Almanya’daki 'ırkçılık' tuzağı ile asıl hedef otoriter bir devlet mi? Yeşil vekil 12punto’ya anlattı
Almanya'da aşırı sağcı AfD'nin yükselişini yalnızca ırkçılık ve göçmen karşıtlığı üzerinden değerlendirmenin yetersiz olduğunu söyleyen Yeşiller Partisi Bavyera Milletvekili Cemal Bozoğlu, partinin arkasındaki sermaye ve uluslararası bağlantıların Almanya'yı daha otoriter bir devlet modeline taşıma riski barındırdığını belirtti. Bozoğlu, 12punto’dan Işın Ertürk’e yaptığı açıklamalarda AfD’nin Rusya ve ABD’deki yeni sağ çevrelerle ilişkilerini, finans kaynaklarını ve göçmenlerin geleceğine yönelik tehditleri anlattı.
Aralarında 8 Türk’ün de bulunduğu toplam 10 kişiyi ırkçı terör saldırısı ile katleden Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) hücresine ilişkin dosyanın yıllardır peşini bırakmayan Bavyera Eyalet Meclisi Birlik’90/Yeşiller Partisi milletvekili Cemal Bozoğlu, şimdi de sağ popülist “Almanya için Alternatif” (AfD) partisi çevresindeki para ve ideoloji ağlarının izini sürüyor.
Ludwig von Mises Institut Deutschland (Ludwig von Mises Almanya Enstitüsü), Degussa Goldhandel (Degussa Altın Ticareti), milyarder August von Finck çevresi ve AfD’ye uzanan ilişkiler zincirini Bavyera Eyalet Meclisi’ne taşıyan Bozoğlu, eyalet hükümetinden 21 soruya yanıt bekliyor.
Yeşil siyasetçiye göre ortaya çıkan mesele ırkçılık tartışmalarının da ötesinde, çok daha büyük... AfD’nin uluslararası bağlantıları ve finans çevreleri, Almanya’nın daha otoriter bir devlet modeline doğru dönüştürülmek istendiğine ilişkin ciddi sorulara işaret ediyor.
Bir tarafta Rusya. Diğer tarafta ABD. Arada AfD.
Milyarderler, altın ticareti, uluslararası sermaye, siyasi bağışlar, düşünce kuruluşları ve devletin bugünkü yapısını kökten değiştirmeyi savunan ideolojik çevreler.
Cemal Bozoğlu’nun takip ettiği izler aşırı sağın bilinen adreslerine çıkmıyor. Almanya’da AfD tartışmasının göçmen karşıtlığı ve ırkçılığa sıkıştırılmasının asıl resmi görmeyi engellediği görüşünü de önümüze koyuyor.
Almanya’nın birinci partisi durumundaki AfD’nin kimlerle ilişki kurduğuna, hangi uluslararası çevrelerden destek gördüğüne, para kaynaklarına ve çevresindeki ideolojik yapılara birlikte bakıldığında çok daha büyük bir soru ortaya çıkıyor: İktidara gelmesinden ağır endişe duyulan AfD, “dış güçlerin” hizmetinde, Almanya’yı giderek daha kontrolcü ve otoriter bir devlet modeline taşıyacak uluslararası bir siyasi dönüşümün mü parçası?
IRKÇI TERÖR HÜCRESİ NSU ARAŞTIRMA KOMİSYONUNU YENİDEN KURDURAN SİYASETÇİ
Bu soruyu ortaya atan siyasetçi aşırı sağ dosyasına bugün bakmaya başlamadı. Cemal Bozoğlu, Bavyera Eyalet Meclisi’nde ikinci kez NSU Araştırma Komisyonu kurulması için verilen girişimin önde gelen isimleri arasında yer aldı. Ardından komisyon üyesi olarak NSU cinayetlerini, örgütün çevresindeki aşırı sağ ağları, olası destekçileri, muhbirleri ve güvenlik kurumlarının soruşturmalardaki rolünü mercek altına aldı. Komisyonun görevi, günümüzdeki aşırı sağcı ve aşırı sağ terör yapılanmalarıyla olası bağlantıları araştırmayı da kapsıyordu.
