Kamu zararı pahasına kar garantisi... Şirketleri değil, halkı sübvanse edin
'Sübvansiyon adı altında kamu kaynaklarının enerji tekellerine aktarıldığı bu düzende, zam ekonomik bir zorunluluk değil, siyasi bir tercihtir.'
Mehmet Özdağ
Elektronik Mühendisi - CHP Samsun İl Başkanı
İran’a yönelik emperyalist saldırıyla birlikte petrol piyasasında yaşanan dalgalanma, ülkemizde ilk olarak bir zam dalgasına dönüştü. Akaryakıt fiyatlarının ardından 1 Nisan 2026 itibarıyla elektrik ve doğal gaza da yüzde 25-30 bandında zam yapılacağı dile getiriliyor. Eşel mobil sistemine rağmen artışın pompaya yansıtılması, anlık dalgalanmalara artışlarına karşı yurttaşların savunmasız bırakılmasının tercih edildiğini göstermektedir. Benzer şekilde elektrik fiyatlarına zam yapılması da savaşın getirdiği bir zorunluluktan çok iktidarın tercihi olacaktır. Nitekim bizzat savaşın tarafı olan ve bir süredir temel ekonomik faaliyetlerini yürütmekte zorlanan ülkelerde bile bu düzeyde bir fiyat artışı gündeme gelmemiştir.
İktidarın kriz yönetiminde sergilediği alışıldık tablo tekerrür ediyor; küresel salgın ve lojistik kırılmaların sarsıntısını atlatamayan yurttaşlar, bu kez de bölgedeki savaşın bedelini ödemeye zorlanıyor. Enflasyonu büyüten faktörlerden biri olan Son Kaynak Tedarik Tarifesi’nde limit düşürme yoluyla yapılan örtülü artışlara, bu kez daha açıktan yapılan bir zammın ekleneceği anlaşılmaktadır. Söz konusu limit 2020’de 7 milyon kWh’ye, 2023’te 1 milyon kWh’ye, 2024 sonunda ise trajik biçimde 5.000 kWh’ye, 2026’da ise 4.000 kWh’ye düşürüldü. Aylık ortalama tüketimi 333 kWh’i aşan tüm konutları da kapsayan bu değişiklikle, faturalara yansıyan “enerji” bedeli otomatik olarak zamlandırılmaya başlandı. Ancak anlaşılan bu mekanizma yetersiz bulunmuş olacak ki bu kez doğrudan ulusal tarife değişikliğiyle zam yapılması gündeme getirilmektedir. Faturalarda yer alan enerji bedelinin yanında dağıtım bedeline de zam yapılması şaşırtıcı olmayacaktır.
KAR GARANTİSİNİN BOYUTLARI
Bugüne kadar kâğıt üzerinde ayrıştırılsa da kendi bölgelerinde tekel konumunda olan elektrik dağıtım ve görevli tedarik şirketleri için kâr garantili piyasa koşulları sağlanmıştır. EPDK’nın temel işlevi, mevzuat değişikliğiyle kâr garantisini güvence altına almaya indirgenmiştir. Bugün ulusal tarifedeki düşük tüketimli konut faturalarının yüzde 70’inin dağıtım bedelinden oluşmasının başka bir izahı yoktur. Üstelik bu garanti yalnızca şirketlerin dağıtım tarafı ile sınırlı değildir; perakende satışı gerçekleştiren görevli tedarik şirketlerine de ayrıca bir “garanti” sunulmaktadır.
KAMU ZARARI VE SÜBVANSİYON
Son Kaynak Tedarik Tarifesi yoluyla yurttaşların büyük bölümüne maliyet artışları doğrudan yansıtılırken; elektrik dağıtım şirketlerinin ikiz kardeşi olan ve yurttaşlara fatura kesen görevli tedarik şirketleri ise kamu tarafından maliyet artışlarından korunuyor. Kamu kurumu EÜAŞ’ın 2024 yılında piyasadan ortalama 2,24 TL/kWh bedelle elektrik satın alıp, görevli tedarik şirketlerine 0,48 TL’ye sattığı ortaya çıkmıştı. Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar’ın soru önergesine verdiği yazılı yanıtla açıkladığı bu rakamlar; CHP İzmir Milletvekili Ednan Arslan’ın hesaplamalarına göre 2024 yılında 165 milyar TL’lik kamu zararı oluşturmuştur. Üstelik 11 Kasım 2023 tarihinden bu yana geçerli olan 0,48 TL’lik fiyata 28 aydır zam yapılmamıştır. Görevli tedarik şirketlerine son üç yılda yapılan sübvansiyonun topluma maliyetinin 1 trilyon lirayı aştığı tahmin edilmektedir.
İktidar sözcülerinin dilinden düşmeyen “sübvansiyon yapıyoruz” söyleminin arkasında yatan gerçek budur. Sübvansiyon dar gelirlilere değil, elektrik şirketlerine yönelik olarak sürdürülmektedir. Kamu kaynaklarıyla, yani yurttaşların ödediği vergilerle finanse edilen bu sübvansiyonlar, bu şirketlere ikinci bir gelir olarak aktarılmaktadır. Kamu bu şirketlere indirim yapıyor, şirketler ise vatandaşa yüklü fatura kesiyor. Ödemenin biri direkt olarak vatandaşın faturasından tahsil edilirken, diğeri ise EÜAŞ’ın zarar ettirilmesiyle şirketlere aktarılıyor. Bu iki kaynak da doğrudan veya dolaylı yoldan vatandaşın cebinden çıkıyor.
Kriz dönemlerinde ithal enerji kaynaklarında geçici bir artış olsa da kamunun faturaya yansımadan bu dalgayı sönümlendirmesi esas olmalıdır. Dağıtım bedelinde yapılacak geçici indirimlerle enerji maliyetlerindeki artışlar her zaman dengelenebilir. Piyasa dalgalanmasının yükü yurttaşa değil, yıllarca kamu sübvansiyonuyla beslenen dağıtım holdinglerine yansıtılmalıdır.
Savaş koşulları, orta vadede kamunun yenilenebilir enerji yatırımlarıyla ithal kaynaklara bağımlılığı kırmasının zorunlu olduğunu bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Kısa vadede elektrik dağıtım şirketlerine aktarılan sübvansiyonların halka yönlendirilmesiyle maliyet artışları dengelenebilir. Bu zam kaçınılmaz değildir. Elektrik dağıtım şirketlerinin sübvanse etmekten vazgeçerseniz, ulusal tarifeye zam yapmanıza gerek kalmaz!
Haber Kaynağı : 12punto
Çok Okunanlar
Yunanistan’da gökyüzü kırmızıya büründü
Gök gürültülü sağanak uyarısı
MİT Tırları, Hrant Dink cinayeti ve Selam-Tevhid davalarının savcısına atama
1376 Türk işçi işten çıkarıldı, yerlerine Nepalliler geldi
Cumhurbaşkanlığı yarışında dengeleri değiştirecek anket
Aslında önünde iki seçenek vardı!
ÖTV’siz araç düzenlemesi kabul edildi
Kadıköy Rıhtım projesi
Hizbullah’tan İsrail’e roketli saldırı: 1 yaralı
CHP Afyonkarahisar'da kampa girecek