Almanya’da günün konusu, Türkiyeli bir ailenin maharetli oğlu Deniz Undav’ın Alman milli takımının ilk onbirinde yer alıp almayacağıydı. Yükselişi gerçekten filmlere konu olabilecek Undav, golleriyle Alman futbolunu rezil olmaktan kurtarıyor; çok açık. Dünya Kupası’nı Almanya, Deniz adında bu genç sayesinde alabilir. Gündemden düşmüyor...
Şimdi “Yahu bu Almanların da başka derdi yok, onunla uğraşıyorlar!” diye düşünenler olabilir. Kazın ayağı öyle değil.
Avrupa’nın hegemon gücü olduğunu herkesin kabul ettiği Büyük Almanya’da giderek derinleşen bir kriz var ve bir çözüm yok. Çünkü ortada sosyalist bir alternatif yok. Tüm Avrupa’da olduğu gibi Almanya’da savaş manyağı bir sağcılık tüm köşeleri tutmuş durumda. Barış diyen, Rusya ile savaşa itiraz eden tek büyük hareket, içinde faşizan kanallar dolaşan bir parti: Almanya için Alternatif (AfD). Neyse, buna değineceğiz..
İflasların rekor kırdığı, bütçe açıklarını zaten yoksullaşma rüzgârına kapılmış milyonlarca yoksulun boğazına çökerek kapatmaya çalışan bir milyonerler hükümeti iktidarda. Alman sanayisi, Rusya enerjisinden koparıldığı andan itibaren üretimini Almanya dışına taşımaya başladı zaten. Otomotiv, kimya gibi enerji yoğun sektörler şaşkın.
Çareyi AB çapında 800 milyar avroluk korkunç boyutlarda bir silah üretiminde bulanlar, tüm parti yönetimlerini ele geçirmiş durumda. Bu militarizasyona “Rusya’dan ucuz enerji alalım, barış yapalım” diyen AfD’nin de pek itirazı olmaz.
Kısacası, bu krizden ekonomiyi ve toplumu, kuşkusuz siyaseti de militarize ederek kurtulabileceklerine inananlar su başını tutmuş durumda. Savaş manyaklarının başını sadece klasik sağ dediğimiz Hıristiyan demokratlar (CDU ve CSU) değil, sosyal demokratlar (SPD), Yeşiller (Die Grünen), liberaller (FDP) ve hatta bizdeki “sol”da da epey bir karikatürü bulunan Sol Parti (Die Linke) çekiyor... Hepsi için “başdüşman” Rusya. Bu delirmenin sonu neden nükleer serpintili bir savaşa doğru gidebilir, anlatırız.
Militarizasyon deliliğinin Türkiye’ye, sadece iktidara değil, onun NATO hayranı muhalefetine de düşen iki acil gölgesi var. Bir: Nükleer cepheleşmelerin tam ortasında Türkiye de yer alacaktır. Kaçışı yok. İki: Krizde çırpınan bu emperyalist “birlik”te, Avrupa Birliği (AB), daha doğrusu Almanya Avrupası’nda demokrasi reçetesi bulanlar hâlâ çoğunlukta ve Türkiye’deki muhalefeti belirliyor.
Orada ve burada ya da burada ve orada, bir çaresizlik denizindeyiz.
SOSYALİZMDEN ARTA KALAN AVRUPA
Avrupa sağcılığın, acımasız bir kapitalizmin, yani neoliberal delirmenin karşısına çıkabilecek bir sol aşkınlık yok. Durum, 100 yıl önceki Weimar Cumhuriyeti yıllarından çok farklı. O dönemde Almanya dışında bir sosyalist kuruluş ve Almanya içinde de aşkın bir sosyalist alternatif vardı. Sermaye ikisinden de korkunç bir imha politikasıyla intikam aldı. Sovyetler Birliği 27 milyon ölü verdi, “dolaylı ölümlerle” bu sayının 40 milyona kadar ulaştığını ileri süren tarihçiler haksız değil. Alman solu da içeride bu imha politikasından payına düşeni aldı; bire kadar kırıldı. “Temerküz kampları ve gaz odaları” 1933’te Almanya’da yaşayan sayısı 600 bin civarındaki Yahudi nüfus kadar ve hatta onlardan çok milyonlarca komünistler, sosyalistler, sosyal demokratlar, hatta liberaller vs. için kurulmuştu. Baş suçlu elbette komünistlerdi. Neyse...
Şimdi durumun çok farklı olduğu bugüne gelelim: Sağcılığın kazıdığı coğrafya sadece bizim oralarda mı?
Başka türlü soralım: Çaresizlik sadece Türkiye’ye mi özgü?
Pek değil.