Bozoğlu o dönem soruşturmalardaki eksikliklere ilişkin çok sert bir tespitte bulunmuş, araştırma derinleştikçe yeni soruşturma zaaflarının ortaya çıktığını söylemişti. Şimdi önünde başka isimlerin bulunduğu başka bir dosya var.
ORDU VE POLİSİN ÖZELLEŞTİRİLMESİ, OY HAKKININ SORGULANMASI...
Mises Enstitüsü çevresinde tartışılan fikirler sıradan ekonomik görüş ayrılıklarından ibaret değil. Devletin bugün bildiğimiz biçiminin aşılması, genel oy hakkının sorgulanması, ordu ve polisin özelleştirilmesi gibi radikal düşünceler gündeme geliyor. AfD ile bu çevre arasındaki temaslar da artık görünür durumda.
Para izleri ise geçmişe uzanıyor.
Süddeutsche Zeitung, WDR ve NDR’nin yıllar önce yürüttüğü araştırmalar, AfD lehine milyonlarca avroluk kampanyaların arkasındaki mali yapıyı araştırırken milyarder August von Finck’in yakın çevresine kadar ulaşmıştı. Finck’in AfD’yi doğrudan finanse ettiği kanıtlanmış değildi. Ancak bağlantılar ve cevaplanmamış sorular ortadaydı.
AfD: DIŞ GÜÇLERİN YENİ PROJESİ Mİ?
Bozoğlu bu nedenle Bavyera hükümetine 21 soru yöneltti:
Para nereden geliyor?
Finck’in rolü neydi?
AfD ile ilişkiler ne kadar ileri gidiyor?
Devlet bu yapılar hakkında ne biliyor?
Güvenlik makamları neden bugüne kadar harekete geçmedi?
Soruların ağırlığını artıran bir başka gelişme daha var. AfD’nin uluslararası ilişkileri artık yalnızca Almanya içinde tartışılmıyor. Rusya ile temaslar bir tarafta, ABD’deki yeni sağ ve Donald Trump çevresindeki siyasi aktörlerle kurulan ilişkiler diğer tarafta duruyor.
Bozoğlu’nun sürekli bize servis edilen ve böylece başımızı asıl konudan başka yöne çeviren "ırkçı" söylemine ilişkin okuması işte tam da burada farklılaşarak karşımıza çıkıyor. Yeşil siyasetçiye göre kritik nokta aslında sağ-sol ya da Alman-yabancı karşıtlığının ötesinde. Mesele, demokratik devletin hangi yöne dönüştürüldüğü.
ABD’NİN “ICE MODELİ”: ALMANYA’YI, ÜLKEYE UYARLANMASI KONUSUNDA UYARMIŞTI
Ocak ayında yaptığı ICE (ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Birimi) uyarısı da bu nedenle bugün başka bir anlam kazanıyor. AfD’nin ABD modelinden esinlenerek özel bir sınır dışı birimi istemesini göç politikasındaki sıradan bir sertleşme olarak okumamak gerektiğini söyleyen Bozoğlu, konuyu daha çok devletin insan üzerindeki kontrolünün genişletilmesinin işareti olarak değerlendiriyor.
NSU’yu yıllarca araştıran Bozoğlu şimdi yeniden aynı temel soruların peşinde: Kim kiminle bağlantılı? Para nereden geliyor? Hangi ideoloji taşınıyor? Devlet ne biliyor? Belki de hepsinden önemlisi, Almanya, gözümüzün önünde nasıl bir devlete dönüşüyor?
Cemal Bozoğlu ile AfD’nin arkasındaki ve çevresindeki para ağlarını, Rusya ve ABD bağlantılarını, Mises Enstitüsü’nü, Degussa’yı, ICE modelini ve otoriter devlet tehlikesini konuştuk.
- Almanya için Alternatif (AfD) partisinin içinde etnik milliyetçi (völkisch-nationalistisch), aşırı sağcı, hatta ırkçı çevrelerle temasları bulunan isim ve grupların olduğu biliniyor. Ancak buradan hareketle bütün AfD’yi yalnızca “ırkçı bir parti” olarak tanımlamak, bugün karşı karşıya olduğu-muz siyasi olguyu açıklamak için yeterli mi? AfD homojen bir parti olmadığı gibi seçmeni de homojen değil. Partinin içinde faşizan, ekonomik liberal ve merkez sağa yakın muhafazakâr ke-simlerin yanı sıra sosyal politikada daha devletçi çizgiyi savunan gruplar da bulunuyor. Göçmen kökenli seçmenler arasında da AfD’ye destek görüyoruz.
