Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

NATO Ankara’da ertelenmiş sorunlarıyla yüzleşecek

Dr. Hande Orhon Özdağ yazdı... NATO Ankara’da ertelenmiş sorunlarıyla yüzleşecek

NATO Ankara’da ertelenmiş sorunlarıyla yüzleşecek

Ankara’da güvenlik önlemleri bunaltıcı ölçüde sıkılaştırılırken dünyanın gözü de Ankara’ya çevrilmiş durumda. 7-8 Temmuz’da düzenlenecek NATO Zirvesi, kuşkusuz ittifakın geleceği açısından kritik bir toplantı olacak. Zira Zirve, NATO’nun tarihsel ölçekte önemli tartışmalar yaşadığı bir döneme denk geliyor. Ancak Ankara Zirvesi yalnızca NATO açısından değil, dünya açısından da hayli önemli. 

AŞINAN DÜZENİN GÖLGESİNDE BİR ZİRVE

Dünya, mevcut uluslararası düzenin ciddi biçimde aşındığı bir dönemden geçiyor. Uluslararası düzenin ne kadar hukuki olduğu zaten aslında tartışmalıydı. Ancak bugün kural temelli uluslararası ilişkilerdeki aşınma artık daha açık ve daha sert biçimde tartışılıyor. Büyük güç rekabeti derinleşiyor. Bölgesel savaşlar küresel sonuçlar doğuruyor. Uluslararası hukuk, uluslararası güç hiyerarşisinde tepelerde konumlanan aktörler için bile etkisizleşmiş durumda. Kurumlar varlığını sürdürüyor, ama bağlayıcılıkları ve meşruiyetleri zayıflıyor.

Bu nedenle NATO’nun Ankara’da vereceği fotoğraf, alacağı kararlar ve çöz(emey)eceği sorunlar yalnızca Avrupa’nın ya da Atlantik dünyasının güvenliği bakımından değil, dünyanın güvenlik mimarisinin nasıl evrileceği bakımından da önemli olacak.

Son zamanlarda NATO’nun akıbeti konusunda en çok ABD-İsrail/İran Savaşı, ABD’nin NATO müttefiklerinden beklediği desteği bulamaması, Hürmüz Boğazı’nın güvenliği ve Grönland meselesi tartışılıyor. Donald Trump’ın NATO’ya dönük sert ve kuşkucu söylemleri de bu tartışmaları daha görünür kılıyor. Fakat NATO konusundaki tartışmalar hiç de yeni sayılmaz.

SOĞUK SAVAŞ SONRASI BİTMEYEN MEŞRUİYET ARAYIŞI

Aslında NATO, Soğuk Savaş’ın bitmesinden sonra zaten varlık nedeni ve amacı bakımından yoğun biçimde tartışılır olmuştu. Sovyetler Birliği dağılmış, ittifakı meşrulaştırmaya çalışan temel argüman, yani Sovyet tehdit algısı, ortadan kalkmıştı. Bu koşullarda NATO’nun artık neye karşı, hangi amaçla ve hangi siyasal çerçeve içinde varlığını sürdüreceği tartışması kaçınılmaz hale geldi.

İttifak bu soruya zaman içinde farklı cevaplar verdi. Tehdit kavramını genişletti. Terörle mücadele, kriz yönetimi, alan dışı operasyonlar, siber güvenlik, hibrit tehditler, enerji güvenliği ve 360 derece güvenlik yaklaşımı, dayanıklılık gibi yeni başlıklar NATO’nun gündemine girdi. Böylece NATO, yalnızca klasik bir kolektif savunma örgütü olarak değil, değişen güvenlik risklerine uyum sağlayan daha geniş bir güvenlik ittifakı olarak kendisini yeniden tanımlamaya çalıştı. Bu dönüşüm NATO’nun bugüne kadar varlığını sürdürmesini sağladı. Fakat aslında tartışmaları bitirmedi.

Hatırlatmakta yarar görüyorum. Trump’ın, ilk başkanlığı döneminde NATO’ya yönelik hayli eleştirel bir tavrı vardı. Henüz Rusya-Ukrayna savaşı başlamamıştı. Trump, o dönemde dahi Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarını yetersiz buluyor, ABD’nin ittifak içindeki yükünü sorguluyordu. NATO’yu zaman zaman Washington açısından maliyetli ve dengesiz bir yapı olarak sunuyordu. 

