını kastederek, “birilerinin eve çıkması yerine Selahattin Demirtaş’ın evine kavuşmasını konuşmak isteriz” sözlerine önce şu karşılığı verdi:

“Mesele konut değil, konumdur... Konuşulması gereken, Türkiye’de yürüyen sürecin niteliği ve sayın Öcalan’ın bu süreçteki konumudur... Süreç masada, muhatap belli... Yeni Parti iktidar olsa bu meseleyi nasıl çözecek? Silahsızlanmayı ve barışı, meselenin tarafıyla ve muhatabıyla görüşmeden, sayın Öcalan’ı 12 metrekarede tutup iletişim ve çalışma koşullarından mahrum bırakarak mı sağlayacak? Sayın Özel 2024’te, ‘el yükseltiyorum, Kürtlere Türkiye Cumhuriyeti devletinin sahibi olmayı teklif ediyorum' demişti. sayın Öcalan da Kürtlerin eşit yurttaşlar olarak Cumhuriyet’le bütünleşmesini savunuyor. Hedef aynı görünüyor. Ama bir halka devletin sahipliğini teklif edip o halkın önderini ve meselenin muhatabını gündem dışında bırakarak çözüm nasıl sağlanacak?”

Ardından da, “CHP’nin, devletin kurucu partisi olarak Kürt meselesinde tarihsel bir sorumluluğu olduğunu” iddia edip şöyle konuştu:

“Şimdi yeni bir parti kuruldu, adı da Yeni Parti. İşe Kürt meselesinde ‘yeni’ bir anlayışla başlaması gerekmez miydi? Özel’in ve temsil ettiği çizginin bu konuda kurumsal bir akıl oluşturamadığını görüyoruz. Komisyonun oluşumunda, İmralı’ya gidilmemesinde, umut hakkında da aynı tablo var. En son Meclis’teki oylamada da öyle oldu. Genel başkan ve yönetim “evet” dedi. Bu çok değerliydi. Ama 91 vekilin 54’ü ‘hayır’ dedi... Bir yanda çözümü savunan irade, öbür yanda 100 yıllık statüko refleksleri var.”

Özel veya Yeni Parti yönetiminin, özellikle “Kürt meselesinde CHP’nin tarihsel sorumluluğu var” suçlamasına cevap vermediğine dikkat çekip devam edelim.

Yine Tuncer Bakırhan geçen hafta Erbil’de düzenlenen forumda; “Ulus devletin bazen çözüm olmadığını” ve “Türkiye’nin yüz yıldır kaybettiği zemini bulmaya çalıştığını” anlatıp, Türkiye, Suriye, Irak ve İran’daki Kürt birliğinin önemini vurgulamakla kalmadı; Neçirvan Barzani, Bafıl ve Kubat Talabani’nin yanı sıra Türkiye’nin hâlâ kırmızı bültenle aradığı Mazlum Kobani ve İlham Ahmed’le görüştü. Bunu da, “Bütün Kürt aktörleriyle bir fotoğraf verdik, kıymetli ve değerliydi.” diye yorumladı.

Bakırhan, Barzani medyasına verdiği röportajda ise; “çözüm sürecinde 100 yıllık bir sorunun masada olduğunu” tekrarlayıp, “İlk aşamada PKK'nın silahsızlandırılması ve siyaset zemininin oluşturulması için adımlar atılması ön planda. İkinci aşama ise doğrudan belediyelerin güçlendirilmesi, demokrasi ve Kürt halkının anayasal haklarıyla ilgili.” açıklamasını yaptı.

Muhalefet “Kuruluş Felsefesinden” Vazgeçmeliymiş

Hâlâ elinde silahla tehdit ve taleplerini sıralayan KCK’nın eş başkanı Bese Hozat’a gelelim. O da “ulus devletin hiçbir halk için özgürlük getirmediğini” öne sürüp “Kürtlerin kolektif haklarının tanınmasını” isterken, Özel’in Yeni Parti’sini şöyle eleştirdi:

“Baştan itibaren CHP, şimdi ise Yeni Parti, bu süreci güçlü sahiplenseydi gerçekten bu mevcut durumda muhalefet üzerinde de bu kadar baskı politikaları söz konusu olmazdı... Yerelde birçok belediyeyi almıştı... Ciddi bir güçtü... Fakat bunu doğru değerlendiremedi... Çok ciddi bir demokrasi programı, Kürt sorununun çözümüne dönük ciddi bir proje ortaya koyabilirdi. Gelişen bu barış ve demokratik toplum sürecini çok güçlü bir biçimde sahiplenebilirdi. Kürt sorununun çözüm projesini ortaya koyarak, önder Apo'yu da muhatap alarak... önder Apo'nun muhataplığını hep böyle görmezden geldi, reddetti bir nevi... Şimdi Yeni Parti de bunu sürdürüyor.”

Devamında; muhalefetin “kadük” kalmasının sebebinin; “devletin 100 yıllık kodlarından, ezberlerinden, kurumsallaşmış ideolojisinden ve kuruluş felsefesinden kopmaması, bunu güncelleyememesi” olduğunu iddia etti.

Sonunda da “muhalefetin Deniz Baykal döneminden beri söylemde ‘Kürt sorunu vardır’ dediğini” belirterek şunları sordu:

“Peki bu Kürt sorunu nedir? Bunun adını nasıl koyuyorsun? Çözüm planın, projen nedir? Kürt kimliğini tanıyor musun?... Özgürlükçü bir anayasa yapmaya hazır mısın? Yerel demokrasiyi kabul ediyor musun? Kürtler baş müzakereci olarak, muhatap olarak önder Apo'yu görüyor; önder Apo'yu muhatap olarak kabul ediyor musun?”

Özgür Özel PKK açılımı için, “tarihin doğru tarafında yer almak gerekir” derken, adamların kendisinden ve partisinden ne beklediği ortada; “100 yıllık Kürt sorununun sorumluluğunu” üstlenip devletin kuruluş felsefesinden vazgeçilmesini, teröristbaşının da “Kürtlerin baş müzakerecisi” olarak kabul edilmesini istiyorlar.

Bu mudur ve bunlara sessiz kalmak mıdır “tarihin doğru tarafı”?!

Özel dün de, “Yeni Parti’nin milletin partisi olduğunu, talimatı milletten aldıklarını” söyledi; ama partisinin büyük bölümünün “ret” oyu verdiği PKK yasasını Anayasa Mahkemesi’ne götürmedi. Götürmediği gibi, ne tesadüf, başvurunun son gününde DEM’lilerle bir araya geldi ve Bakırhan’ın, “Dünya kadar baskıya maruz kalmalarına rağmen doğru yerde durdular” şeklindeki övgülerine mazhar oldu!..

Müyesser YILDIZ

21 Ekim 2026

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları