Bildiğimiz dünyanın sonu: Eski ile yeni arasında Interregnum
Dr. Hande Orhon Özdağ yazdı... Bildiğimiz dünyanın sonu: Eski ile yeni arasında Interregnum
Dr. Hande Orhon Özdağ
Bir süredir “bildiğimiz dünyanın sonu”nun geldiği, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı ve olmayacağı konuşuluyor. Kanada Başbakanı Mark Carney’in, Ocak 2026’da “bildiğimiz dünya” düzenin en sembolik mekanlarından birisinde, Davos Dünya Ekonomik Forumu’nda “Bir geçiş değil, bir kopuşun ortasındayız” sözleriyle tarif ettiği bu süreçte, ezberlerimizi bozan gelişmeler birbirini izlemeye devam ediyor. Hemen herkes küresel ilişkilerin bir dönüşüm geçirmekte olduğu, küresel düzenin eskisi gibi işlemediği konusunda hemfikir. Ancak bu çözülmenin nasıl bir düzene evrileceği, hangi kurumları, güç ilişkilerini ve siyasal-ekonomik dengeleri üreteceği henüz belirsiz.
Antonio Gramsci’nin tam da böyle tarihsel eşikleri tarif etmek için kullandığı bir kavram var: İnterregnum. Eski düzenin çözülmeye başladığı, ancak onun yerini alacak yeni düzenin henüz kurulamadığı; eski olanın hükmünü bütünüyle yitirmediği, yeni olanın ise henüz belirgin bir biçim kazanmadığı bir “ara dönem.”
ESKİ DÜNYANIN KABULLERİ SARSILIRKEN
Aslında “eski düzen” olarak tabir edilen küresel ilişkiler ağının ne denli geniş bir konsensüs üzerine kurulu olduğu pek tabi tartışmaya açık. Ancak İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünyayı yapılandıran aktörlerin dahi, mevcut düzene rızasının derinden sarsıldığı bir süreçte olduğumuz tartışmasız.
Yeni düzenin neye benzeyeceğini henüz bilmiyoruz ama eski dünyanın temel kabullerinin birer birer aşındığını görüyoruz. Ekonomik alanda serbest ticaretin, piyasa önceliğinin ve verimlilik arayışının yerini giderek korumacılık, sanayi politikaları, ekonomik güvenlik ve stratejik devlet müdahaleleri alıyor. Siyasal alanda liberal demokrasi ve kurallara dayalı yönetişim söylemine eşlik eden rıza mekanizmaları zayıflıyor. Yürütme gücünün, güvenlik siyasetinin ve otoriter eğilimlerin ağırlığı artıyor. Jeopolitik alanda ise ekonomik karşılıklı bağımlılığın barış ve istikrarı güçlendireceği yönündeki kabuller sarsılıyor. Enerjiden finansa, teknolojiden tedarik zincirlerine kadar aktörleri birbirine bağlayan ağların, aynı zamanda stratejik bağımlılıklar ve kırılganlıklar yarattığı; hatta bu bağımlılıkların yaptırımlar, ticaret kısıtlamaları ve teknolojik ambargolar yoluyla birer baskı aracına dönüştürülebildiği giderek daha açık biçimde görülüyor.
KOPUŞU HAZIRLAYAN KIRILMALAR
Bu “kopuş” noktasına elbette bir günde gelmedik. Birbiri üzerine eklenen kırılmalar bizi bugünkü eşiğe taşıdı. 2008 küresel finans krizi, piyasaların “kendi kendini düzenleyebileceğine” ilişkin algıyı sarstı ve kriz anında devletin vazgeçilmezliğini yeniden gösterdi. Brexit ve Trump’ın ilk başkanlık dönemi, küreselleşmenin arkasındaki siyasal konsensüsteki çatlakları görünür kıldı. Ticaret savaşları ve tarifeler yeniden stratejik araçlara dönüştü. Covid-19 pandemisi, devlet müdahalesini ve ekonomik dayanıklılığı yeniden merkeze taşıdı. Ukrayna Savaşı, güvenlik, enerji, finans ve tedarik zincirlerindeki “karşılıklı bağımlılıkların” aynı zamanda nasıl birer baskı aracına dönüşebileceğini gayet net biçimde gösterdi. Trump’ın ikinci başkanlık dönemi ise küresel düzenin yalnızca ekonomik kurallarını değil, onu ayakta tutan geleneksel ittifak ilişkilerini de tartışmaya açtı. 2026 İran savaşı ise bölgesel bir çatışmanın enerji, ticaret ve güvenlik kanalları üzerinden nasıl hızla küresel sonuçlar üretebildiğini bir kez daha ortaya koydu.