Sizce AfD’yi yalnızca “ırkçı” etiketiyle açıklamak, partinin neden bu kadar farklı toplumsal kesim-lerden oy alabildiğini sorgulamaktan kaçınan bir kolaycılığa dönüşmüyor mu? Özellikle sosyal devlet, göç ve “önce Almanlar” söylemi açısından baktığınızda, refah şovenizmi AfD’nin başarısını açıklamak için daha kapsayıcı bir kavram olabilir mi? Siz AfD’yi nasıl tanımlıyorsunuz?
CEMAL BOZOĞLU AfD Partisi kurulduğu zaman merkezi politik çizgisi, Hıristiyan demokratların sağında neo-liberal ekonomik politikaları hedefliyordu ve politikasının temel taşlarını euroya geçiş ve Avrupa Birliği’nin finansal yapılanmasına yönelik eleştiriler oluşturuyordu. Göçmen karşıtı eği-limler daha sonra, Berlin Maliye senatörü Thilo Sarrazin’in başını çektiği göçmen karşıtı kitapları, Dresden’den başlayarak Almanya’nın birçok şehrine yayılan PEGİDA ve “pazartesi mitinglerinin” eklemlenmesiyle birlikte AfD’ye ırkçı bir dinamik kazandırdı. Bu dinamik AfD’nin her parti başkanı değişiminde (Prof. Bernd Lucke, Frauke Petry ve Jörg Meuthen) bir adım daha sağa kayarak radi-kalleşmesine yol açtı. Radikal sağ eğilimler parti programında ve yönetiminde çok daha etkin bir şekilde hakimiyet kurmasının önünü açtı.
Bugün geleneksel nasyonal-sosyalist eğilim, popülist radikal eğilimlerle ortak hareket etme zemini oluşturarak partiyi birlikte yönetmektedir. Hedefleri, aşağıdan yukarıya daha militarist, otoriter, tek etnisiteye dayalı “neoliberal” ekonomik sistemin hâkim kılındığı devlet sistemi kurma yönünde büyük adımlarla ilerliyor. Yolları ve metodları farklı olsa da hedef NSDAP 2.0 iktidarını kurmak.
- AfD’nin yükselişi konuşulurken merkez sağ ve merkez sol kendi sorumluluğuyla yeterince yüz-leşiyor mu? Almanya’da insanlar artan fiyatlar ve kiralarla mücadele ediyor, alım güçlerinin düş-tüğünü hissediyor, enerji maliyetlerinden, sosyal güvencelerinden ve geleceklerinden kaygı duyu-yorlar. Merkez siyaset insanların geçim, kira, enerji, sosyal güvenlik ve gelecek kaygılarını yete-rince sahiplenmeyerek bu alanı AfD’ye kendisi bırakmadı mı? Partiniz açısından baktığınızda, AfD’nin yükselişinde “Biz de burada hata yaptık” dediğiniz noktalar neler? Bu sonuçlardan hangi dersler çıkarılmalı?