Üstelik NATO’ya ilişkin kuşku yalnızca Trump’la sınırlı değildi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un NATO için kullandığı “beyin ölümü gerçekleşti” ifadesi, ittifakın içinden gelen daha derin bir rahatsızlığın simgesi oldu. Bu ifade, NATO’nun yalnızca dış tehditlerle değil, kendi içindeki stratejik dağınıklıkla da mücadele ettiğinin bir göstergesiydi.

UKRAYNA SAVAŞI: STRATEJİK İVME Mİ VE DERİNLEŞEN ÇATLAKLAR MI?

Ukrayna savaşı ise NATO’ya aslında belli bir “siyasi dinamizm” kazandırdı. Rusya tehdit algısı, özellikle güvenlik konusunda özerkleşmektan hayli uzakta olan Avrupa ülkeleri için yeniden somutlaştı. Finlandiya ve İsveç’in üyelikleri, ittifakın hala genişleme saiki olduğunu gösterdi. Ancak Ukrayna savaşı çok yakıcı yeni tartışmaları da beraberinde getirdi. Avrupa’nın kendi güvenliğini ne ölçüde üstleneceği, ABD’nin güvenlik garantisinin kalıcılığı, Rusya ile ilişkilerde caydırıcılığı arttırırken savaşın yayılma riskinin nasıl yönetileceği gibi konular NATO gündeminin merkezine yerleşti.

Dolayısıyla NATO’nun bugün karşı karşıya olduğu bunalım yeni değil. İttifak, Soğuk Savaş sonrasında meşruiyetini ve işlevini yeniden tanımlamak zorunda kaldığı her dönemde, bu bunalımları farklı biçimlerde atlatmayı başardı. Bunu kimi zaman tehdit kavramını genişleterek, kimi zaman yeni görev alanları icat ederek, kimi zaman da ortaya çıkan krizleri kendi varlığının devamı için yeni gerekçelere dönüştürerek yaptı. Ancak bugün gelinen noktada mesele, NATO’nun kendisini yeniden üretme kapasitesinin sınırlarından ibaret değil. Daha derin bir siyasal sorun var: İttifakın değişen güç dengeleri, aşınan ortak değerler ve farklılaşan ulusal çıkarlar karşısında hala tutarlı bir stratejik yön ve meşruiyet zemini üretip üretemeyeceği.

ANKARA'DA SINANACAK OLAN: ORTAK İRADE VE STRATEJİK YÖN

Zira, müttefiklerin ortak dış politika yönelimleri aşınıyor. Ortak tehdit algısında uzlaşmak zorlaşıyor. Doğu kanadı Rusya tehdidini merkeze alırken, güney kanat göç, terör, enerji ve Orta Doğu kaynaklı riskleri önceliyor. ABD, yük paylaşımı konusunda daha sert bir çizgiye yöneliyor. Avrupa, kendi savunma sorumluluğunu artırmak zorunda kalıyor. NATO kendisini demokratik değerler ittifakı olarak tanımlamayı sürdürürken otoriter popülizmin yükselişi bu iddiayı zayıflatıyor. İlkeler silikleşiyor. Çıkarlar daha çıplak biçimde konuşuluyor.

Dolayısıyla, Ankara Zirvesi’nin asıl önemi, NATO’nun bütün sorunlarına çözüm üretecek olmasında değil; bu sorunların artık ertelenemeyecek kadar görünür hale geldiğini ortaya koymasında yatıyor. İttifak uzun süre krizleri yöneterek, yeni tehdit başlıkları açarak ve mevcut gerilimleri kurumsal dili içinde yumuşatarak yol aldı. Fakat bugün kriz yönetimi ile strateji üretimi arasındaki fark daha belirgin hale geliyor. Ankara’da liderlerin vereceği mesaj, NATO’nun yalnızca bugünü idare etme becerisini değil, değişen dünya karşısında neyi korumak, neyi dönüştürmek ve neyi geride bırakmak istediğini de gösterecek.

Sonuç olarak, Ankara Zirvesi, NATO’nun yalnızca askeri kapasitesinin değil, ortak siyasal irade üretme kabiliyetinin de sınanacağı böyle zorlu bir dönemde toplanıyor. Bu nedenle zirvenin şifreleri, yalnızca sonuç bildirgesinde hangi ifadelerin yer alacağıyla değil, NATO’nun bu dağınık ve belirsiz dünyada ortak bir yön duygusu üretip üretemeyeceğiyle çözülecek. Ankara’da verilecek mesaj, ittifakın yalnızca mevcut krizlerini nasıl yöneteceğini değil, yeni dünya düzeninin belirsizlikleri içinde kendisini hangi siyasal ve stratejik zeminde yeniden konumlandıracağını da ortaya çıkaracak.


Haber Kaynağı : 12punto