Ya bagajında hiç şaibe olmayan, tertemiz bir geçmişe sahip; partinin kimliğiyle, ilkeleriyle uyumlu, kamu yönetimindeki sorumluluğunu ahlaki sınırların dışına çıkmadan taşıyabilecek; Cumhuriyetin kurucu değerlerine yürekten bağlı; kamu görevini şahsi kazanç alanı olarak görmeyen isimlerle seçmenin karşısına çıkacaktı…
Ya da siyaseti kamu vazifesi olarak değil, kendi kesesini doldurmak için fırsat olarak düşünen; yerel güç dengelerine teslim olmuş, siyasi aidiyeti zayıf, geçmişi tartışmalı, partiyle bağı tabeladan ibaret, bagajı gayet kirli, “kazanma ihtimali” dışında hemen hiçbir özelliği bulunmayan isimleri listeye yazmaktı!
Tercihini yaptı!
Yeter ki seçimden birinci çıkayım, koltuğumu sağlama alayım, genel başkanlığım tartışılmasın, başarı hikayesi yazayım, millet peşimden koşsun, ahaliyi sağda solda toplayıp şarkılarla, türkülerle oyalayayım, muhalefet edermiş gibi yapayım; sonrası Allah kerim, anlayışının tezahürü.
O sebeple siyasete bir miktar eleştirel gözlük takarak bakanlar için yaşananların hiçbiri sürpriz değil.
Uşak'ın CHP'li Belediye Başkanı'nın ipliğinin pazara çıkmasından sonra meselenin bu tarafını konuşmaya pek fazla niyet etmesek de asıl tartışmamız gereken bu “tercih” ve arkasındaki ilkesiz, omurgasız, kişiliksiz ve nalıncı keseri gibi her daim kendine yontan tutumdur.
Altını kalın kalemle çizmiş olalım.
Hikâye bugün başlamadı.
Şimdi ortaya çıkan tabloya şaşırıyormuş gibi yapmanın manası yok.
Lafı uzatmayalım, örnekler üzerinden gidelim.
Mesela, hakkındaki yolsuzluk dosyalarına soruşturma açılmasın diye AKP'ye topuklayan Özlem Çerçioğlu'nun yediği herzeleleri cümle alem biliyordu. Gizli saklı değildi. Akçalı işleri ayyuka çıkmıştı. Aydın'a gidip ahalinin bir miktar nabzını tutan herkes bunları öğrenebilirdi.
Yine de aday gösterdiler.
Sonra...
Burası CHP için önemli bir kırılma hattı oldu. Özlem Çerçioğlu'yla birlikte Söke, Sultanhisar, Yenipazar belediye başkanları soluğu AKP'de aldı.
Genel Merkez'dekiler, bu isimlerin böylesine güvenilmez olduğunun farkında değil miydi?
Devam edelim....
Seçimden bu yana Gaziantep Şehitkamil ve Karkamış, Konya Seydişehir, Yalova Altınova, İstanbul Beykoz, Ardahan Göle, Şırnak Karalar, Çorum Aşdağul, Batman Hasankeyf, Antalya Aksu, Tekirdağ Hayrabolu'nun CHP'li belediye başkanları da istifa edip AKP'ye katıldılar ya da şimdilik “bağımsız” kalmayı tercih ettiler.
Keçiören meselesini ayrıca yazmak gerekiyor.
Çünkü bu süreç aslında “tek bir istifa” değil; aday belirleme, kulis, kriz, kopuş, transfer iddiaları zinciri ile CHP'nin yerel seçim için aday belirleme sürecinin anatomisini belki de patolojisini anlamak için kelimenin tam anlamıyla numunelik bir örnek.
O yüzden dikkatlice okumak gerekiyor.
Mesut Özaslan klasik CHP kadrosundan gelen bir isim değildi. Daha önce Mansur Yavaş'ın ekibindeydi. BELKO, PORTAŞ gibi belediye şirketlerinde yöneticilik yapmıştı. Hakkında şaibeler vardı. Yani arkasının pek temiz olmadığı biliniyordu.
Ankara’da Mansur Yavaş güçlüydü ve CHP yönetimi bu gücü ilçe adaylarına yansıtmak istedi. Keçiören gibi zor bir ilçede, “kazanabilecek” isim arandı, Mesut Özaslan ismi burada öne çıktı.
Ama “ilke, köken, parti aidiyeti” değil, “kazanma ihtimali” belirleyici oldu.
Sonuç ortada!
Mesut Özaslan tek başına ayrılmadı, onunla birlikte belediye başkan yardımcısı ve çok sayıda meclis üyesi de istifa etti.
Ortaya dökülen Whatsapp yazışmaları CHP seçmeninin zihninde pek müspet bir iz bırakmadı.