CEMAL BOZOĞLU - AfD’yi halkın sosyal sorunlar ve savaş gibi kaygılarından dolayı seçtiğini dü-şünmek, hem toplumu tanımamak hem de kendi subjektif düşüncelerimize göre toplumun siyasi tavır aldığı düşünce yanlışlığına kapılmak anlamına gelir. AfD kesinlikle halkın sosyal haklarının genişletilmesini ve korunmasını istemiyor. Hatta tam tersini istiyor. Ne demek istiyorum? Örneğin asgari ücretin yükselmesine AfD karşı oy kullanıyor. Devletin ev piyasasına yatırım yapmasına kar-şı. AfD ne istiyor? Tamamen kapitalist piyasa hâkimiyetinden yana. Halk arasındaki etnik farklılık-ları kullanarak hedef şaşırtıyor. “Göçmenler gönderilirse ev sorunu çözülür, maddi sıkıntılarımız yok olur, işsizlik ortadan kalkar” diyor. Bu söylemler gerçekten sorunları çözer mi? Hayır, çözmez. Çün-kü sorunların ortaya çıkış nedeni göçmenlerin varlığı değil. Sosyal konut yapımından devletin geri çekilmesi ve 30 senedir bu alanı spekülatörlerin eline bırakması, sorunun temel kaynağı. Diğer yandan kırsal alanlarda nüfus azalırken şehirlere göçün artması en önemli etken. Bu sorunlar çö-zülmesi gerekirken günah keçisi göçmenler yapılmaktadır. Burada maksat üzüm yemek değil, bağ-cıyı dövmek. Yani azınlık grupları hedef gösterilerek çoğunluğu kendi tarafına çekmeye çalışıyorlar. Sizin soruda söylediğiniz gibi olsaydı bu seçmenlerin Sol Parti’yi seçmesi gerekirdi. Ama bu böyle olmuyor ve AfD seçmenleri bu propaganda tuzağına düşerek kendi çıkarlarına ters bir siyasi tercihe yöneliyorlar. AfD parti politikalarını ön planda savunanların hepsine faşist diyemeyiz, ama ırkçı oldukları kesin.
Geçmişte CSU/CDU, SPD gibi partilere oy verenler bugün neden AfD’ye oy veriyorlar? Dünya, iki kutuplu dönemin son bulmasıyla birlikte yeni bir evreye geçti. Yavaş yavaş şekillenen çok kutuplu dünyanın yarattığı belirsizlikler, yeni çatışmaların ve dünyanın yeniden paylaşılması sonucunu doğuruyor. Yeni paylaşım savaşları ve iklim krizi göçlere yol açıyor, enerji fiyatlarının artması yaşam koşullarını zorlaştırıyor. Bu durum insanlarda gelecek kaygılarına ve yeni siyasal arayışlara yol açıyor. Otoriter, güvenlikçi eğilimleri ve ırkçı eğilimleri güçleniyor. Bu siyasal hareket alanı, radikal ırkçı partilere kitleselleşme olanağı sağlıyor. Demokratik partiler bu boşluğu doldurmakta neden zorlanıyorlar veya neden beceremiyorlar? Cevaplanması gereken bu can alıcı sorular ve bu sorulara cevap veremeyen demokratik partiler seçimleri kaybediyorlar. Bu önemli sorulara cevap bulabilmek AfD’nin yükselişinin engellenmesi konusunda önemli bir adım atmamızı sağlayacak.
- Almanya’da savunma harcamaları hızla artarken toplumun bir bölümünde savaş ve silahlanma politikalarına yönelik ciddi kaygılar bulunuyor. Özellikle Doğu Almanya’da Ukrayna’ya silah gön-derilmesine yönelik itirazın daha güçlü olduğu görülüyor. Anne babalar çocuklarının gelecekte bir savaş ihtimaliyle karşı karşıya kalmasından, gençler ise kendi geleceklerinden kaygı duyuyor.
AfD kendisini tam bu noktada “barış partisi” olarak konumlandırıyor. Merkez siyaset toplumdaki savaş, silahlanma ve gelecek kaygılarını yeterince ciddiye almadığı için AfD’ye önemli bir siyasi alan açmış olabilir mi?
CEMAL BOZOĞLU - AfD kesinlikle barış partisi değil, hatta tam tersi, militarist, otoriter, tek etnisi-teye dayalı devlet sistemi hedefleyen bir parti. Dış politikası Putin ve Trump taraftarı bir hat izliyor. Bu ne Avrupa’nın ne de Almanya’nın ekonomik ve siyasi çıkarlarına uygun. Hatta tam tersi, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’yı güçlü yapan her konuyu sabote etme yönünde siyaset yapıyor. 80 yıllık demokrasi ile yönetilen, dünya halkları ile iyi ilişkiler içinde olan, Avrupa Birliği’nin bel kemiğini oluşturan Almanya’yı farklı bir cumhuriyete dönüştürmeyi hedefliyor. AfD’nin iktidara gelmesi, kendi sınırlarına çekilmiş, uluslararası ilişkileri Trump veya Putin’in belirlediği ulusal sınır-lara hapsolan bir ülkeye dönüştürmeyi hedefliyor. Bu da dünyanın üçüncü ekonomik gücü olan bir ülkenin bu gücünü kaybetmesi ve kendi halkının yoksullaşması anlamına gelir.