YENİ DÜZEN Mİ, YENİ BİR MÜCADELE Mİ?
Bugün geldiğimiz noktada dünya giderek daha sert bir siyasal ve jeopolitik iklime sürükleniyor. Silahlanma hızlanıyor, güvenlik kaygıları ekonomik ve siyasal kararların merkezine yerleşiyor. Ticaret, enerji, teknoloji ve hatta tedarik zincirleri büyük güç rekabetinin araçlarına dönüşüyor. Ekonomik alanda serbest ticaret ve piyasa önceliğinin yanında korumacılık, stratejik sanayi politikaları ve ekonomik güvenlik arayışı güç kazanıyor. Siyasal alanda ise liberal demokratik kurumların ve geleneksel temsil mekanizmalarının aşındığı bir ortamda aşırı sağ ve otoriter eğilimler, yeni toplumsal rıza kanalları üretebiliyor. Devlet, ekonomiden teknolojiye ve güvenliğe uzanan geniş bir alanda daha stratejik ve müdahaleci bir aktör olarak yeniden konumlanıyor. Kısacası ekonomi, siyaset ve jeopolitik arasındaki sınırlar giderek silikleşirken, uluslararası düzen daha parçalı, daha güvenlik odaklı ve güç siyasetine daha tabi bir biçime bürünüyor.
Ancak bütün bunlar bizi yeni düzenin ne olacağı konusunda kesin bir sonuca götürmüyor. Çünkü devletin ekonomide daha fazla ağırlık kazanması, piyasanın tamamen geri çekildiği anlamına gelmiyor. Korumacılığın yükselmesi, finansallaşmanın sona erdiğini göstermiyor. Egemenlik ve ulusal çıkar vurgusunun güçlenmesi, daha halkçı ve adil bir siyasal düzen üretmiyor. Küresel ekonomide bloklaşma ve parçalanma artarken, bu gelişmeler küreselleşmenin sonuna geldiğimiz anlamına da gelmiyor.
Kısacası, eski düzenin bazı unsurları varlığını sürdürürken yenileri onlara ekleniyor. Üstelik yükselen bu yeni eğilimlerin önemli bir bölümü daha güvenlikçi, korumacı ve çatışmacı bir nitelik taşıyor. Bir yandan devletler, ekonomilerini ve teknolojilerini stratejik rekabetin gereklerine göre yeniden düzenliyor; diğer yanda eski düzenin kurumları, kuralları ve karşılıklı bağımlılık ilişkileri varlığını sürdürüyor. Eski ile yeninin aynı anda var olduğu, birbiriyle çatıştığı ve henüz hiçbirinin istikrarlı bir düzen kuramadığı bu bunalım hali de sistem üzerindeki baskıyı artırıyor.
INTERREGNUM: YENİ HEGEMONYA İÇİN YİNE MÜCADELE
Tam da bu nedenlerle, Gramsci’nin yaklaşık bir asır önce kullandığı interregnum kavramı, bugünü anlamak için yeniden önem kazanıyor. Çünkü şu an tanık olduğumuz, yalnızca eski düzenin çözüldüğü ve yenisinin henüz kurulamadığı bir bekleme hali değil; eski ve yeni güçlerin, farklı çıkarların ve alternatif düzen arayışlarının yeni bir hegemonya kurmak üzere mücadele ettiği bir tarihsel eşik. Eski düzen, çelişkilerini yönetme ve rıza üretme kapasitesini giderek kaybederken, onun yerini alabilecek yeni bir hegemonik proje de henüz ortaya çıkmış değil. Yaşadığımız, aynı zamanda, şekillenmekte olan dünyanın kurallarını kimin, hangi güç ilişkileri içinde ve nasıl belirleyeceğine ilişkin bir hegemonya mücadelesi.
Haber Kaynağı : 12punto
Çok Okunanlar
Avrupa Ligi'nde gecenin sonuçları belli oldu
İspanya Süper Kupa'nın İstanbul programı belli oldu
İstasyonlar tabelaya sığmayan fiyatı EPDK'ya sordu
Emniyet Müdürleri Kararnamesi Resmi Gazete'de
Gençlik ve Spor Bakanlığı'ndan Galatasaray açıklaması
Erdoğan-Trump görüşmesi New York’ta yapılacak
Ümit Özdağ'dan Diyarbakır'daki tabelalar için suç duyurusu
Seyirci tepkisi Tuzlu Kahve'nin yapım ekibine geri adım attırdı
Ünlü müteahhit 8 yıl sonra hakim karşısına çıktı... Ama nasıl?!
Kaşif Kozinoğlu bilmecesi!