Elbette sadece bunlar değil.
CHP'nin sosyal demokrat kimliğine; çalışandan, emekçiden yana olması gereken siyasetine halel getiren belediye başkanlarını nereye koyalım?
Mesela Buca!
Belediye Başkanı, sanki memleket güllük gülistanlıkmış, millet dert üstü murad üstüymüş, iktidar muhalefete hiç toz kondurmuyormuş, CHP'li belediyelere kimse sudan bahanelerle soruşturma açıp operasyon yapmıyormuş gibi türkücü sevgilisi Sevcan Orhan'ı alıp Tayland’ın Phuket Adası’na tatile gitti. Üstelik, Buca Belediyesi’ndeki işçilerin maaşlarını bile yatırmadan.
Sevcan Orhan'ın, “Vallahi billahi, biz cebimizden harcadık” mealinde yaptığı açıklama vaziyeti kurtarmaya yetmiyor; tatil paralarını cebinden ödemiş bile olsa memleketin bugünkü ahval ve şeraiti içinde paşa paşa koltuğunda oturacak, adam gibi vazifesini yapacak, önüne gelene özellikle de iktidarın ağzına sakız olacak şekilde kimseye malzeme vermeyecekti.
Yarın öbür gün seçim sathı mailinde iktidarın bunun üzerinde nasıl tepineceğini tahmin edebilmek için müneccim bardağından su içmeye gerek yok.
Gelelim hakkında soruşturma açılan belediye başkanlarına...
31 Mart 2024'den bu yana toplamda yaklaşık 21 CHP’li belediye başkanı tutuklandı. Operasyonlar sadece birkaç şehirle sınırlı kalmadı; İstanbul merkezli yolsuzluk dosyalarının yanı sıra çok sayıda il, ilçe ve belde belediyesi hakkında ayrı ayrı “usulsüzlük”, “ihaleye fesat”, “rüşvet”, “örgüt kurma/yönetme” gibi suçlamalarla soruşturmalar yürütülüyor.
CHP Genel Merkezi'nin siyasi pozisyonu bütün bu soruşturma dosyalarının “boş” olduğu yönünde. Özellikle de İmamoğlu davası için bu yaklaşım anlaşılabilir, çünkü İmamoğlu CHP'nin resmi Cumhurbaşkanı adayı.
Ya diğer soruşturmalar?
Mesela çok değil, birkaç gün önce Bursa Büyükşehir Belediyesine yapılan operasyon.
Gözaltına alınan Mustafa Bozbey, daha önce Nilüfer İlçesi'nin Belediye Başkanlığı'nı yapıyordu ve hakkındaki yolsuzluk, rüşvet iddiaları ayyuka çıkmıştı. Akrabasını, talükatını belediye doldurduğu, akçalı işlerini kardeşleri üzerinden yürüttüğü iddiaları yerel basında çarşaf çarşaf çıkıyordu.
CHP Genel Merkezi bunları görmezden geldi, sırf “kazanacak aday” diye ismi listeye yazıldı.
Bursa'ya yerel siyaseti az buçuk takip edenler, Mustafa Bozbey'in kısa sürede iktidarın operasyon radarına gireceğini biliyordu.
Zaten öyle oldu.
İktidar düğmeye basmak için Büyükşehir için yeniden aday olmasını bekledi. Hasılı kelam, soruşturma dosyası ne kadar boş, ne kadar dolu önümüzdeki günlerde göreceğiz.
Keza, Kuşadası ve Çeşme... Oralardan çoktandır benzer pis kokuların yükseldiğini biliyoruz.
Her ne kadar kendisine “muhalif” sıfatını uygun gören medya görmezden gelmeye çalışsa da yurdum insanı CHP'li belediyelere yönelik ciddi bir hayal kırıklığı yaşıyor.
Başka örnekler de var.
Mesela, birisi CHP'nin kalesi kabul edilen ilçelerden Çankaya diğeri Kuzey Ege'nin incisi Edremit.
Kimse CHP'nin, hiçbir yerel yönetim tecrübesi olmayan, sosyal ilişkileri son derece sıkıntılı, hitabet gücü zayıf, mezhebi aidiyeti dışında kendisini öne çıkaran hiçbir özelliği bulunmayan genç bir avukatı Çankaya'da neden aday gösterdiğini anlayamadı.
Bu işi layıkıyla yürütecek başka hiç mi aday yoktu?
Burada ceketini aday gösterse kazanacağını biliyor olmanın verdiği özgüvenle yaptığı tercih aslında Çankayalılara yapılan büyük bir haksızlıktı. İnsanlar, iki yılda hizmet adına bir şey göremeyince şimdi yavaş yavaş bunu sorgulamaya başladı ama iş işten çoktan geçti.