- Burada AfD’nin kendi söyleminde de bir çelişki ortaya çıkmıyor mu? Parti Ukrayna’ya silah yar-dımına ve artan savunma harcamalarına karşı çıkarken, Saksonya-Anhalt AfD lideri Ulrich Sieg-mund İsrailli savunma şirketi Elbit Systems’ın eyalette üretim yapmasına prensipte karşı olma-dıklarını açıkladı ve askeri üretimin Almanya’nın güvenliği açısından gerekli olduğunu savundu. Bu gelişmeye baktığımızda AfD’nin gerçekten savaş ve silahlanma karşıtı bir parti olmadığını da görüyoruz. Toplumdaki savaş karşıtı tepkiyi siyasi kazanca dönüştüren AfD’yi topluma nasıl an-latmanız gerekiyor?
CEMAL BOZOĞLU - Evet, Saksonya-Anhalt AfD başbakan adayı Ulrich Siegmund yaptığı açıklamay-la gerçek yüzünü gösterdi. Ne demişti? “Silah üretimine devam etmemiz gerekiyor. Çünkü göç-menleri evlerine gönderirken bu silahlara ihtiyacımız olacak.” AfD hiçbir zaman barış partisi olma-dı ve olmak da istemiyor. Şu anda taktiksel olarak Putin ve Trump ile iyi geçinmek için gerilim siya-setine karşı çıkıyor. Ancak AfD’nin içinde önemli bir kesim iç savaş fantazilerini dile getiriyorlar. Göçmenlere ve kendi siyasi rakiplerine karşı silahlanma eğilimindeler. Kendi halkına ve vatandaş-larına karşı şiddete açık olan bir siyasi partiyi barış projesi olarak göstermek sadece siyasal taktik-sel bir propaganda. AfD’nin karşı çıktığı, demokratik kurumlara ve hukuk devletine bağlı, ülke sa-vunmasını merkezine alan, anayasaya sahip çıkan ve ırkçı olmayan ordu yapısıdır.
- AfD bir taraftan Rusya’yla ilişkileri nedeniyle Almanya’da ciddi tartışmaların odağında, diğer taraftan ABD Başkanı Donald Trump ve MAGA çevrelerinden açık siyasi destek görüyor. Moskova ile Washington’ın çıkarları aynı olmadığı halde her iki taraftan AfD’ye yönelik bu yakınlığı nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Almanya’nın çıkarları” ve egemenlik iddiasıyla seçmenin karşısına çıkan AfD’nın bağımsız bir “Önce Almanya” siyasetini izlediğini söylemek ne kadar doğru? Almanya üzerindeki farklı dış güç çıkarlarının kesiştiği bir siyasi alanına dönüştüğü yönündeki uyarıları nasıl açıklıyorsunuz?
Ve son olarak, milyonlarca Türk kökenlinin ve yaklaşık 5,5 milyon Müslüman’ın yaşadığı Alman-ya’da AfD’nin bu ölçüde güçlenmesi, ülkenin iç dengeleri, toplumsal birlikteliği ve göçmen kökenli insanların geleceği açısından sizce ne anlama geliyor?
CEMAL BOZOĞLU - AfD, Almanya içinde belirli neo-liberal sermaye çevreleri tarafından maddi ve kurumsal olarak destekleniyor. Bunun uluslararası bağları da var. MAGA hareketi bu bağlantılardan birisi. Bu ilişkilere ilişkin Meclis’te 21 soruluk önerge verdim. Rusya ise Avrupa Birliği’nin ekono-mik, siyasal ve askeri açıdan güçlenmesini sabote etmeye çalışıyor. Burada dönemsel olarak işbir-liği yapılıyor. Bu hedeflerinde başarılı olurlarsa ortaya çıkan yapılar veya politik merkezler, yeni çatışmaları tetiklemenin şartlarını yaratacaktır. Tarihe gömüldüğünü zannettiğimiz insanlık dışı ırkçı vahşetlerin yenileri kaçınılmaz olacaktır. Bu da insanlığın ve dünyamızın yok olmayla karşı karşıya kalması sonucunu doğurur. Bu gidişatın durdurulması zorunluluktur. Yeniden üzerinde anla-şılan ilkeler etrafında, uluslararası dengelerin korunduğu bir sisteme geçilmesi gerekir. Yeni dün-yada ırkçılığa yer olmaması elzemdir.