ABD, çok uzak ve hızla geriliyor. “Pax Americana” bitti. Noktayı İran koymuş sayılabilir.
Ama bir emperyalist merkez ve vasalları olarak Avrupa siyasi coğrafyasında, hadi Almanya Avrupası diyelim, giderek derinleşen ve “aşırı sağ” diye damgalanan faşizan hareketlerin resmen dizginleri ele aldığı bir iklimde, çare falan yok. İtalya’daki hükümette Meloni değil sadece, Mussolini’nin torunları da var. (İtalyan yazar Antonio Scuratti, “Mussolini hep buradaydı, hiç gitmedi ki” diyor.) Fransa’da Marine Le Pen’in prensi Jordan Bardella’nın devletin başına geçebileceği anlaşılıyor, destek büyük. Avusturya’da FPÖ, Almanya’da AfD “aşırı sağcı” partiler olarak gözlerini iktidara dikmiş durumdalar. Hepsi ilk sırada. Bir zihniyet bu. Yeni baskı rejimleri...
ACI BİR PARALELLİK
Almanya’da AfD, kamuoyu araştırmalarında ilk sırada çıkmakla yetinmiyor artık. İçinden çıktığı Hıristiyan demokratlar (CDU ve CSU) ile arasındaki farkı, bazı seçim anketlerinde 9 puana kadar çıkarmış durumda. Bunlar çok ciddi göstergeler.
Bir başka faşizmle, kapitalizmin militarize edilmiş yeni bir baskı rejimiyle karşı karşıya kalacağız. Henüz adını koyamadık...
Korkunç boyutlarda bir silah üretimi ve toplumların militarizasyonu sürecindeyiz.
AB’de, NATO’da, yani militarize edilmiş bir emperyalizmde demokrasi arayıp bulanları kötü günler bekliyor.
Hepimizi kötü günler bekliyor.
Kriz adım adım yayılıyor.
Bu kadar lafı şunun için ettik aslında: Almanya’nın, dolayısıyla Avrupa’nın yükselen gücü AfD ve “kardeşlerinin” izlediği siyasetle CHP içindeki cepheleşmeler acı paralellikler içeriyor.
AfD’nin sadece iki mesajı var: Alt gelir gruplarına göçmenleri göstererek, “Sorunlarımız bu göçmen sayısının artması, özellikle de illegal göçmen sayısından kaynaklanıyor” diyerek kendine kitle desteği yaratabiliyor. Büyük sermayeye, özellikle otomotiv ve kimya başta olmak üzere sanayi sermayesine de Rusya doğalgazı ve petrolünü göstererek, mutlaka bu ucuz enerjinin yeniden Almanya’ya gelmesi gerektiğini açıklıyor. Emek ve sermaye içinde böyle mevzileniyor.
Kısacası, AfD’nin iki konudaki “aşırılığı” dışında Alman siyaset sınıfının sınırlarını zorladığını söyleyemeyiz. Aralarında, hele hele CDU-CSU ile arasında hiçbir sosyo-ekonomik fark yok. Ama ortada bir cepheleşme var.
Benzeri Türkiye’de yok mu? CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ekipleri arasında ekonomiye, siyasete, dış politikaya dair herhangi bir fark arayan, bulabilir mi? Ama büyük bir cepheleşme var.
Aralarında fark olmadığı için büyük bir kavga var. Kapitalizm de demokrasisi de böyle bir şey.
Almanya diyoruz: Her üç kişiden birinin göç arka planına sahip olduğu, kökleri Türkiye’de olan nüfusun 4 milyonun çok üzerine çıktığı ileri sürülen bir ülkede AfD iktidar olacakmış. Siz sokaklardaki cümbüşü bir düşünün... Cümbüş derken...
Karışık mı oldu?
Ne demek istediğimizi anlatacağız. Zamanımız var.
Çok Okunanlar
Trump yönetimi, Türkiye'ye jet motoru satışını kongreye bildirdi
Seçmenin cumhurbaşkanı adayı tercihi belli oldu
Hande Yener'den 'kemoterapi görüyor' haberlerine açıklama
Trump ile maç izleme fikri suya düşünce Erdoğan çok sinirlendi
Fırat Kalkanı Harekât Bölgesi'nde 1 asker şehit oldu
Akar'ın eski özel kalem müdürü: 'Flynn'in 15 Temmuz'da görüştüğü general kim?'
Amerikan yatırım devinden Türkiye analizi
Avrupa'daki aşırı sıcak hava dalgası Türkiye'ye gelecek mi?
Doç. Dr. Emel Memiş'in emniyetteki ifadesi ortaya çıktı
Seçim tarihinin öne alınması tartışmasında tansiyon yükseldi