Peki ya Edremit?
Güzelim sahil beldesini beton yığınına çeviren müteahhidi aday gösterdiler ve kazandı. Şimdi diyecekler ki ön seçim yapıldı, Mehmet Ertaş çıktı. Kazın ayağı öyle değil, ön seçimi nasıl kazandığını yerel siyasetle ilgili herkes çok iyi biliyor.
Gidin bakın Edremit'in Altınkum beldesine, yeni yapılan her üç apartmanın birinde “Ertaş” yazıyor. Boş arazi buldu mu hiç gözünün yaşına bakmadan binayı dikiveriyor.
Nerede kaldı, sosyal belediyecilik...
Ne adam gibi park yapıyor ne de yeşil alan bırakıyor. Caddeler, sokaklar adeta tarla gibi. Yollar güya doğalgaz için kazıldı ama bütün Akçay, Altınkum toz toprak içinde.
Ne zaman yaparlar belli değil.
Peki ya Balıkesir Büyükşehir Belediyesi.
Ahmet Akın için AKP'ye geçeceği yönünde dedikodular vardı ama doğru çıkmadı. En azından şimdilik. CHP'de devam ediyor ama öyle zayıf bir performans sergiliyor ki, özellikle Körfez'de yaşayanlar çoktan “elim kırılsaydı” noktasına gelmiş vaziyette.
En önemli mesele, yıllardır yılan hikayesine dönmüş olan arıtma sistemi. Ne yazı ki, seçimden bu yana iki yıl geçmiş olmasına rağmen bir arpa boyu yol almadılar. O güzelim Körfez göz göre göre fosseptik çukuruna döndü. Yaz aylarında, eğer ki rüzgar imbata dönerse lağım kokusundan kimse duramıyor.
Yani, buralarda işler CHP için pek iyi gitmiyor.
Ahmet Akın'ın “danışman” sıfatıyla maaşa bağladığı “muhalif kanalın” birinde sıkça arzı endam eden sözüm ona “gazeteci” de kendisini kurtarmaya yetmeyecek. Önümüzdeki yerel seçimde CHP Balıkesir'de büyük hayal kırıklığı yaşayabilir, bizden söylemesi.
Örnekleri çoğaltmak mümkün. Biz şimdilik bir virgül koyalım.
On puanlık uzman suali; bu tablo nasıl ortaya çıktı?
“Her tekrar, unutmaya karşı kazanılmış sessiz bir savaştır” diyerek yazının başına dönelim:
Eğer siz aday belirlerken şunlara bakarsanız:
“Kim kazanır?”
“Kim güçlü?”
“Kim yerelde etkili?”
Ama şunları da geri plana iterseniz:
“Kim temiz?”
“Kim hesap verebilir?”
“Kim bu vazifeyi gerçekten kamu için yapar?”
“Kim gerçekten partinin ilkeleri ve değerleri doğrultusunda hareket eder?”
İşte o zaman bugün yaşananlar kaçınılmaz olur. CHP yönetiminin sistemin giriş kapısında yaptığı tercih, çıkış kapısında kriz olarak kendisini gösterdi.
Bu kadar açık ve net.
Aslında mesele tek tek isimler değil.
Mesele, yerel yönetimlerin giderek siyasi temsil alanı olmaktan çıkıp kişisel ilişkilerin, yandaşları besleyen, siyaseti finanse eden akçalı işlerin, klik hesaplarının ve kamu gücünü özel hayata taşıyan bir zihniyetin sahasına dönüşmesi.
Son haftalarda peş peşe yaşanan olaylar bu tabloyu bütün çıplaklığıyla gösterdi.
CHP gerçekten iktidar olmak, memleketin makûs talihini yenmek istiyorsa, bu tablonun içinden kendisini mutlaka ama mutlaka kurtarmak mecburiyetinde, diyerek yazımıza noktayı koyalım.
Çok Okunanlar
Gök gürültülü sağanak uyarısı
MİT Tırları, Hrant Dink cinayeti ve Selam-Tevhid davalarının savcısına atama
SSK ve Bağ-Kur emeklilerini yakından ilgilendiriyor
15 Temmuz’un kritik isminden Akar’a mesaj
Cumhurbaşkanlığı yarışında dengeleri değiştirecek anket
Bosna Hersekli oyuncular İsrailli futbolcuların elini sıkmadı
Aslında önünde iki seçenek vardı!
Hizbullah’tan İsrail’e roketli saldırı: 1 yaralı
Bina yıkımı sırasında kopan parça çocuğun ölümüne neden oldu
'İki partinin tabanı da ittifak istiyor'