Son Almanya genel seçimlerinde Türkler de dahil birçok göçmen AfD’ye oy verdi. AfD’nin popülist politikalarına kanan göçmenler, bu yanlış politik tercihin sonuçlarını pahalıya ödeyecekler. Çünkü AfD iki sınıflı toplum yaratmayı hedefliyor: Alman olanlar ve Alman olmayanlar. Toplumsal yaşa-mın her alanında bu iki sınıflı yaşam tarzının görünür olmasını istiyorlar. Alman Anayasası’nın bi-rinci maddesi, “İnsan onuruna dokunulamaz” diyor. AfD, Alman olmayanın onuru yok ve her şeyine dokunulmalı diyor. Onurumuza dokunulmasını engellemek için tüm gücümüzle Almanya’nın de-mokrasi güçleriyle birlikte omuz omuza mücadele etmekten başka çaremiz yok.
CEMAL BOZOĞLU HAKKINDA
1961 İstanbul doğumlu Cemal Bozoğlu, lise eğitimini Sivas’ta tamamladıktan sonra ailesinin yanına Almanya’ya geldi ve Augsburg’a yerleşti. “İletişim Elektronik” alanında meslek eğitimi gören Bozoğlu, daha sonra veri işleme ağırlıklı devlet onaylı elektroteknik öğrenimini tamamladı. 1994’te kurduğu bilişim şirketini, Bavyera Eyalet Meclisi’ne girdiği 2018 yılına kadar yönetti.
Siyasi ve toplumsal çalışmalara genç yaşlarda başlayan Bozoğlu, 1980-1985 yılları arasında Siemens’te çalışırken Metal İşçileri Sendikası (IG Metall) bünyesinde görev aldı. Augsburg Yabancılar Meclisi’nin kurucuları arasında bulundu ve uzun yıllar yönetiminde görev yaptı. 1982’de Birlik’90 Yeşiller partisine katıldı. Augsburg Belediye Meclisi’nde on yıl görev yaptıktan sonra 2018’de Yeşiller’den Bavyera Eyalet Meclisi’ne seçildi.
Yeşiller Meclis Grubu Aşırı Sağla Mücadele Stratejileri sözcüsü Bozoğlu aynı zamanda Federal ve Avrupa İşleri Komisyonu üyesi. Ayrıca ırkçı terör hücresi NSU cinayetlerinin aydınlatılması amacıyla kurulan Bavyera Eyalet Meclisi II. NSU Araştırma Komisyonu’nu hayata geçiren öncü isim ve komisyon bünyesinde görev aldı. Alevi Toplumu, Augsburg, Tür an Tür, ADFC ve Çevre ve Doğayı Koruma Federasyonu (Bund für Umwelt und Naturschutz) gibi çeşitli kuruluşların da üyesi olan Bozoğlu, evli ve iki çocuk babası.
IŞIN ERTÜRK - MÜNİH
Haber Kaynağı : 12punto
Çok Okunanlar
Zorunlu trafik sigortasında zamlı tarife başladı
Kenan Evren'in hüküm giydiği anların görüntüsü ortaya çıktı
Fenerbahçe'de futbolculardan İsmail Kartal'a mesaj
Yeni Parti'de kurultay öncesi beklenmedik kriz
Erdoğan: 'Kalkıp villa tahsis edilecek hâl yok'...
Mehmet Şimşek'ten vergi denetimi ve yüksek gelir açıklaması
İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'dan Birleşik Krallık’tan ayrılma planı
İki il arasında saatler süren yolculuk 2,5 saate inecek
Sorun Balbay’ın sözleri değil kimliği
Atın burnundaki toz ve uyutan din